Google Play Store
App Store

2025 sinema sanatı adına verimli bir yıl oldu. ABD sinemasında bağımsızlar öne çıkarken, Avrupa, Latin Amerika ve Asya sinemaları insan onuruna sahip çıkan nitelikli yapımlarla gücünü gösterdi.

Bir sinema yılından

Sinema endüstrisi pandemi sonrası yeniden güç kazanmaya çalışsa da, tüm ülkelerde belirgin bir seyirci kaybı var. Bunda en önemli etken, seyir alışkanlığının değişmesi, seyircinin evine kapanıp elektronik ortamdaki veri akışına sığınması oldu. Dijital platformlar Hollywood’un ekmeğini elinden alabilecek mi, bunu zaman gösterecek ama platformların giderek güçlendiği bir gerçek. Yılın sonunda sinema dünyası Netflix’in Warner Bros’u satın aldığı söylentileri ile çalkalandı. Platformlar arası rekabet içerik arayışında çeşitliliği zorunlu kılıyor. Sanat sineması örneklerini de portföylerine alan platformlar kendi filmlerini üretme seçeneğini daha ekonomik buluyor. Önceleri bu ortama soğuk bakan yönetmenler platformlar için film üretmeye başladı bile. Bu gidiş, sinema sanatının geleceğine ışık tutan festivalleri de etkiliyor. Dijital platform yapımlarına kapılarını kapalı tutan festivaller bu tutumlarını sürdüremeyeceklerini anladılar. Artık programlarına platform yapımlarını almakta sakınca görmüyorlar.

Amerikan sineması 70’lerdeki çizgisini aratsa da, bağımsız yapımlar festivallerde etkili olmayı sürdürdü. Büyük stüdyolar ise kan kaybını önlemek için çareyi eski filmlerin yeniden çevrimlerinde ve küçük bütçeli filmlerde arıyor. 2025 Cannes’ında Altın Palmiye’yi ‘Anora’nın kazanması, ‘Bugonia’, ‘Jay Kelly’, ‘Nouvelle Vague’, ‘Hind Rajab’ın Sesi’ örneklerinde olduğu gibi Avrupa ülkeleri ile ortak yapımların sayısının artması bu eğilimin giderek güç kazandığını gösteriyor. Latin Amerika’da Brezilya ve Arjantin sinemalarından etkileyici ürünler geliyor. Asya’da Güney Kore ve Japonya’dan ticari sinema ürünlerinin yanı sıra ilginç yapımlar geliyor. Tunus’tan, Hindistan’dan kadın yönetmenler, Filistinli ve İranlı sinemacılar -bir bölümü ülkeleri dışında, bir bölümü ülkelerinde sansürle dans ederek- sinema dünyasında ses getiren işler yapıyor.

Avrupa sinemasında Fransa gişede ve festivallerde liderliğini korurken, İskandinav sineması farklı türlerde ilginç örneklerle öne çıkıyor. Adet olduğu üzere, yılın en iyi yabancı filmlerini içeren liste ile bu bölümü noktalayalım. Yirmi filmlik seçkiyi, 2025 Ocak’tan Aralık sonuna dek Türkiye’de gösterime girmiş yapımlar arasından oluşturdum. Festivallerde izlediğimiz, henüz gösterime çıkmamış -ya da hiç çıkmayacak- filmleri hesaba katmadan… Listedeki bazı filmler 2024 yapımı, ama ülkemizde 2025 yılında gösterime girdikleri için yılın seçkisine dahil oldular. Sinemada gösterilmeden platformlarda gösterime girenler de var aralarında. Ayrıca, şunu da eklemek isterim, iki önemli filmi, Fatih Akın’ın ‘Amrum’unu ve Cherien Dabis’in ‘Senden Geriye Kalan’ adlı Almanya, Kıbrıs, Filistin, Ürdün, Yunanistan, Katar, Suudi Arabistan, ABD, Mısır ortak yapımını izleme şansım olmadı.

İlk On (alfabetik sırayla): Aydınlık Hayallerimiz / Payel Kapadia (Fransa, İtalya, Hollanda, Lüksemburg, İtalya yapımı), Brutalist / Bradley Corbet (ABD, Birleşik Krallık, Kanada), Chuck’ın Hayatı / Mike Flanagan (ABD), Frankenstein / Guillermo del Toro (Meksika, ABD), Hâlâ Buradayım / Walter Salles (Brezilya, Fransa), Hind Rajab’ın Sesi / Kaouther Ben Hania (Tunus, Fransa, ABD, Birleşik Krallık, ABD), Konsey / Edward Berger (Birleşik Krallık, ABD), Kutsal İncir’in Tohumu / Mohammad Rasoulof (Fransa, Almanya, İran), Manevi Değer / Joachim Trier (Norveç, Almanya Danimarka, Fransa, İsveç), Savaş Üstüne Savaş / Paul Thomas Anderson (ABD).

