Google Play Store
App Store

Değişim talebinin açığa çıkması, bize birlikte yürüyeceğimiz bir yol açtı, dayanışmayı birlikte öğrendiğimiz bir hal ortaya çıktı. Madem eskiye geri dönemeyiz, ötesini yaratmalıyız diyoruz, bu aslında hepimiz için bir ihtiyaç. Üniversitelerde yapılan forumlar, sokaklardaki yürüyüşler, bir araya geldiğimiz tüm zeminleri çoğaltmak, en geniş kesimlere yaymak, bundan sonraki süreçte değişim talebine yönelik yeni pratikler, mücadeleler üretebilmek gerekiyor.

Birlikte mücadeleyi sürdürebilmeliyiz

Yusuf Tuna Koç

19 Mart’tan bu yana üniversite gençliği açısından da yeni bir evreye girildi. İki aydır yalnızca ODTÜ, Boğaziçi gibi simge okullarda değil, Gazi’den Hacettepe’ye, Ankara ve İstanbul’daki vakıf üniversitelerine kadar tüm gençlerin zihninde, bu iktidarın nasıl değiştirilebileceği fikri yatıyor. 19 Mart sonrasında eylemlilikler, yeni dayanışma pratikleri, kendi sözleriyle birbirlerini sokakta buldukları yeni bir gerçeklik yarattı. Artık geleceksizlik yalnızca bir şikâyet unsuru değil, bir mücadele başlığı. Nitekim 19 Mart’tan 1 Mayıs’a, üniversite şenliklerine kadar bu politik hal kendisini farklı biçimlerde göstermeye devam ediyor.

Ankara, Hacettepe, Bilkent Üniversiteleri ve ODTÜ’den gençlerle, gençlerin 2025 Türkiye’sinde sorunlarını, geleceksizlikten ne anladıklarını, 19 Mart sonrası süreçteki rollerini ve bu siyasal mücadelenin nasıl ilerlemesi gerektiğini konuştuk.

2025 Türkiye’sinde gençlerin başlıca sorunları neler? 

Ulaş: Gençlerin sorunları halkın genel sorunlarından çok farklı değil, ancak bizdeki izdüşümleri farklı olabiliyor. Bence öğrenci ve öğrenci olmayan gençliğin sorunlarını ayrı düşünmek gerek. Öğrenci gençlerin beslenme sorunu var, niteliksiz beslenme koşulları liselerin en önemli sorunlarından. Keza liselerde gericileşmeye karşı bilimsel eğitim, öğretmenlerin sürgün edilmesi yine başka bir sorun. Üniversite gençliği açısından süre giden sorunların üzerine şimdi yeni krizler eklendi. Kayyum rektör atamaları, üniversiteler üzerindeki siyasal kontrol, nitelikli beslenme, barınma ve insanca yaşam ihtiyacı hâal açık.

Zeynep: Çok ciddi bir genç yoksulluğu sorunu var. En temel ihtiyaçlara bile ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Devlet-özel bursların yetersizliğinde, tarikatların ücretsiz burs ve yardımlarına gençler mecbur bırakılıyor. Bu noktada o yurtlarda kadınların tayt-mini etek yasaklarına maruz kalmaları, namaz mecburiyeti, tüm bunları yaratan ana temel gençlerin yoksul bırakılması. Gençler boş zamanlarında kültürel faaliyetlere, kendi gelişimlerine yönelmek yerine bir yerlerde çalışmak zorunda kalıyorlar, okurken çalışmak, çalışırken ölmek döngüsüne sıkışmış durumdalar. MESEM projelerinde öğrenciler mesleki eğitim adı altında fabrika ve işyerlerinde çalışırken herhangi bir güvenlik ve sağlık denetimi yapılmıyor, çocuklara yetişkin işçi muamelesi yapılıyor. Koç-Devlet ortaklığında gençler sermayenin ucuz emek ihtiyacını karşılıyor.

Zeynep: Hacettepe Üniversitesi özelinde ÖGB şiddeti önemli bir sorun, boykota destek veren bir akademisyenin işine son verildi, yurtlarda öğrenci arkadaşlarımız saldırıya uğradı ve okul saldırana değil saldırıya uğrayana soruşturma açtı. Arkadaşlarımın da bahsettiği gibi staj sömürüsü, yurt ve genel anlamda barınma en önemli sorunlarımızın başında geliyor.

