Google Play Store
App Store
Bir istifanın anatomisi

CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan bugünlerde siyasetin bir numaralı gündem başlığı. Meselenin bir yönü iktidarın muhalefeti dağıtma stratejisine, diğer yönü CHP’nin aday belirleme süreçlerine uzanıyor.

Kendini “ülkücü” olarak tanımlayan Özarslan, İYİ Parti’nin kurucularından biri. 2018’de milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Özarslan’ın Mansur Yavaş’a yakın bir isim olduğu biliniyor. 2019’dan itibaren Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Belko ve Portaş şirketlerinde üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Daha sonra Yavaş’ın başdanışmanı oldu. 2024 yerel seçimlerine İYİ Parti’nin “hür ve müstakil” girme kararı alıp CHP ile iş birliğini reddetmesinin ardından bu karara karşı çıkıp Yavaş’ın yanında durdu.

Sonrasında CHP’ye katıldı ve Ankara’nın en büyük ikinci, Türkiye’nin ise en büyük dördüncü ilçesi olan Keçiören’de aday gösterildi. Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP 47 yıl sonra birinci parti olup AKP ilk kez bir seçimde ikinci parti konumuna düşerken, genel tablonun bir parçası olarak Keçiören de 94’ten bu yana ilk kez CHP geleneği tarafından kazanıldı. Özarslan yüzde 48’le başkan seçildi; 20 yıldır ilçeyi yöneten AKP ise yüzde 38,5’te kaldı. Ankara genelinde de CHP, AKP’ye 16’ya 8 üstünlük kurdu.

Mesut Özarslan’la ilgili son dönemde Murat Kurum’a 6 Ocak’ta yaptığı görüşmenin ardından AKP’ye katılacağı yönünde söylentiler dolaşmaya başlamıştı. CHP’den gelen telefonları açmayan Özarslan, 8 Şubat’ta yaptığı açıklamayla, Kurum’a da selam göndermeyi ihmal etmeyerek, CHP’den istifa ettiğini duyurdu. Özarslan, istifasının gerekçesinin CHP lideri Özgür Özel’in kendisine yönelik sözleri olduğunu savundu.

İstifası sonrası 9 Şubat tarihli açıklamada ise “Bana ne AKP uzak ne MHP uzak. Süreç ne gösterecek birlikte göreceğiz” diyerek tüm kapıları açık tuttu. İlk gelen iddialar, Özarslan’ın bugün AKP’ye katılacağı ve partinin grup toplantısında rozetinin Erdoğan tarafından takılacağını içeriyordu. Sözlerine ve tavırlarına bakılırsa bu kendisinin de arzuladığı bir final. Sürecin nasıl nihayete ereceğini gün içinde anlayacağız.

AKP’ye katılır mı katılmaz mı bilinmez ama Özarslan’ın istifasını, iktidarın muhalefeti hedef alan taarruz siyasetinin son halkası olarak görmek gerekir. Erdoğan’ın “silkeleme” diyerek adını koyduğu taarruz, çok boyutlu hamlelerle işliyor. Bir taraftan yargı mekanizması hedef odaklı çalışırken diğer yandan da muhalefeti içeriden çözmek ve paralize etmek amacıyla tehdit kartı gösterilerek “transferler” yapılıyor. Seçimle kazanılamayan, zayıf ve direnç gösteremeyecek unsurların muhalefetten koparılması yoluyla kazanılıyor.

Özarslan’ın CHP’den kopuşunun da bu stratejiden bağımsız olduğunu düşünmek hata olur. Hakkındaki yolsuzluk iddiaları onu “kolay lokma” haline getirdi. Keçiören’in özel önemi ise işin bir noktada Mansur Yavaş’a dokunma ihtimali… Bunun nereye varacağı bilinmez ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin siyasi rekabetteki ağırlığı ve Yavaş’ın isminin CHP’nin olası cumhurbaşkanı adaylarından biri olarak anılması, onun etrafındaki aktörleri iktidar açısından daha “değerli” kılıyor. Dolayısıyla CHP’nin buraya sağlam bir müdafaa hattı kurması gerekebilir.

Muhalif siyaset önemli bir sınavdan geçiyor. Siyasete kişisel ikbal için katılanlar, ne yazık ki azımsanacak sayıda değiller, bir bir yolunu değiştiriyor. Bunun sancısını da haliyle CHP çekiyor. Yaklaşık yarım asır sonra CHP’yi siyasi yarışın tepesine taşıyan dinamiklerin içinde, kuşkusuz partinin yıllar içinde geçirdiği dönüşümün, yaptığı açılımların ve son değişim kurultayının etkisi var. Ancak bu seyir CHP’nin içinde farklı sorunları ve tartışmaları da büyüttü. Günümüzün siyasi atmosferi, yargının siyasallaşması ve iktidarın sahip olduğu asimetrik güç de hatalı tercih ve görevlendirmelerin tahrip kapasitesini artırıyor.

Özgür Özel dünkü grup konuşmasının son bölümünde “İktidara yürüyen partinin doğrusu da olur, yanlışı da olur” diyerek Mesut Özarslan’ı aday göstererek doğru karar vermediklerini kabul etmiş oldu. Bununla birlikte yapılan hatanın, belirlenen iktidar hedefi doğrultusunda “anlaşılır” görülmesi gerektiğini de ima etti. Yani yanlışı kabul etse de bunun doğruyu eyleme sürecinin doğal bir bileşeni olduğunu anlattı. Bu konuşma, CHP’nin izlediği çizgiyi esastan değiştirmeyeceği anlamına geliyor.

Siyaset hataya açık bir faaliyet olsa ve iddialı hedefler riski artırsa da ilkelerin daha fazla önemsenmesi gereken bir dönemde olduğumuz ortada. Bilhassa bu iklimde muhalefet, istisnasız şekilde, görevlere kariyerist amaçlarla talip olanlarla değil, şahsi menfaatlerinden önce memleketin yarınlarını düşünen cesur ve idealist insanlarla yol yürümeye mecburdur. Her ihanet bunu bir kez daha kanıtlıyor.