Google Play Store
App Store

(Bir ön açıklama: Zaman zaman yazar, yazdığı yazının bir köşe yazısı olduğunu unutuyor, uzun uzun yazıyor, editörün hoş görüsünü de zorluyor. Öyle ki, editörün uyarısı olmasa, yazı, bırakın gazetenin bir sayfasının üçte birini kapsamasını, nerdeyse sayfanın tümünü kapsayacak. Yayımlanması için gazeteye gönderdiğim yazının ilk hali bu haldeydi, uzundu. O nedenle bu yazı, ilk halinin ikiye bölünmüş birincisi. Bir sonraki yayımlanması planlanan ikinci haliyle bir bütünlük sağlayacak.)

Aydemir Güler, “Mehmet Akif Ersoy’un torunu” olması üzerinden maruz kaldığı övgü, yergi ve “eleştiri” saldırılarına, Sol Haber’deki köşesinde değinmişti. Güler, bunu bir zorunluluk olarak yaptığını belirtmiş ve okurlarını böyle bir konuyla meşgul ettiği için özür dilemişti. Ayrıca, bu konuya bir daha yer vermeyeceğini açıklamıştı.

Ben de benzer bir özürle başlamak istiyorum: Bu yazıda, mecburen birkaç kez “ben” (belki de ben, ben ve yine ben) demek durumunda kalacağım için okurlarımı rahatsız etme ihtimalim var. Bu nedenle, şimdiden herkesten özür dilerim.

BirGün gazetesindeki “Merkezi Kaybolmuş Çembere Paradigmatik Yaklaşım” başlıklı bir önceki yazım, editörün bazı hoşgörülü müdahalesine rağmen (mutlaka haklı gerekçelerledir) yayımlandı ve ben, henüz gazeteden kovulmadım.

KOVULMADIĞIM BAŞKA YERLER DE VAR

1989 yılında, ÖSYM’de üniversite ikinci basamak sınavında matematik sorularını hazırlamakla görevli üç kişilik bir ekipteydim. Göreve başladıktan ikinci ya da üçüncü gün, dışarı çıkıp biraz yürüyüş yapmak istediğimde, binaya her giriş ve çıkışta imza atmam gerektiği söylendi. Buna yanıtım ise: “İstediğim zaman girer ve çıkarım, imza da atmam.” şeklinde olmuştu.

Bu durum, bağlı olduğum Test Araştırma Birimi’nin başkanı tarafından ÖSYM Başkanı Fethi Toker’e iletildi. Toker’in verdiği yanıt ise oldukça netti: “Zafer Bey dışındakiler imza atmaya devam etsin.” Böylece ÖSYM’den de kovulmamıştım.

NESİN MATEMATİK KÖYÜNDEN KOVULMA

İşler her zaman yolunda gitmedi, kovulmama konusunda her zaman şanslı değildim. Pandemi döneminde, bir matematikçinin (bence dolandırıcı) sosyal medya üzerinden yaptığı “Çevrim içi (On-line) matematik dersi veriyorum. Grup sayısı 20’dir. Ders ücreti, ODTÜ öğrencilerine 120 TL ve diğer öğrencilere 240 TL” duyurusuna, “Bu ücret farkı neden?” diye sormam üzerine olaylar gelişti. Bu sorumun ardından, uzun yıllardır karşı karşıya gelmediğim Nesin Matematik Köyü kurucusu Ali Nesin,  devreye girerek  Köy’de vereceğim dersleri iptal ettirerek Köy’den kovulmuştum. Üstelik, Köy’ün e-kütüphanesinde uzun zamandır yer alan bazı matematik notlarım da çıkartılarak, “ders notlarım da kovulmuştu.”

Birçok açıdan, Nesin Matematik Köyü 2007 yılında heyecanla kurulmuş, 2015 yılına kadar devrimci bir “Köy Enstitüsü” idi. Ama şimdi değil!

ODTÜ YÖNETİMİNCE KOVULMA

ODTÜ yönetimiyle yaşamış olduğum bir kadroya atanma meselesi mahkemeye taşınmış ve olaylar şu şekilde gelişmişti: ODTÜ yönetimine karşı açtığım bir davada, İdare Mahkemesi bilirkişi raporu oluşturarak lehime karar vermişti. Ancak Danıştay, “İdare Mahkemesi tarafından oluşturulan bilirkişi raporlarını, Üniversite Senatosunca alınan ve YÖK tarafından onaylanan atama kriterlerini esas almadan hazırlamış” diyerek kararı bozdu.

YÖK’e, “YÖK tarafından onaylanmış böyle bir karar var mı?” diye sorduğumda aldığım yanıt, “yoktur” olmuştu. YÖK’ün bu yanıtını da ekleyerek Danıştay’a yaptığım itiraz da ise “Her ne kadar karar YÖK tarafından onaylanmamış olsa da Üniversite Senatosunca alınmış olması yeterlidir” gerekçesiyle reddedildi.

Üniversiteye, “Senato tarafından böyle bir karar alınmış mıdır?” diye sordum ancak üniversite bu soruya, kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir maddeyi gerekçe göstererek yanıt vermedi. Bunun üzerine Başbakanlığın ilgili birimine yaptığım itiraz sonrasında, üniversite yanıt vermek zorunda kaldı ve “Üniversite Senatosunca alınmış böyle bir karar yoktur” açıklamasını yaptı. Bu durum, Danıştay’ın bozma gerekçesini maddi olarak tamamen çökertmişti. Fakat Danıştay’a, üniversitenin yanıtını da içeren itiraz dilekçeme verilen cevap yine “itirazınız reddedilmiştir” oldu.

Anladım ki korkak cübbeli ODTÜ yönetimi, Danıştay’a müdahale etmişti. Bunun üzerine, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucularından Sinan Cemgil’in mirasını ve “hocam” kavramının ağırlığını kullanarak ODTÜ kamuoyuna şu açıklamayı yaptım:

“Dolmuşçuya, madenciye, ırgat Süleyman’a, pornocuya, kerhane bekçisine hocam diyebilirim ama ODTÜ rektörü Ahmet Acar’a hocam diyemem.”

Taylan Kara bir yazısında, “Akademi Biat Eder mi?” diye sormuş ve bu soruya maddeler hâlinde yanıt vermişti. Akademi ve cübbeleşmiş akademi farklıdır. Cübbeleşmiş her akademi, mahkemeye müdahale de eder biat da eder.