Bir gün son defa saklambaç oynadık ve kimse fark etmedi
Oyunun unutulduğu, büyümenin neredeyse kaçınılmaz bir kayıp olarak kodlandığı bir dünyada çocuk kalmak mümkün mü? Dilge Güney, yeni romanı Anomali’de bu sorunun peşine düşerek çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o kırılgan, çoğu zaman sessizce geçilen eşiği alegorik bir anlatıyla görünür kılıyor.

Özge KARA
Normal kavramını tersyüz eden Dilge Güney’in yeni distopik romanı Anomali; oyunu, dönüşümü ve değişime direnci merkeze alırken otorite, uyum ve özgürlük üzerine de düşündürüyor. Çocukluğun saf ve yaratıcı evreninden yetişkinliğin katı gerçekliğine uzanan bu masalsı yolculukta Anomali, yalnızca bir büyüme hikâyesi anlatmakla kalmıyor; okuru, kendi çocukluğuyla kurduğu bağı yeniden sorgulamaya davet ediyor. Dilge Güney ile Anomali’nin çıkış noktasından “normal”in sınırlarına uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.
Anomali’nin çıkış noktası neydi?
Bugüne kadar yazdıklarımda aklımdan, kalbimden ne geçtiyse onun peşinden gittim. Anomali de bu şekilde doğdu. Bir anne olarak oğlumun büyüyüşüne tanık olmak, onun çocukluktan ergenliğe geçişi, özgürleşerek yeni bir kimlik inşa etmesi ve bütün bunlar olurken hayatın bize dayattıkları beni derinden etkiledi. Bununla da kalmadı kendi çocukluğumun nerede bittiği hakkında düşünmeye teşvik etti. Şu sözleri bir yerlerde okumuştum, aklımda yer etmiş: “Bir gün son defa saklambaç oynadık ve kimse fark etmedi.” Hayatı haz aldığımız, küçük sevinçlerle örülü, ilgi duyduğumuz konulara, oyunlara vakit ayırabildiğimiz küçük bir kasaba olarak değil de sahip olma, iktidar olma arzusunun tetiklemesiyle içinde yukarı aşağı koşturduğumuz bir metropol olarak görmeye nerede başlıyoruz? Bu sorunun peşine düştüm.
Kitapta bir büyüme hikâyesi anlatıyorsunuz. Büyümeyi nasıl tanımlıyorsunuz?
Büyümenin bin bir çeşidi var. Bugünün dünyası savaşlar, ekonomik sıkıntılar, istismar, şiddet gibi onlarca neden yüzünden erken büyümek zorunda kalan çocuklarla dolu. Anomali’de büyümeyi, daha sınırlı bir perspektiften, çocuğun oyun ile olan ilişkisi üzerinden tanımladım ve bir kurgu çatısı altında farklı karakterlerle anlattım. Çocuklardan biri kolayca teslim oldu büyümenin gereklerine. Sahip olma, otorite olma arzusuyla yetişkinlerin yaşadığı o metropole kolayca yerleşti; bir zamanlar çocuk olduğunu hatta çocuk diye bir varlığın olduğunu bile unuttu. Acımasız, tatminsiz bir hırs küpüne dönüştü. Hikâyenin başında büyümeye direnen başka çocuklar da zaman içinde anomaliye teslim oldular. Yalnızca bir kişi farklıydı; o da büyüdü ama çocukluğuyla kurduğu bağlantıyı yitirmeden. İşte Anomali onun büyüme hikâyesi.
Kitap, Türk çocuk edebiyatında örneğine nadiren rastladığımız alegorik bir metin. Alegori sizin için neyi mümkün kıldı; bu hikâye daha gerçekçi bir dille anlatılsaydı neleri kaybederdi?
Anomali bir taslak çıkarma fırsatı bile vermeden, sanki bir anda, biri kulağıma fısıldıyormuş gibi geldi. Bu plansızca geliveren alegori bir oyun alanı açtı diyebilirim. Metin aracılığıyla okur ile aramızda sanki bir oyun kuruldu. Gerçekten yoğun duygular içinde olmamın yanı sıra bir çocuğun yapbozla, legolarla oynarken duyduğu hazzı yaşar gibi yazdım. Peşin olarak Anomali’nin büyüme alegorisi olduğunu söylemesek belki başka okurlar bambaşka yorumlar yapacaktı. İktidar alegorisi ya da değişime direnmenin alegorisi gibi yorumlar aldım. Gerçekçi bir anlatım bu oyunu bozardı, metni tek anlamlı hale getirirdi.
Anomali yaşsız bir kitap. Hikâyeyi yazarken daha çok çocuk okura mı, çocukluğunu unutmuş yetişkinlere mi seslenmek istediniz?
Çocuklar için yazmaya başladığım günden bu yana yetişkinler için yazmaya hiç heves etmedim. Anladım ki çocuklara yazmak benim kendi çocukluğumla, gençliğimle aramda taptaze bir bağ kuruyor. Hafızamın karanlık koridorlarında kalbimin derinliklerinde dolaşan çocukluğum bana bu sayede sesini duyuruyor. Anomali’yi de çocukluğun sesiyle çocuklara hitaben yazdım. Fakat çocukluğuyla zayıf ya da kopuk bile olsa hâlâ bağ kurabilen, en azından onun aklının kalbinin derinliklerinde varlığını hisseden yetişkinler için de bu kitabın anlamlı olacağını düşünüyorum. Anomali’de her okur yaşına ve büyüme deneyimine göre başka bir şey okuyacak.
