Çağrı

Gürkan AKGÜN
İBB Genel Sekreter Yardımcısı
Emeğin dalları kırılmış, yerde… / Işık kör edicidir diyorlar / Özgürlük patlayıcı
(…)
Gel yurdumun insanı görün artık / Özgürlüğün kapısında dal gibi / Ardında gökyüzü kardeşçe mavi!
(Oktay Rifat / Elleri Var Özgürlüğün)
Bir şehir nasıl kurulur?
Nasıl her gün ve gece yeniden ve yeniden en ücra sokak başlarından en şatafatlı caddelere kadar; soluksuz, dört nala bir at gibi doludizgin yıkılır, bozulur ve tekrar yapılır!?
Belki teori bize küresel akışlardan, büyük ölçekli gayrimenkul projelerinden, ulaşım ağlarından, köprülerden, organize sanayi bölgelerinin yer seçimi kararlarından veya eski fabrikaların dönüştüğü AVM’lerden, plazalardan bahsedecektir! Bunların toplamı işte bir kenti var eder. Bir kenti anlamak ve hatta yeniden kurmak için de bu organizasyonu çözmek gerekir, diyecektir.
Haklılık payı var elbette ama tatminkâr cevap bu değil! Bir şehri var eden, yapan, bozan, kurcalayan, tamir eden, mekânı üreten ve o mekânla şekillenen “Emek”tir. Ve İstanbul, emeğin başkentidir.
Emek kavramını sadece bir iktisadi öge olarak değil, insanın kendini ve tüm sosyal ilişkilerini var ettiği bir deneyim olarak ele alıyorum. Sabah evde çayı koyduğunuz andan itibaren, dolmuşta, metroda, otobüste işe gidip; atölyede, ofiste, dükkânda geçen zaman ve ötesindeki o muazzam iş bölümüne kadar her şey. O birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğu ve birbirimizden başka kimsemiz olmadığı ile tekrar tekrar yüzleşmemiz. (Evet! Kurtuluş yok tek başına, bu bir gerçek.)
Yaşamı ve mekânı kuran emekse, yaşamın tüm alanları da bir emek mücadelesidir. Elbette ki güvenceli bir iş, insanca bir yaşam için gerekli ücret ve çalışma koşulları çok temel mücadele alanlarıdır. Ama bugün adaletsizliğe karşı meydanları dolduranlar, geleceksizlik kaygısı ile üniversitelerinden taşan gençler, eğitim hakkı için seslerini yükselten liseliler, madene karşı toprağına, ormanına, suyuna sahip çıkan köylüler, bu büyük emek mücadelesinin bir parçasıdır.
O yüzden, 1 Mayıs yaklaşırken safları sıklaştıralım!
Sizleri tüm bu yaşadıklarımıza, seçimlere, vaatlere, her türlü zorluğa ve baskıya rağmen İstanbul’da yürütülen Halkçı Belediyeciliğe emeğin mücadelesi olarak sahip çıkmaya çağırıyorum.
Bugün, dar gelirli ve emekli de depremde yıkılmayacak bir evde oturabilsin diye onlara kentsel dönüşümde mali destek vermek, kamu kaynağını bu yönde bir tercihte kullanmak da bir emek mücadelesidir.
İktidar en çok insanların bir araya gelmesinden, farklılıkların tanış olmasından korkar. Böylece “öteki” hakkında manipülasyona dayalı propaganda yapabilir. Vandal, hain, çapulcu, terörist, marjinal der onlara. Oysa onlar, gençler, kadınlar, işçiler, memurlar, işsizler, bu şehrin sokaklarında, meydanlarında, Saraçhane’de ya da Maltepe’de bir araya geldiklerinde birbirlerinden farklı olmadıklarını görürler. O yüzden bu şehre hesapsız kitapsız buluşabildiğimiz meydanlar kazandırmak, var olanları bir avuç imtiyazlı insanın işgalinden kurtarmak, özgürleştirmek bir emek mücadelesidir.
Üniversite öğrencilerinin aileleriyle birlikte türlü zorluklar altında verdikleri bir meslek sahibi olma ve geleceklerini kazanma çabalarında onlara yurt olanağı sağlamak, burs vermek, bu şehrin yoksul mahallelerinde gençlerin rahatça çalışabilecekleri kütüphaneler yapmak bir emek mücadelesidir.
Bu şehrin tüm çocukları eşit olsun, kadınlar yaşama katılabilsin diye İstanbul’da yüzlerce kreşi hizmete sokmak bir emek mücadelesidir.
Gece vakti çalıştığı yerden herkes evine güvenli ve rahat gidebilsin diye metroları vapurları çalıştırmak, bu şehrin gecekondu mahallelerine kadar metroyu götürmek, iş arayana bir de yol masrafını dert etmesin diye tıpkı anneler gibi ulaşımı ücretsiz yapmak bir emek mücadelesidir.
Bölgesel istihdam ofislerinde yüz binlerce kişiye iş bulmak için çaba göstermek, bu zorlu eğitim koşullarında kimse geride kalmasın diye Enstitü İstanbullarda iş eğitimi vermek bir emek mücadelesidir.
Ve kendi seçtiği insana sahip çıkmak için meydanlara taşmak, tam da işte demokrasi ve emek mücadelesidir.
Mücadeleyi kaybetmeyeceğiz. Emek bizim! Gücümüz de, coşkumuz da, neşemiz de yerinde. Geçtiğimiz yüzyılın başında İstanbul sokaklarında yankılanan “hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet” sözleri bugün de “özgürlük, adalet, eşitlik ve kardeşlik” özlemi ile çınlıyor.
O yüzden bu 1 Mayıs’a sadece sendika üyelerine veya parti örgütlerine çağrı yapıp gitmeyelim. Komşumuzu, eşimizi, dostumuzu, kahvedekileri, ofistekileri kolumuza takıp meydanları dolduralım.
En ücra sokak başlarından en şatafatlı caddelere kadar bu şehri emekle yeniden ve yeniden kuralım.
Silivri Cezaevi 9 no.lu / B-24