Evrim: Bütünüyle baktığımızda yoksulluk büyük bir sorun, önümüzde bir gelecek problemi var. Gençlerin çoğu burada bir gelecek göremiyor, her gün okulda ÖGB tarafından şiddete uğruyor, tacize uğruyor, beslenemiyor, okumaya vakit bulamıyor. Geniş tanımlı işsizlik her geçen gün artıyor, genç işsizliği rekor kırıyor. Tüm bunlara baktığımızda gençler bugün bir yaşam mücadelesi veriyor. AKP’nin üniversite yönetimlerinin polisin baskısıyla biz aslında bu hayatı yaşayamıyoruz, bu haliyle bir gelecek de göremiyoruz. Her sabah yeni bir soruna uyanıyoruz, kendi kampüslerimizde bile tacize maruz kalma riskiyle yaşıyoruz, diplomalarımız iptal mi edilecek kaygısı duyuyoruz.

GELECEKSİZLİK DEĞİL BUGÜNSÜZLÜK

Gençliğin sorunlarını hep geleceksizlik ile niteliyoruz. Peki arzu ettiğiniz, mücadelesini verdiğiniz gelecek ne? 

Buğra: İşsizlik hepimizin en büyük korkusu. Yaşadığımız süreç somut bir yere varmıyor, bölümlerimizde okurken çalışmamızın sebebi yalnızca hayatta kalmak değil bir şekilde iş hayatına girebilmek.

Zeynep: En büyük sorun liyakatsizlik ve torpil. Hiçbir meslek grubunda emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Kadro açılmıyor, KPSS bir işkenceye dönüştü, tüm sistem gençliğin önünü tıkamaya, hayattan soğutmaya odaklı gibi. Bellibaşlı meslek grupları para kazanabiliyor, saygının ülkedeki karşılığı paraya dönüşmüş durumda, gerisi ise toplumda değer görmüyor. Dolayısıyla gençler de mecburen ideal üzerine değil para kazanmak üzerine üniversite tercihi yapıyor, hayatını şekillendiriyor.

Fatih: Eşit, insanca bir gelecek arzu ediyoruz. Liselilerin çalışmak zorunda kalmadığı, üniversitelilerin burslarla yaşayabildiği, gelecekten öte gününü yaşayabildiği bir hayat arzu ediyoruz. İstanbul’da şenlik yapılıyor, ancak belli gerici grupların katılımına göre düzenleniyor. İlerici herhangi bir aktivitenin, üretken olmayan, ekonomiye katkı sağlayamayan hiçbir faaliyetin varlık bulamadığı, tiyatro-sinemanın artık yaygın bir kültür olmaktan mecburen çıktığı bir Türkiye var artık.

Zeynep: Biz nasıl bir gelecek istiyoruz sorusu bugün ne yaşadığımız üzerinden şekilleniyor. Bugün ülkenin halinden dolayı bir gelecek göremiyoruz. Bugün yaşadığımız olumsuzluklar, yaşanamayan tercihler gibi. Tarihe bakıyoruz, aydınlarımız yakılıyor, ailen madenciyse iş cinayetinde ölebiliyor, Karadenizliysen memleketinin doğası sürekli tehdit altında; kadınlar her gün sokakta, otobüste her yerde tacize uğruyor, şiddete uğruyor, öldürülüyor. “6 yaşında çocuk evlenebilir” diyen adam değil onu protesto eden gençler gözaltına alınıyor, polis işkencesi görüyor. Bugün AKP rejimi olarak tariflediğimiz esas sorun ortadan kalkmadıkça da bir geleceğimiz olmayacak gibi.

Ulaş: Memlekette her şey olumsuz gidiyor evet, gençlik de bunun alternatifini arıyor. En güncel talep bir değişim talebidir geleceğimize dair. Gençler çocukların çalışmak zorunda kaldığı, tarikat yurtlarının olduğu bir düzeni değiştirmek istiyor. Üniversitelerdeki taleplerimiz ülkedeki sorunlardan bağımsız değil. Nasıl üniversitelerde bir kayyum varsa ülkenin başında da bir kayyum var. Her yerde çeşitli sorunlar ve talepler olsa da herkesin ortak tek bir talebi var, o da bu ucube rejimden kurtulmak. Rejim değişmeli, ona sebep olan düzen değişmeli ve bize çizilen sınırları aşmalıyız. Arkadaşlarımın açıkladığı her şey bizim gerçeğimiz, ama bunların hepsi birer sonuç, bu iktidarın sonuçları. Gençlik geleceğe dair ne istiyor, gençlik bugün değişim istiyor.

