Bulantı
Benfica Başkanı Rui Costa, Beşiktaş’ın kendilerine 40 milyon avro borcu olduğunu söyledi.
Çok basit gibi görünen bir açıklama ama öyle değil… Hiçbir Beşiktaşlının bilmediği bir olayı ortaya koyuyor. Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı mesela buna hiçbir şekilde değinmediği gibi, bu konuyla ilgili yorum da yapmadı. Belki bu kadar borcun içinde önemsiz de görmüş olabilir.
Sırdan bir Beşiktaş gündemi!
Mesela Rafa Silva transferinde ödenen 10 milyon avro imza parasına ne oldu? Mendes’e mi sormak lazım? O imza için şimdi bir anlamı yok mu denilecek?
Rafa Silva Benfica’ya giderken 7 milyon avro civarı bir paraya transfer olmasının -o yuvarlak hesabın- gerçek karşılığı kaç mesela? 3’mü, 5’mi?
Abraham için Roma’ya kaç para verildi ve şimdi kaç para alınıyor? Mukavele süresince 41 milyon avro gibi bir para ödenecekken, şimdi gönderilmesinde alacaklar ve verecekler ne kadar?
Demir Ege niye gitti? Sorununuz neydi o pırıl-pırıl oyuncuyla?
Bu soruların hepsi gerçek Beşiktaşlıda bulantıya sebep olmalı. Değerleriyle var olmuş Beşiktaş Kulübü’nün, bazılarının sürekli olarak onu anlamsızlaştırmaya çalışıp var olma gerekçelerinin anlamsızlığını savunmalarının etkileri çok açık şekilde görünürken, hâlâ gelecek nasıl olacak gibi düşünmenin artık karşılığı yoktur.
***
Beşiktaş’ın borcu 22 milyar 531 milyon 664 bin 293 TL’dir.
Kuruluş hikâyesiyle, hikâyedeki insanlarıyla, tarihsel süreciyle, kültürel değerleriyle kurumsallaşmış bir kulübü hiçliğe mahkûm etmek onun varlığını ortadan kaldırmaz. Aksine, hiçliğin var edilip; onun yok sayılması beyhude bir çabadır. Taraftarlar buna izin vermez. Çünkü taraftarlık, kulübün tarihsel ve kültürel dayanakları, renkleri ve arması ile bir varlık sebebidir, bir sevgidir.
Beşiktaş’ın öz varlıları kulübe aittir. 3000 kişi ile oylanıp projelendirilmesi etik değildir. En az üçte iki çoğunluk aranan bir sürece oldu-bitti ile yaklaşmak doğru değildir. Rezerv alan ilanına karşı çıkmak kulüp adına sorumluluk almak demektir. Çünkü bundan sonra Şan Öktem Kamp Tesisi ile Hakkı Yeten Sahası’nın olduğu yere sıra gelmeyeceği ne malumdur. Ve Serdar Adalı sadece üç ayda 5 milyar TL borç yaptı.
Bunların hepsi bulantıya sebep olmalı. Bu hissiyat sadece fiziksel bir mide bulantısı değil, bireyin tepeden tırnağa var olma sıkıntısıdır. Sonucunda bir sorgulama ortaya çıkar. O sorgulama insanı özgürleştirmesiyle birlikte, sorumluluk taşıyan bir varlık haline getirir.
Bu minvalde, günümüzde yeryüzü ve insanlığın içerisinde olduğu derin kriz ve bunalım halinin içinden çıkılamaması, tam da insanlardaki ‘bulantı’ duygusunun yoksunluğundan kaynaklanmaktadır.
Bulantı bir varoluş meselesidir. Kendi içinde özgürlüğünü layıkıyla yaşayamayan bireyin, şimdiki zamanda ve geleceği için vereceği kararlar zararlara yol açar.
***
Her genel kurula katılan bireylerin, 26 yılda gelinen nokta bakımından, orada oluşları bir bulantıya sebep olmalıdır. Hiçlik duygusu Beşiktaş için varlık sebebi olmalıdır. Ve her genel kurul üyesi özgürlüğünü kazanmış olmalıdır. Ancak özgür irade doğruyu seçer. Yönlendirilmiş ve manipüle edilen insanlar küçük çıkarları uğruna kulübün geleceğini ipotek altına sokar. Kulübün var olabilme mücadelesi içinde bir yol gösterici olmadan ayakta durmaya çalışması mümkün değildir. 26 yıldır bu cenderen kurtulamadı.
İnsan, bilinç sahibiyken ve kendiliğinin farkında olduğu sürece, yaşamı boyunca, zihin edimleriyle, ürettikleriyle, var olma çabasıyla, toplumsal ilişkileriyle değerli bir varlıktır. Değerinin bilincindeki insan, kendine tanınan özgürlük sınırları içerisinde varlığını, var olma anlam ve değerini, etik kurallara uygun sorumluluklarını unutmamalıdır. Her ne olursa olsun, hangi koşullarla karşı karşıya kalırsa kalsın pes etmemelidir. İnsan, insan olabilme özelliklerini yaşamı boyunca var etmelidir. Beşiktaş dâhil, tüm kurumlar da ancak o zaman kendi varlık nedenlerini korur.
Bulantı ortak ve ölçülü bir acı çekme durumudur.
İnsan da yaşamın her alanında, onu bulantıya götüren o problemlerle yaşar. Onu görür, konuşur, bunları birlikte dert edinmek ister. Dolayısıyla çağdaş dünyanın sorunlarına getirilen her mümkün çözüm denemesinin temelinde aslında öncelikle bu bulantının hissiyatı yatar. Çünkü içerisinde yaşadığımız sistem her şeyden önce kapitalizm, kendi krizlerine ve bunalımlarına alışık; bunlarla var olmaya ve bunları kuşkusuz biçimde ne yapıp edip aşmayı düşünen bir sistemdir. Bu aşma işleminde kurumları sonuna kadar sömürmek elzemdir.
Değil Beşiktaş, bu durum, Türkiye ve tüm dünya için geçerlidir.


