Bu meseleler senin kalemin değil
Buraya kadar yazdıklarına güler geçerdik Bay KoruK ama sonraki paragraf, o paragrafta kullandığın bir isim: İşte portakal orada kal, karpuz sus pus
Yazısını okurken, belli bir yerde zangır zangır titrediğimi hissettim öfkeden. Sonra yatıştım ama hemen. Nasıl ucuz; korkakça saklanmaya çalışılmış yazılış nedenini nasıl kolayca ele veren, nasıl bir yarımünevver yazısı olduğu kanaati kalınca geride, okunması bittiğinde. Ama yine de bir cevap yazma ihtiyacı hasıl olmuştu bir kere. O kısa bir süreliğine de olsa zangır zangır titretmesinin beni ve asıl ama bir yoldaşımızın adını anışındaki pervasızlığının hesabını sormak için kendimce.
Fehmi Koru'nun cuma günü Yeni Şafak'ta (şımarıkça hâlâ) Taha Kıvanç imzasıyla yayımladığı makalebuklamasından bahsediyorum. Okumayanlarınız için (neyse ki çoksunuz) özetleyeyim ne dediğini bu Amerikancı-Fethullahçı atanmış yazarının Yeni Şafak'ın. Her ne kadar hayali bir 'dost'unun arkasından uzatıp uzatıp kafasını ancak dil uzatmaya cesaret etmiş olsa da bizim değerlerimize, (neyse ki çok olan) onu okumayanlar aklanmasınlar: Bu biraz aşağıda fragmanlar alıntılayacağım analiz gevezeliği bizzat onun işidir; hayali dost ise onun T.K. imzalı köşesinde sıklıkla kullandığı bir 'tarz'dan ya da korkakça bir kamuflajdan çok klinik bir vakadır. Kişiliğinin ikinci parçalanışı. Korkudan. Ve en azından ikinci.
Arkadaşlar, Bay Koru'ya göre holding medyasının, daha doğrusu Aydın Doğan medyası yönetici ve yazarlarının 'türban konusundaki muhalefeti' Aydın Doğan'm isterleri doğrultusunda gelişen, Doğan Holding'in âli çıkarları doğrultusunda yürüyen bir operasyon olamazmış. Çünkü o artık Aydın Doğan'ı tanıyormuş. (Rodos'ta birlikte bayram namazı kıldılar ya...) Doğan medyasının bu uyumsuz tavrı daha çok Doğan'm maaşlı adamlarının kaprisi sonucu oluşan, gelişen bir şeymiş.
Yalnız bunları söylerken her zamanki gibi ikili oynuyor Bay Koru-Kıvanç. Hem Başbakan'ı hem Holding Başkanı'nı ağırlıyor iki paragrafta acul ve acemice. Şöyle diyor: "(...)
Son tartışmalarda Aydın Doğan'm medya organları neredeyse tek ses halinde özgürlüklere karşı çıkıyor ve içimizden bazıları bu yüzden patronu suçluyor. Bir sütunda 'Rafineri kurma hakkı vermediler, sigara özelleştirmesinde kendisine zorluk çıkarıldı, Vatan gazetesini almasına Rekabet kurumu itiraz etti' diye sıralanmıştı Aydın Bey'in hükümete ters bakmasının sebebi. Bazıları, bu listeye, 'Hilton Oteli arazisine binlerce rezidans inşa etmek istiyor' türü eski iddiaları da ekliyor.
Artık kendisini tanıyorum ya, olan biteni Aydın Doğan'm çıkar hesaplarından ziyade maaşını ondan alanlara bağlamadan yanayım. Yanayım da, her biri artık emeklilik çağına erişmiş, eli kalem tutan, yıllar ve yıllar boyu demokrat geçinmiş insanların, birdenbire özgürlüklere karşı çıkmasını anlamakta zorlanıyorum. (...)"
