Google Play Store
App Store

Kuşkusuz ki şu süreçte savaşa ilişkin keskin, aceleci değerlendirmelerden sakınmak gerek. Henüz ikinci haftasına giren savaşta, “İran kazandı”, “ABD kaybetti”,  “İsrail Trump’ı savaş tuzağına düşürdü” gibi analizler havada uçuşuyor. Görünenler kadar perdenin arkasındaki görünmeyenlere de bakmakta yarar var. Yine de ne olursa olsun, Trump’ın "Bu hafta bitmez ama sonu yakın" dediği savaşın - bugün de bitse, aylar da sürse- şimdiden kimi bir takım kalıcı sonuçlar ortaya çıkardığını söylemek mümkün.

En yalnız savaşında Amerika’nın Prius zaferi: Amerikan emperyalizmi Trump sayesinde tarihinde hiç olmadığı kadar bir nefret topladı. Hatta bir twitter paylaşımında da vurgulandığı gibi; “Lenin’den sonra antiemperyalizme en büyük katkıyı Trump yapmış oldu.” ABD ilk kez bir savaşında bu kadar yalnız kaldı, emperyal ikizi İngiltere ile dahi arası açıldı. Foreign Affairs’e göre dahi ABD bir Pirus zaferi riskiyle karşı karşıya. Amerika Birleşik Devletleri bu savaştan askeri olarak yıpranmış bu nedenle önümüzdeki yıllarda Çin ve Rusya karşısında daha zayıf bir konumda çıkabilir.

Rejim düşmese de İran ağır yara alacak: Haydut devletler –İsrail-ABD- İran’ın alt yapısına, ekonomisine, savunma ve teknoloji birikimine onarılmaz darbeler vurdu. İlk etapta arzuladıkları rejimi değiştiremeseler de ayrım gözetmeksizin bomba yağdırdılar. Bu bir çökertme operasyonu aynı zamanda, rejim değişse de değişmese de. İran’ın tıpkı diğer parçalanan ülkeler misali içerden çökertmek arzulanan bir hedefti.

Kısa vadede kazansa da İsrail uzun vadede kaybedecek: ABD desteğiyle Ortadoğu’da kanlı bir düzen inşasına girişen Tel Aviv, bu planın önündeki en büyük engel olarak kodladığı İran’a büyük hasar verdi. Ancak uzun vadede kaybedenler hanesine yazılabilir. Arap sokakları ve bölgede İsrail’e olan öfke arzuladığı hiçbir sistemin güvencesini sağlayamayacak. İsrail-ABD vicdanen kaybetti.

Kurallara dayalı uluslararası düzen efsanesi çöktü: Sıklıkla dillendirilen “kurallara dayalı uluslararası düzen” safsatası İran savaşı ile birlikte resmen sona erdi. Güçlü olanın dilediğini yapma hakkını kendinde gördüğü yeni bir sisteme geçildi. Venezuela, Küba derken İran bu haydutluğun son çarpıcı örneği oldu. Bu kez gizleme gereği de duymadan artık her şeyi aleni yapıyorlar. Büyük güçler arasındaki rekabetin ve jeopolitik belirsizliğin yoğunlaştığı günümüzde, Trump yönetiminin aşındırdığı her norm, “belirsizlikler çağı”nın yeni normu olacak.

Çok kutuplu dünya henüz yok, ABD ve diğerleri var: Grönland talebi, Venezuela müdahalesi ve İran savaşı gösterdi ki sıklıkla dillendirilen “çok kutuplu düzen”e henüz geçilemedi. ABD ekonomik bir gerileme içerisinde olsa da hala bir numaralı emperyalist güç. Ve hiç olmadığı kadar tek başına dünyaya hükmedebiliyor! Çin ve diğer “küresel güney” ülkeleri ekonomik olarak yükselse de bu durum askeri-politik bir hegemonyaya dönüşmüş değil.

Çin ne bu savaşa ne de sonrakilere müdahil olur: Çin ekonomik yükselişini askeri, politik bir muhtevaya büründüremediği için ne İran, ne Venezuela ne de herhangi bir müttefiki için ABD’yi karşısına alır. ABD/Batı egemenliğindeki küresel düzene Rusya ile birlikte itiraz etse de bunu bozacak güçte değil. Toplam petrol ithalatının %55'inden fazlasını Ortadoğu'dan bunun da yaklaşık %13'ünü İran'dan sağlasa da çatışma riskini göze alamıyor. Endişeli olsa da, müdahil olması pek olası değil. Haziran’daki 12 günlük savaşta da 28 Şubat savaşından da kalıplaşmış diplomatik söylemlerden öteye geçemiyor.

Savaşın bir stratejisi, hedef yok değil: ABD’nin stratejisinin net olmadığı, savaşın belirsizlikler içerisinde ilerlediği yönünde yorumlar yapılsa da bu durumun kendisinin de bir strateji olabileceği unutuluyor. Rejim değişikliği, politik yumuşama, nükleer programı sona erdirmek, askeri kapasitesini zayıflatmak aynı amacın farklı varyasyonları. Rejimin değişmediği ancak ülkenin kolunun kanadının kırıldığı “istikrasızlık” içerisine sürüklenen bir İran, tıpkı Suriye örneğinde olduğu üzere, bir tercih nedeni olabilir. İran'ın istikrarsızlaştırılması tercih edilebilir bir plan olarak görülüyor.

Babadan oğula Ayetullahlar saltanatı: Emperyalist-siyonist haydutluk rejim değişikliği için çıktığı yolda, rejimi daha da tahkim etti. Öldürülen dini lider Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in getirilmesi şimdiden İran iç dengelerini temelinden sarstı. “Ilımlı” reformist kanadın önündeki yollar bizzat ABD-İsrail tarafından kapatıldı.

Trump, Netanyahu’nun peşine takılmadı, ABD Tuzağa düşmedi: ABD’nin İsrail'in peşine takıldığı, Trump'ın savaşa zorlandığı iddiaları Amerikan emperyalizminin gücünü seyreltiyor. İsrail lobisi güçlü olsa da ABD’nin “tuzağa düşürüldüğü” söylemleri gerçeklikle bağdaşmıyor. Gelir gelmez dünyaya ticaret savaşı açan, Venezuela’ya saldıran, Grönland’ı, Panama Kanalı’nı, Kanada’yı isteyen ABD yönetiminin İran’a saldırmak için İsrail kadar gerekçeleri var. ABD açısından İran meselesi İsrail güvenliği ile sınırlı değil.