Çocuklar ve yetişkinler neredeyse “iki ayrı gezegenin insanları” gibi konumlanıyor. Bu kopuş ne zaman başlıyor?
Bu kopuşu bize içinde yaşadığımız sistem dayatıyor. Yaş alırken, hepimize biçilen roller var. Derslerine çalış, okullarını bitir, işe gir, evlen, aile kur, çalış, emekli ol ve kenara çekil. Bin bir çeşit sorumlulukla çevrili bir ömür. Bütün bunları layıkıyla yapmak elbette kolay olmuyor, tek birini bile aksattığınızda çeşitli şekillerde sistemin dışına itilebiliyorsunuz. Oyun oynayacak haliniz de kalmıyor, isteğiniz de. Büyük bir genelleme yapacak olursam, bir insan oyun oynadığı için suçlu hissetmeye başladığında ya da oyundan eskisi kadar haz alamaz olduğunda kopuş başlıyor.
Normal ve anormal tanımlarını nasıl yapıyorsunuz?
Bu tip terimler toplumların inşa ettiği beklentilerle ilişkili. Anomali’de kitabın başından sonuna değişim gösteren normal-anormal yaklaşımları var ve gerçek dünyadakinden daha net. Oyun oynama ihtiyacı içinde olan bir çocuğun sınıfta hiç kıpırdamadan durmasını, teneffüslerde bizim uygun gördüğümüz süre içinde oyun oynamasını, eve geldiğinde bizim uygun gördüğümüz kadar yemek yemesini, ödev yapmasını, ekrana bakmasını ve uyumasını bekliyoruz. Bunlar onların beslenme ve gelişim süreci için gerekli de olsa çocuk için zorlayıcı olabileceğini aklımıza bile getirmiyoruz. Ne de olsa yetişkin bakış açısına göre çocukların hayatı kolaydır. Biz bütün bu beklentiler içinde çocukla birlikte oradan oraya savrulurken, bir zamanlar benzer güçlükleri yaşadığımızı hatırlamıyoruz. Eğer hatırlasaydık, otuz yaşına geldiğimizde hâlâ eskisi kadar oyundan zevk alıyor olsaydık, yetişkin dünyasının gerçekliğine katlanmamız çok daha zor olurdu. Çoğumuz terbiye olmak ve oyundan vazgeçmek zorunda kaldık. Normal olan büyük bir ciddiyetle işimizi yapmak ve gereği gibi yapmadıkları ödevler için çocukları azarlamak oldu. Oysa ne demiştik, oyun oynama isteği normaldi, koşulsuz ve daima…
Hikâyede umut çok kırılgan ama ısrarla varlığını koruyor. Umut, büyüme sürecinde kaybolan bir şey mi, yoksa sadece şekil mi değiştiriyor?
Umutlu olma hâli herkesin büyüme deneyimine ve kişilik özelliklere göre değişkenlik gösteriyor. Çocukluğunda travmaya maruz kalmış bir çocuk, üstüne bir de ona travmayı yaşatan kişinin cezalandırılmadığını gördüğünde; onun umudunu diri tutabilen biri olmasını bekleyemeyiz. Yine de bazı insanlar umutlu olma konusunda diğerlerine göre daha inatçı. Kişisel gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki, çocuk edebiyatı ile uğraşan insanlar çoğunlukla dünyadaki aksaklıkları gördükleri halde ümidini koruyabilenler arasından çıkıyor. Çünkü çocuklar için yazmak, her şeye rağmen daha iyi bir dünyanın gerçekleşme ihtimaline dair bir inancı da içinde barındırıyor.
“Büyümenin kimi zaman büyülü, kimi zaman labirentler gibi karmaşık bir yolculuk” olduğunu söylüyorsunuz. Bugün geriye dönüp baktığınızda, kendi yolculuğunuzda sizi en çok dönüştüren labirent neydi?
Yaramaz bir çocuktum; ya da aklına koyduğunu yapma konusunda ısrarcı bir çocuktum diyelim. Ortaokul yıllarında biraz daha olgun davranmaya başladım, hızlıca büyümek hevesindeydim ama bunun da kendi içinde bir tür yetişkincilik oyunu olduğunu şimdi görebiliyorum. Bunlar bana göre, büyümeyi kabullenmekte zorlandığıma dair işaretler. Sonra okullar, sınavlar, meslek edinme derken bir de baktım ki gerçekten büyümüşüm. Etrafımda pek çocuk da olmadığından çocukluk ruh halini unutmuşum. Büyük ihtimalle anne olmasam ve çocuklar için yazmaya başlamasam şu anda kendi çocukluğumla kurabildiğim o bağlantıyı yakalayamazdım. Anomali’yi anlatan o kızın sesini de duyamazdım.
Yıllar önce ilkokulda bir etkinliğe gitmiştim. Bir çocuk etkinliğin sonunda bana “ilk defa yetişkin olup da mantıklı konuşan biriyle karşılaşıyorum” dedi. Bunu ona söyleten belki de yazarken bana sesini duyurmayı başaran çocukluğumun orada olduğunu fark etmesiydi. Gerçekten de zaman içinde yeniden onların gözünden dünyayı görebilmeyi, o labirentin içinde yolumu bulmayı öğrenmiş olabilirim.
Anomali’yi eline alan bir okurun, kitabı bitirdiğinde yanında götürmesini istediğiniz duygu ne olurdu?
Anomali okurunu duygular arasında gezdirebilecek bir kitap. Ama kitapta bir distopyanın katman katman açılarak bir ütopyaya dönüştüğünü düşünürsek, en çok umut kalır diye düşünüyorum. Bugünlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz da bu.