Ve sonra işte hayali dostuna başvuruyor parçalı Taha Fehmi Koru Kıvanç Gonzalez Chico. 'Dost'u bu sefer de şöyle demişmiş ona: "Ak Parti ile MHP, ülkede yüzyılı aşan bir sürekliliğe sahip birer siyasî çizginin günümüzdeki izdüşümleri. Her iki partiye egemen olan kadrolar 1960'h ve 1970'li yıllarda üniversitelerde de mücadele veriyorlardı. Peki, üçüncü çizgi nerede bugün? 1960'lar ve 1970'lerde onlar da faaldiler, ama bugün siyasette esamileri okunmuyor."
Araya giriyor sonra kişiliklerinden bir başka kişiliği yine Yeni Şafak yazarının ve devam ediyor derin analiz: "Dostum, 1960'lar ve 1970'lerde ideolojik mücadele veren üçüncü çizgi (sol) mensuplarının siyasî alanda güçsüzlüklerine işaret ettikten sonra, 'Onlar mücadelelerini bugün medyada veriyorlar' diye indirdi yumruğunu..."
Yani Ertuğrul Özkök, Mehmet Y. Yılmaz falan içlerindeki ukdeden karşı çıkarlarmış bu türban operasyonuna AKP'nin. Buna güler geçerdik ama sonraki paragraf... İşte portakal orada kal, karpuz burda sus, hem de sus pus. Bu, senin kalemin işlerden değildir.
Yani o ismi ağzına almış olma. O ismi yazının şu paragrafındaki: "Bu konuyu konuştuğumuz günün gecesi televizyonda 'Hatırla Sevgili' dizisini izledim. Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhak dağlarında savaşa savaşa öldüler, dizinin benim izlediğim bölümünde. Tam da dostumun tespitine esas teşkil eden dönemi yansıtıyordu o bölüm. Sol adına ölümü göze alarak, can vererek mücadele edilmişti o dönem."
Bu paragrafı geçelim, Bay KoruK., oynattırmayız bu isimlerle sana kalem. Evet, evet bu paragrafı geçelim, sürdürelim biraz daha aktarmayı saçmalamayalamalarından: "Başarılı olamadılar. İstedikleri türden bir ülkeye dönüşmeye direndi Türkiye. O dönemde sol fraksiyonlarda yer almışlar sonraki yıllarda sav-ruldular, kimi medyada buldu kendini... Şimdilerde gazete çıkarıyor, televizyon ekranlarında haber sunuyorlar..."
"Acaba" demiş sonra hayali dostu, alter egosu, kayıp kimliği Bay KoruK'un, "Ak Parti'yi iktidarda görmek, Abdullah Gül'e 'Cumhurbaşkanım', Tayyip Erdoğan'a 'Başbakanım' diye hitap etmek zorunda kalmak içlerinde ne tür fırtınalar estiriyordur?"
Bak, Bay KoruK, buraya kadar tezbezlerine karşı tezler ileri sürmemi beklemiş olabilirsin. Yazın bunu haketmiyor. Elbezi yeter sana. Ama şu "Aydın Doğan'm kendisi veya onun adına yükü üstlenmiş kızları ve damatları çatışan ideolojik nesilden değiller. Aydın Bey'in yaşı o nesilden olamayacak kadar büyük, çocuklarının yaşları da olamayacak kadar küçük... Ancak onların sahip oldukları medyanın gücünü kullananlar, dostuma göre, içlerinde güdük kalmış ideolojik bagajlarla hareket ediyorlar" paragrafında bir kez daha açıkça ortaya koyduğun, kendin ortaya koyduğun...
Kendini ortaya koyma, ikisinin ortasına koyma amacın... Ertuğrul Özkök'ün yerine kendini Erdoğan ile Doğan'm arasına yastık yapma arzun ve hırsın uğruna... Yoldaşlarımızın, mesela Sinan'ın adını ağzına alma... Her ne kadar o dönemlerde sol fraksiyonlarda yer almışlar senin deyiminle "sonraki yıllarda savrulmuş olsalar da..."
Yine de sen pek alma.


