Can Ertuna
canertuna@birgun.netCamdan Sığınak YouTube
Ana akımın çökmesi, eleştirel medyanın üzerindeki baskının artmasıyla birçokları için yeni ana akım YouTube artık. Oysa burası camdan bir sığınak. Kırılganlığın nedeni sadece sansürün buraya düşen gölgesi değil. İlgi ekonomisinin çarkları da buradaki gazeteciliği ve Türkiye’deki söylem alanını dönüştürüyor.

“Bazen o gün televizyonda söylediklerimizi düşünüyorum, acaba canımıza mı susamışız?!” YouTube’daki gazetecilik faaliyetiyle ilgili, Doç. Dr. Ozan Aşık ile yürüttüğümüz çalışmada bir gazeteci böyle söylemişti. Yaklaşık on yıl önce, ana akım ekranlarında daha esnek değerlendirme yapabilen bu gazeteci, bugün YouTube’da bile kırmızı çizgilerin daraldığını biliyordu. Buna rağmen bir yayını nedeniyle hakkında soruşturma açılacaktı.
YouTube’daki gazetecilik faaliyetiyle ilgili, Doç. Dr. Ozan Aşık ile yürüttüğümüz uzun çalışmanın ilk makalesi, uluslararası bir dergide geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Türkiye’nin önde gelen “gazeteci YouTuber”larıyla yaptığımız uzun görüşmeler, bu dijital sığınağın dinamiklerini içeriden anlamamıza ve kırılganlıkları görmemize imkân tanıdı. Bu yazı işte o gözlemleri içeriyor.
“KANALIMA HOŞ GELDİNİZ”: BİR DİJİTAL GÖÇ ÖYKÜSÜ
Fatih Altaylı’nın tutuklandığı günün ertesi, YouTube kanalında yapılan “boş koltuk” yayını medya tarihinde dikkat çekici bir andı. Üst sesin yasal süreci anlattığı, koltuğun boş kaldığı o video bir buçuk milyondan fazla izlendi. Bu, sosyal medya ve yayın platformlarının bir süredir sadece iletişim zemini değil, aynı zamanda dijital birer topluluk ve direniş alanı haline geldiğinin bir göstergesi.
Eski ana akım medya, varlığını oto-sansür ve yer yer propaganda ile sürdürmeye çalışırken, RTÜK kılıcı eleştirel kanalların üzerinde sallanıyor. Egemen söylem dışına çıkan Tele1 gibi kanallara kayyum atanırken, bağımsız gazetecilerin dijital platformlara yönelmesi de niteliksiz yayınlardan sıkılan izleyicilerin oraya kayması da sürpriz değil.
Araştırmalar da “haber kaynağı” olarak internet tabanlı platformların gazete, TV, radyo gibi geleneksel araçları çoktan geride bıraktığını ortaya koyuyor. Bu, dünya genelinde benzer biçimde ilerleyen bir eğilim. Ancak Türkiye’deki fark, geleneksel araçların büyük oranda ele geçirilmesi, artık toplumun nitelikli bilgiye erişimini sağlayamaması. Dolayısıyla dijitale kaymak burada bir tercih değil; çoğu için zorunluluk. Ancak bu mecra da artık yakın gözetime tâbi.
En çok izlenen haber yorumcusu Fatih Altaylı cezaevinde, kanalındaki dayanışma yayınlarını da sonlandırdı. İlk çevrim içi yayıncılarından Ruşen Çakır, yorumları nedeniyle fiili gözaltı yaşadı. Onlar TV ekibinden Murat Ağırel ve Şule Aydın’a saldırı ihbarı yapıldı. Etki arttıkça tehdit ve baskı büyüyor.
Gazeteciler, ülkenin politik konjonktürüne göre değişen “hassasiyet barometresi”ni gözetmeye çalışsalar da trol kampanyaları, gizli tanıklar ve CİMER şikâyetleri arasında sıkışıyorlar. Her geçen gün sertleşen iklimde oto-sansür bile, bağlamından koparılmış video kırpıntılarıyla üretilen “delil” karşısında yetersiz kalıyor.
HABERİN YERİNE YORUM: ALGORİTMA KISKACINDA YAYINCILIK
YouTube sığınağında çoğu gazeteci tek başına ya da küçük ekiplerle çalışıyor. Kameranın, mikrofonun ve algoritmanın karşısındalar. Eskinin ekran yüzleri, birkaç “yıldız” isim dışında, bugün kendi kanallarının hem muhabiri hem editörü hem de pazarlamacısı. Görünürde bağımsızlar, ama bu bağımsızlık platformun “oyun kurallarıyla” sınırlı.
