Google Play Store
App Store

Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk fırsatta Deniz Baykal denen zattan özür dilemesi gerekiyor öncelikle. Çünkü yıllar önce pek perdesiz bir biçimde Baykal için “gelmişsin 70 yaşına” diye başlayan cümlelerle kimi değerlendirmelerde bulunmuş, kendisini de pek genç sandığından olsa gerek, Baykal’a “artık elini eteğini çek bu işlerden” demeye getirmişti.

Görülen o ki “yaş 70” ama Baykal da iş bitmemiş. Türk siyasetinde hizipçilikten başka tek bir başarısı bulunmayan “sosyaldemokrat” kılıklı bu adamın aslında düpedüz bir savaş kışkırtıcısı, berbat bir mezhepçi olduğu iyice ortaya çıktı. Onun da diğer benzerleri gibi bu zehirli tutumunun gerekçesi “vatan savunması” pek tabii ki. Malum, bu, her niyete yenen muz misali bir gerekçedir bu adamlar için.

Baykal’ın “Türkiye’nin Azez- Halep hattını açık tutma amacıyla bombalama hakkı var” deyişinin gerçekten vatanı tehlikede görmesiyle bir bağı olabilir. Ama sonraki ifadelerinden tehlikenin(!) bambaşka bir şey olduğunu anlıyoruz. Muhteremin son derece mezhepçi bir siyasetçi olduğunu ortaya koyan “Halep Sünni İslam kentidir. Bu kenti Rusya’nın, Esad’ın himayesine teslim etmek üzerine bir politikayı çok ciddi sorgulamak lazım” cümleleri, kendisi için asıl tehlikenin(!) ne olduğunu da belli etmiş durumda. Bu cümle Baykal adlı politikacının bünyesinin mezhepçilik mikrobuyla dolu olduğunu açık seçik ortaya koymuş oldu. Sünni olduğu için Halep’in Rusya’nın, Şam’ın “himayesine” geçmesine karşı demek ki Baykal denen zat. Yani Şii kenti olsa bir itirazı olmayacak Rusya ile Şam’a.

Çapı herkesin malumudur bu zatın. Her anlamda tükenmiş biri olarak hala “fikir beyan” etmesi bir türlü gemleyemediği hırsıyla ilgili. Şu son açıklamasına bakarak rahatlıkla söylenebilir ki, Şii’likle ortak bir zemine sahip Türkiye Alevilerini yıllarca, “onların dostu” diye kandırmış biridir Baykal.

Türkiye siyasetinin sürekli gerici yetiştirmek gibi bir özelliği var. Baykal bunun onlarca örneğinden biridir. Gericilik sadece din üzerinden tanımlanan bir olgu değil tabii ki. Dindışı gericilik diye bir olgu da mevcut. Baykal bu gericiliğe mensuptur. Savaş yanlısı olmak, mezhepçi olmak bu gericiliğin niteliğidir. Ne pahasına olursa olsun barış denmesi gereken bir ortamda savaş yanlılarını desteklemek bir tercihtir elbette. Baykal bu tercihiyle Recep beyin safındadır. Hayırlı olsun.

Benzetme abartılı gelebilir ama Baykal, Türkiye’nin Donald Trump’ı gibi bir bakıma. Trump’ın rakiplerinden biri için “sürekli ter kokuyor, uluslararası toplantılarda bizi temsil edemez, Putin karşısında terleyip bizi rezil eder” açıklamasıyla, Baykal’ın “Halep Sünni kentidir o nedenle Rusya’ya, Şam’a bırakılmamalıdır, dolayısıyla hükümet vurmakta haklıdır” demesi olgular arasında bağ kurma konusunda Trump ile Baykal’ı aynileştirmektedir. Her coğrafyada türeyebilir bunlar.

Yıllarca “sosyaldemokratım” iddiasını dillendirmiş, son derece yeteneksiz de olsa, “Türk tipi siyaset”in azizlikleri sonucu partisinin en tepesinde bulunmuş biri olarak toplumun bir kesimini yaralayacak o lakırdıyı insan nasıl edebilir? “Şii’lere bırakılacak kent değildir Halep” anlamında bir cümlenin bölücü, mezhepçi olduğunu nasıl bilmez?

Recep beyin çirkin bir “yaş ayrımcılığı” örneği sayılan “gelmişsin yetmiş yaşına” diye başlayan o malum değerlendirmesini geri alacağından adım gibi eminim. Göreceksiniz, kısa bir süre sonra Deniz Baykal’ı “Başbakan Yardımcısı” olarak da göreceğiz. Kimse için de sürpriz olmaz bu.

Hakkını yemeyeyim, deneyimi açısından on tane Numan, yirmi tane Süleyman eder.

“Halep oradaysa” arşın da burada.