19 MART BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA OLDU

19 Mart’ta çok ciddi bir toplumsal patlama oldu ve bunun öncülü de üniversiteli gençler oldu. Gençleri bu raddede sokağa döken, bu patlamayı yaratan sizce neydi? 

Evrim: Nasıl bir gelecek istiyoruz sorusuyla bağlantılı bu soru da. Yarın uyandığımızda diplomamızın iptal edilebileceğini, üniversitemize kayyum atanabileceğini gördük, sorunlarımızın temelinin iktidarın baskısı olduğu ayyuka çıktı, buna dur deme ihtiyacı oluştu. Sokağa İmamoğlu’na destek için çağrı yapıldı ancak sokaktaki herkes AKP’siz bir Türkiye için iki aydır böyle bir hareketliliği açığa çıkarmış oldu. Gençliğin yaşadığı problemler için bir patlama noktası oldu. Yalnızca ODTÜ’de, Boğaziçi’nde değil, hiç beklenmeyen vakıf üniversitelerine kadar böyle bir hareket yayıldıysa bunun sebebi hepimizin sorunları için bu son hamlenin bardağı taşıran son damla olması oldu.

Özge: Artık bir birikmişlik ve hesap sorma duygusu ön plandaydı. Sokağa çıkan herkesin farklı dertleri ve mağduriyetleri var. Hacettepe’de keza yaşanan sorunlar, yangınlar, depremler, çocuk cinayetleri-tecavüzler, tüm bu yaşananlara karşı adalet ihtiyacı ve hesap sorma duygusu baskınlaştı. Sokaktaki üniversiteliler gelecek istiyor, insanlar eşit ve adil bir düzende yaşamak istiyor, aslında çok basit bir istek. Arkadaşlarımız bu uğurda gözaltına alındı, işkence gördü, tutuklu olanlar var hâlâ. Ama gençlik bu şekilde susmayacak.

Buğra: Gezi’den bu yana bu kadar büyük çaplı bir patlamanın ortaya çıkması bunca yılda yaşananların bir dışavurumu. Bu dışavurumun sandıkta olması beklendi ama olmadı ve her şey daha kötüye gitti. İmamoğlu son damla oldu, her alanda, üniversitelerimizde yeni mücadelelere yol açtı, bir kültür örüyoruz ve bu ilerleyen süreçte hepimiz için kazanımlar yaratabilecek bir kültür.

ARTIK GERİYE DÖNEMEYİZ

Bugün üniversitelerde boykotlar, dayanışma pratikleri oluşuyor. Sizin için de bir anlamda ilk kez tecrübe ettiğiniz bir durum, bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Özge: Z kuşağı gözünü AKP ile açmış ve hâlâ ona maruz kalan bir kuşak. Dünya genelinde de gençler hiçbir şeyi değiştiremez algısı var. Ama çağın gerekliliklerine en uyum sağlayabilenler de gençler. Bizim kuşağımız yasaklarla ve tek bir iktidarla büyüdüğü için böyle bir tepki beklenmiyordu ancak biz yeni bir 1970’leri bekleyemeyiz, içinde yaşadığımız zamanı en iyi bilen kesim olarak bir şekliyle bu rejimle mücadelenin yolunu bulmamız gerekiyordu.

Zeynep: Apolitizm etiketi koşullara göre değerlendirilmeli. 19 Mart süreci öncesi parça parça işçi, kadın, çevre mücadelelerinde hareketlilik vardı ama tek başına AKP iktidarını hedef alan birleşik bir hareket hiçbir yerde yoktu. Her kesimde olduğu gibi Z kuşağı da buna karşı bir tavra sahip, ama sözle kalan, eyleme dökülmeyen bir noktadaydı. Ülkenin somut koşulları bize öyle şeyler sunuyor ki politik olmamak da mümkün değildi. Birleşmeyi, dayanışmayı göstermenin önündeki eşik aşılmadıkça da bu politizasyon görülmüyordu. 19 Mart süreci bunu sağladı. Geçen iki ayın yalnızca eylemlerle değil aynı zamanda bu dayanışma pratikleriyle gerçekleşmesi de bunun göstergesi. Bundan sonrasında da bu süreç yaşanmamış gibi düşünüp, apolitik olarak tariflenen kuşağın artık bu şekilde görülebileceğini düşünmüyorum. Artık birbirimizi bulduk, daha da politik bir sürece doğru gideceğimizi düşünüyorum.

