Bizim hikâye
BirGün bağlantılı internet adresimize zaman zaman olumlu/olumsuz, değişik içerikte iletiler geliyor. Bunların hepsini yanıtlamam da mümkün olmuyor. Son günlerde geçenlerde yayınlanan Murat Belge'nin anılarında benim de adım geçen bir bölümle ilgili düşüncemi soran iletiler geldi. Benim henüz edinip okuma imkânı bulamadığım kitabın bir bölümünde bir okurun aktardığına göre şöyle bir anektod bulunuyormuş:
"12 Eylül'den bir gün önce, sabah karanlığında kapı çaldı. Baktık, gelen bizim genç arkadaşlardan biri. 'Darbe oluyor, giyin de gidelim' dedi. Genç subaylardan biri darbe emrini getirmiş. Ben zaten evden çıkıyordum; ilk iş Demokrat'a gittim, oradakilere 'Durum çok ciddi, Oğuzhan istiyorsa gelsin konuşalım' dedim. O akşam geç vakit geldi de Oğuzhan. Onların da örgüt hiyerarşisi var ya, ancak o saatte haber iletebilmişler. Cuma akşamıydı galiba. İşte vaziyet böyle böyle diye anlattım ona. 'Ne yapalım, silahlı direniş başlatalım mı?' diye sordu. Tavsiye etmem, dedim. O emirdeki havadan hissediliyor ki, gayet gerginler ve herhangi birdurumda birtaktukses geldi mi, ne olduğunu bile anlamadan son derece gaddar davranabilirler. 'Ama' dedi, 'tam da böyle bir durumda, kendilerinden emin oldukları bir zamanda bir direnişle karşılaşırlarsa ne olur?' Oğuzhan muhtemelen bunları tarihe geçsin diye söyledi. Bana böyle açıklamada bulunursa, ben de bunları tarihten esirgemem diye düşündü herhalde. Bak burada bunu da yapmış oluyorum şimdi!"
Bazı arkadaşlar bu anlatılanların doğru olup olmadığını merak etmiş. Kullanılan sözcükleri ve konuşmanın tümünü şimdi hatırlamak benim için elbette zor ama, olay doğru. Zaten bu olayı daha önce sanırım BirGün'de yayınlanan bir söyleşide ben de anlatmıştım. Bir arkadaşın iletisinde sanırım benim Belge'nin "darbeye karşı ne yapılması" gerektiği konusundaki düşüncesini öğrenmek istemiş olmamı garipseyen (biraz da tarizkar) ifadeler vardı. Belki size tuhaf gelecek ama Murat'ların Moda'daki evlerinde onunla konuşurken, onun barbunya pilaki ve ilahiler eşliğinde rakı içmekte olduğunu hatırlıyorum da, konuşmamızın o bölümünü doğrusu çok iyi hatırlayamıyorum. Ama belki kendi düşüncemden her zaman o kadar emin olamadığım için olmalı, her konuda herkesin ne düşündüğünü öğrenmek gibi bir alışkanlığım olduğu için, darbeye karşı nasıl hareket edilmeli diye Murat'ın düşüncesini de öğrenmek istemişimdir. Murat'ın kendisiyle "tarihe geçsin diye" bu şekilde konuştuğumu düşünmesi ise doğrusu oldukça ilginç geldi bana. O gün orada o şekilde düşünmem için doğrusu epey uzak görüşlü olmam gerekir! Bence kendisi o zaman benim artık öleceğimi ve beni son görüşü olduğu kanısında olduğu için böyle düşünmüştür!
Daha önce de birçok kere yazmıştım. Darbenin geleceği 12 Eylül'ün aylar öncesinden biliniyordu. Biz de biri doğrudan MHP yanlısı, diğeri komuta kademesine bağlı iki darbe hazırlığı olduğunu öğrenmiştik. Bunu Devrimci Yol dergisinde yazdık. İki darbeci mihrakın aralarındaki mücadeleden de söz ediliyordu. Farklı tipte darbe olasılıkları karşısında ne yapılabileceği konusunu da kendi aramızda tartışıp konuşmuştuk.
Ancak Devrimci Yol'un faşizme karşı direniş süreci içinde gelişmiş, ona göre şekillenmiş ve bir askeri darbe sürecini göğüsleyebilecek bir düzeye ve yetkinliğe ulaştıramadığımız yapısıyla 12 Eylül darbesi karşısında başarılı olamadık.
Buradan ötesi yazıp çizdiklerimizin, konuştuklarımızın, yani 'vaadedilenlerin' yerine ge-tirilemeyişinin, 'ıç'lu yaşlarda vurulan, inançları uğruna bir kızın elini tutamadan ölen delikanlıların, ve savrulan saçlarıyla direnen kız-lar'ın hikâyesidir.
Yani o büyük tarihi yaratan isimsiz kahramanlardan birinin, Almanya'daki evinde son kez geçen yıl kendisini artık bir daha göremeyeceğimi bilmenin hüznüyle kucakladığım Enver Karagöz'ün hikâyesi;
Yani bizim hikâyemizdir!