Görüşme yaptığımız gazeteciler bu yeni çelişkiyi net biçimde dile getiriyor:
Bir yandan politik baskıya boyun eğen patronlardan kurtulmanın özgürlüğü, öte yandan YouTube’un kural setlerinin kuşatması... Çünkü bu platform sadece bir mecra değil, aynı zamanda algoritmik bir rejim. Görünür olmanın bedeli, sistemin istediği biçimde içerik üretmek.
“Algoritmanın sevdiği birine dönüşüyorsun,” diyor bir gazeteci. Artık kendi kanalının “tık” reytinginden sorumlu. Dijital ortamda hayatta kalmak, algoritmanın beğenisine göre de şekil almak demek.
YouTube’un tavsiye sistemi, izleyicilerin yüzde 70’ine ne izleyeceklerini söylüyor. Bu mekanizma, alandan beslenen haberciliği değil, duygusal ve keskin içerikleri ödüllendiriyor. Ayrıntılı haber, derin analiz yerine hızla tüketilen politik performanslar daha görünür oluyor, haberin yerine “yorum” geçiyor sıklıkla. Buna direnen bir avuç gazeteci ise alanla küçük stüdyoları arasında mekik dokuyarak özel haber aktarma arayışında. Onların özel haberlerini, yorumcu YouTuber’lar paylaşıyor; böylece dijitalde araştırmacı gazeteciliğin izleri az da olsa sürüyor.
Gazeteci YouTuber’lar artık birer marka. Kendi isimleriyle, kendi kanallarıyla, kendi kitlelerini tutma çabasındalar. Bu kişisel yayıncılık modeli izleyiciyle güçlü bir bağ kuruyor; ama aynı zamanda haberi kişiselleştiriyor. İzleyici artık kurumlara değil, kişilere güveniyor. Böylece bireysel güven, habere verilen önemin ön koşuluna dönüşüyor.
Daha da önemlisi, “başarı” ve gelir metrikleri tamamen platforma bağımlı.
Algoritma bir gün başlıktaki kelimeyi ya da konuyu “beğenmezse”, görünürlük düşüyor. Üretilen emeğin karşılığı da kayboluyor. Araştırmadaki gazetecilerin çoğu bu çelişkinin farkında. Eski haber merkezinin hiyerarşisini özleyenler var. Çünkü haber üretiminin ortak aklını, ekip disiplinini, editoryal denetimini bu sistemde sağlamak güç.
MUHALİF, REİSÇİ, SANSASYONEL... SİZ YOUTUBE’UNUZU NASIL ALIRSINIZ?
Bu yeni düzen sadece gazetecilik değil, demokrasi açısından da önem taşıyor. Çünkü algoritmik sistem, yankı odalarını tamamen ortadan kaldırmıyor. Herkesin YouTube’u bir süre sonra ona sevebileceği içerikleri yağdırıyor. Burayı muhalif bir mecra da sanmamak lâzım. Kendini iktidarla hizalayan isimler ve iktidar bağlantılı medya gruplarının kanalları da reytinglerde üst sıralarda. Belki de bu yüzden yetkililer, eskisi gibi artık tüm platformu kapatmayı değil, özel bazı kanal ve videolara erişim kısıtlaması uygulatmayı seçiyor.
En çok izlenen görüş, görünür olduğu ölçüde gündem belirlemeye başlıyor. Bazen de gerçek, tıklanabilir hale gelmediğinde kayboluyor. Sıklıkla, alanda en çok çalışan, en özel haberi üreten değil, gündemi en keskin şekilde, izleyici kitlesinin duygularına uygun şekilde yorumlayan daha görünür oluyor.
YENİ “ANA AKIM”
YouTube haber ve bilgi kaynağı olarak yurt dışında da popüler. Demokratik sistemlerin hâlâ işlediği ülkelerde ana akımı tamamlıyor, kimi zaman da alternatifini oluşturuyor. Burada ise içkin kısıtlarına rağmen yeni “ana akım”.
Gazeteciler elbette bu platformların fırsatları kadar sorunlarının da farkında. Fakat direniş, tıpkı haber üretimi gibi, bireysel ölçeğe sıkışıyor. Oysa mesele kişisel değil, yapısal: Siyasal otoritelerin baskı mekanizmalarına teknoloji devlerinin bilgi akışını yöneten “görünmez eli” ekleniyor.
İzleyici, takibe aldığı kanallar arasında kendine bir haber ve bilgi kolajı oluşturmak için uğraşıyor. Bazen kendine bir “YouTuber gazeteci” seçip onun pencereseinden olayları okuyor, bazen de algoritma önüne neyi düşürürse bakıp geçiyor. Burada var olmaya çalışan gazeteci de şimdi sansürle algoritma arasındaki dar koridorda yürüyor. Camdan sığınağında, bir yanda görünürlük için kendi sesini optimize etmek zorunda, öte yanda o sesi kaybetmeden var olma mücadelesini sürdürüyor.


