Google Play Store
App Store

Boşlukta asılı kalabilirsiniz. Fakat boşluk olmak başka bir şeydir. Boşlukta asılı olan temsil edilebilir, boşluk ise temsil edilemez. Boşluk varlığın ötekisidir, varlık olmayandır, ancak bir olumsuzlama olarak gösterilebilir. Pessoa, bu varlık-boşluk ilişkisini tersine çevirir; boşluğa olumlu, varlığa ise olumsuz bir anlam yükler. “Olduğum şey ile olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında boşluğum.” Bir boşluk olarak insan henüz var değildir. Var olan, iktidarın yakalama aygıtlarının yakalayıp biçimlendirdiği, iktidar açısından kullanışlı bir şeydir, fakat insan henüz ortalıkta görünmemektedir. Boşlukta asılı olanlarda düşme korkusu vardır. Boşluk olanlarda ise düşme korkusu yerini “nasıl var olabilirim?” kaygısına bırakmıştır. Varlık, içindeki boşluğu duyumsadığında kendinden korkabilir. Boşluk korkusu, henüz var olmayan ve var olmasıyla birlikte mevcut şeyler düzenini değiştirecek olana yönelik bir korkudur. Zira boşluk, henüz biçimlenmemiş çokluğu, görünmez kuvvetleri içerir. Okyanusun sesini duymak için kulağınıza mutlaka bir deniz kabuğunu dayamışsınızdır. İşittiğiniz, gaipten seslerdir, içinizdeki boşluğun uğultusu ve tekinsizdir. İnsanı kendinden edip başkalaştırabilir.

∗∗∗

Hamlet’in dile getirdiği “olmak ile olmamak” arasındaki gerilim bir varoluş sorunudur. Aynı gerilim Pessoa’nın sözlerinde de yankılanır. Fakat Pessoa’da insan olduğu şey değil, henüz olmadığı şeydir, bir boşluk. Ve boşluktan ne çıkacağını bilememek iktidarları da ürkütür. Boşluktan her an düzen bozucu bir şeyler çıkabilir ve yerleşik düzenle birlikte varlık da yerinden olabilir. O yüzden boşluk görüldüğü yerde derhal doldurulmalıdır. İktidar açısından insan, doldurulması gereken boş bir çuvaldır. Boş çuvallar basmakalıp düşüncelerle, klişelerle doldurulup kullanışlı hale getirilir ve istiflenir. Ne diyordu bir televizyoncu? “Boş çuval dik durmaz”. Bakmayın siz onun dik durduğuna, boşluktan korktuğu sürece içini ister kitapla ister ıvır zıvırla doldursun, boşluk korkusu asla peşini bırakmaz. Sessizliğe tahammülü yoktur. Sessizlik dilsiz değildir, konuşur. Çokluğun uğultusu rahatsız edicidir.

Uğultuyu bastırmadığı takdirde insan aklını, akıllı uslu bir varlık olma niteliğini yitirebilir. Ya da boşluğun uğultusuna gömülür ve boşluk olur. Artık akıllı uslu bir varlığı oynaması mümkün değildir. İnsan olduğu şey ile olmadığı şey arasındaki bir boşluk olduğunun farkına vardığında çokluk dile gelir, uğultunun içindeki tek tek sesleri ayırt edebilir. Boşluk, varlığın kendisini var ederken olumsuzladığı, ötelediği ötekilerin sesleriyle, yurttan sesler korosunun bastırdığı, işitmeye tahammül edemediği seslerle tıka basa doludur. Gaipten sesler, etnik, cinsel, dinsel ya da politik kimlikleri nedeniyle dilsizleştirilenler dile geldiğinde varlığın artık eskisi gibi olduğu söylenemez. Boşluk, insanın olup bitmiş bir şey olmadığının göstergesidir. Ve boşluktan çekip aldıklarıyla varlık haline gelen insan yüzeye her çıktığında çokluktan bir parçayı da beraberinde getirir. Varlık-oluş bitimsizdir. Bir olan, birey, giderek çoğalır, çokluk olur.

∗∗∗

Çocukluğumuzun tanımsız boşlukları, evlerin arasındaki boş arsalar, içine düştüğümüz boşluklardı. Boşluklardık ve hayal gücümüz yürürlükteydi. Ve boşluktan çıkardığımız şeylerle biçimlendirirdik kendimizi, zamanı ve mekânımızı. Büyüdük ve sonunda hayatın bizi yaptığı şey olduk. Hayal ettiği şey ile hayatın onu yaptığı şey arasındaki boşluk, insanın kendini gerçekleştirebileceği, başka bedenlerle birlikte zamanını ve mekânını inşa edebileceği yaratıcı bir eylem alanıdır. İktidarların mekânı ve zamanı örgütlemeleri, yaratıcı eylem alanlarını yok etmeye yönelik bir girişimdir. Boş mekânlar örgütlenir ve belirli işlevlerle donatılır. İşlevlendirilmiş ve kimliklendirilmiş mekânlar, boş çuvalların doldurulduğu dolum merkezleridir. Zaman da örgütlenmiştir, belirli faaliyetler belirli zaman aralıklarında gerçekleştirilmelidir. Boş zamanlar size, tıpkı bayram ikramiyesi gibi, tüketim mekânlarında harcamanız için verilmiştir. Boş zaman, can sıkıntısından başka bir şey üretmez. Oysa boşluk yaratıcıdır. Boşlukta, henüz var olmayan kayıp bir halk, çokluk ikamet etmektedir. Kayıp halk kendini ancak boşluktan var edebilir.