İkinci On’da: Aznavour (Fransa), Bir Şair (Kolombiya, Almanya, İsveç), Bob Dylan Tam Bir Bilinmez (ABD), DJ Ahmet (Kuzey Makedonya, Çek Cum, Sırbistan, Hırvatistan), En Değerli Hediye (Fransa, Belçika), Flow (Litvanya, Belçika, Fransa), Günahkarlar (ABD, Avustralya, Kanada), Mavi Ay (ABD, İrlanda), Lee (Birleşik Krallık, ABD, Macaristan, Avustralya, Singapur), Zootopia 2 (ABD).

ÜLKEMİZDE DURUM PARLAK DEĞİL

Sinemamız da dünyadaki süreçlerden etkileniyor ister istemez. Buna bir de ekonomik krizi, yapım maliyetlerindeki artışı eklerseniz sinemamızdan mucizeler beklemek için çok iyimser olmak gerek. Seyirci sayısında bu yıl da bir toparlanma olmadı (30 milyonun altında). Yapım sayısı açısından pek çok ülkenin ilerisindeyiz; 2025 yılında 139 yerli film gösterime girdi (hiç giremeyenler de var). Ama bu filmlerin yarıdan fazlası 10.000 seyirciye bile ulaşamamış. Her zaman olduğu gibi niteliksiz güldürüler ve çocuk filmleri ya da berbat korku filmleri para kazanırken, Mert Baykal’ın ‘Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi veyahut Yan Yana’sının 2025’te hasılat lideri olması (2,5 milyonu aşan bir seyirciye ulaşması) güzel bir sürpriz. Bu başarıda Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit’in başarılı yorumlarının rolü büyük elbette. Tabii bir de, sağlam bir senaryoya sahip olan, sinemalarımızda ‘Can Dostum’ adıyla gösterilen Gus Van Sant imzalı ‘Good Will Hunting’den başarıyla uyarlanmış olmasını hesaba katmak lazım.

Yılın en nitelikli yapımları 7-8.000 seyirciye ulaşırken, eleştirmenlerin çoğunluğunun ‘yılın filmi’ olarak nitelendirdiği ‘O da Bir Şey mi’ bile 18.000 seyircide kalmış. Bu son derece üzücü tablo nedensiz ortaya çıkmıyor. Cehaletin baş tacı edildiği, medyada -TRT2 dışında- sinema sanatının esamisinin okunmadığı bir ortamda nasıl seyirci yetişir? (Halk TV ve Sözcü Televizyonunda bile tek bir sanat/sinema programı olmadığını vurgulamaya gerek var mı?). Yakın zamanda yapım sayısının düşeceğini tahmin ediyorum. Çünkü maliyetlerin her gün arttığı bir ortamda nitelikli film yapmak isteyenlerin tek seçeneği platformlara dizi ya da film çekmek olacak, kimsenin kuşkusu olmasın. Yerli filmler arasında ‘Uykucu’yu, ‘Adile Naşit’i ve ‘Gerçek Ötesi’ni izleme olanağı bulamadığımı belirttikten sonra, on filmlik yerli film seçkimize geçebiliriz (gene alfabetik sırayla):  Bak Postacı Geliyor / Yüksel Aksu; Bildiğin Gibi Değil / Vuslat Saraçoğlu,  Erken Kış / Özcan Alper, Gecenin Kıyısı / Türker Süer, Gündüz Apollon Gece Athena / Emine Yıldırım, Gülizar / Belkıs Bayrak, O da Bir Şey mi / Pelin Esmer, Ölü Mevsim / Doğuş Algün, Yan Yana / Mert Baykal, Yeni Şafak Solarken / Gürcan Keltek. Bu sayıyı yirmiye tamamlamak isterdim ama ne yazık ki mümkün görünmüyor. Üç usta sinemacının dışında yeni isimler yer alıyor listede. Umalım ki, gelecek yıllarda üretimlerini sürdürme olanağı bulabilsinler. Evet, Bakanlık desteği yeterli değil, artması gerek… Peki, sizin de yapmanız gereken bir şey yok mu? Sinemaya gitme alışkanlığını yeniden kazanmak gibi?