BULUŞMA ZEMİNLERİNİ ÇOĞALTABİLMELİYİZ

Peki sizce hâlâ içinde olduğumuz bu direniş süreci nasıl devam etmeli? 

Ulaş: Sokakta halkın en geniş katılımıyla barikat olduğu, polisin şiddetine karşı halk olarak durabildiği bir süreçten geçtik. İktidar da kendisini yıkabilecek olanın bu olduğunu gördüğü için korktu. Gençlerin talebi de sokaktaki en geniş kitlelerin barikatının kalıcı hale gelmesidir. Bütün bunlar olmamış gibi davranmazsak, siyasi partiler de bir şey olmamış gibi hareket edemez, eski kodlarımıza dönemeyiz. Bu barikatın kendisini liselerden üniversitelere büyütüp, iktidara karşı birleşik bir muhalefet hattı yaratabilmek gerekiyor. Halihazırda tepkileri yaratan acil taleplerimiz var, bu taleplerin etrafında, yüzümüzü sokağa dönerek önümüze yeni mücadeleler koymalıyız.

Buğra: Bu süreç bize çok önemli kazanımlar yaratabilir. Hâlâ çok fazla sayıda sessiz insan var. Çoğunluk olduğumuzda daha güçlü olduğumuzu Gezi’de de gördük, bu zamana kadar ses çıkarmayan insanların ses çıkarmasını sağlamak, ses çıkaranlara bir politik bilinç kazandırabilmek en önemli kazanımımız olacaktır.

Özge: Eylemlerin üniversitelerde sürekli hale gelmesi, boykot komitelerinin kurulması, artık bir olay olduğunda daha hızlı tepkiler verebilmemiz, daha fazla üniversitenin ses çıkarabilmesi, bunu sürdürüp güçlendirebilmemiz gerekir.

Evrim: 19 Mart sürecine baktığımızda yıllardan beri inşa edilen bir bireycilik, “her koyun kendi bacağından asılır” algısı gençlik üzerinde yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Bir araya geldiğimiz alanların oluşmadığı, oluşmasına müsamaha gösterilmediği, her alanın iktidar tarafından bozulmaya çalışıldığı bir hal vardı. Şimdi 19 Mart’tan sonra şunu gördük; üniversitede hiç tanımadığınız biri eylemde “Talcid’li suyun var mı, istersen vereyim” diye geliyor. Bu değişim talebinin açığa çıkması, bize birlikte yürüyeceğimiz bir yol açtı, dayanışmayı birlikte öğrendiğimiz bir hal ortaya çıktı. “Madem eskiye geri dönemeyiz, ötesini yaratmalıyız” diyoruz, bu aslında hepimiz için bir ihtiyaç. Üniversitelerde yapılan forumlar, sokaklardaki yürüyüşler, bir araya geldiğimiz tüm zeminleri çoğaltmak, en geniş kesimlere yaymak, bundan sonraki süreçte değişim talebine yönelik yeni pratikler, mücadeleler üretebilmek gerekiyor.

Zeynep: 19 Mart sürecinden beri özellikle büyük eylem alanlarında ağır polis müdahaleleriyle karşılaşıyoruz. ODTÜ’de bizi kapıdan çıkarmama konusunda, sokağa eylemi taşımamızı engelleme konusunda kararlılar. Çünkü okulun içerisinde gençler yürüse de bunun halkla buluşması, AKP rejimine yönelik tehdidi çok daha fazla büyütüyor. İktidarı bu çok korkutuyor ve bunu durdurmak için de elinden geleni yapıyor. O zaman ne yapmalıyız? Kampüslerimizden sokağa taşmalıyız, herkesle buluşabilmeliyiz. Bu yüzden üniversitelerde birleşik bir gençlik hareketi, onun da ötesinde birleşik bir halk hareketi üretebilmek, bunu halkın somut talepleri üzerinden kurabilmek önümüzde bir görev haline geliyor.

Bütün arkadaşlarım da bundan bahsetti, AKP’ye karşı birleşme, tek adam rejiminden, gerici siyasal İslamcı faşizmden kurtulma temelinde bir birleşiklikten bahsediyoruz. Salt eylemle sınırlı kalmadan, buradaki birliktelik alanlarını çoğaltmak, bu rejimi neden istemediğimizi daha fazla tartışmak gerekiyor. Sokakta birleştik, bu bir aşamaydı, artık AKP rejimine karşı bir fikre ihtiyacımız var, sonrasındaki sorumluluğumuz da bu fikri yaygınlaştırmak olacak.