Casusluk bu kadar kolay mı?
Gazeteci Merdan Yanardağ, 22 Haziran 2023’teki Kemal Kılıçdaroğlu söyleşisinde sordukları nedeniyle casusluk iddiasıyla başlatılan soruşturmaya dâhil edildi. Halen tutuklu.
Hayır, canlı yayında “casusluk” yapmamış, geçen hafta hazırlanan iddianame diyor ki, Yanardağ zaten sık sık “halkı kin ve düşmanlığa sevk ediyordu” casuslukla da ilgisi olabilir…
İddianamedeki değerlendirme şöyle: “…halkı kışkırtarak galeyana getirmeye yönelik… söylemleri ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçmen kitlesine antipati aşılayacak söylemleri bulunduğu, genel başkanlığın değişeceğine ilişkin birden fazla kez sorular yöneltildiği ve Ekrem İmamoğlu’na atfı ile değişim sürecinden söz edilerek seçmen kitlesine algı çalışması yapılmaya çalışıldığının anlaşıldığı…”
Deliller? Şüpheli Hüseyin Gün ile genel siyasete dair birkaç yazışma… Yani, 80 milyon vatandaşın her gün mahalle esnafıyla, komşusuyla yaptığı sıradan siyaset sohbeti. Bir de Gün’ün şoförünün elden para verdiğine dair iddiası. Yanardağ bunu kesinlikle reddediyor. İddianamede adı geçen Seher Erçili Alaçam’dan yasal (resmi kanallardan) bağış aldığını, yasadışı (elden) herhangi bir para almadığını söylüyor. İddianamede ise bu açıklaması, “Şüpheli Merdan Yanardağ’ın beyanında bu hususu kabul etmemesi fakat ifadesinin devamında almış olabileceğini beyan etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde beyanın kendi içerisinde çelişkili olduğu” diye geçiyor.
Ne gizli bir yazışma var ne gizli bilgi alışverişi.
Yanardağ da ifadesinde, “WhatsApp yazışmalarının normal bir izleyici ile olan sıradan konuşmalar niteliğinde olduğunu, Hüseyin Gün’den herhangi bir talimat almadığını, kendisinin sol görüşlü ve yurtsever bir gazeteci olduğunu, atılı suçlamanın kendisine yöneltilebilecek en çirkin suçlama olduğunu ve suçlamaları kabul etmediğini” söyledi.
Zaten 168 sayfalık iddianamede Yanardağ’a 10 sayfa ayrılmış, o sayfaların çoğu da Kılıçdaroğlu’na canlı yayında sorduğu sorulardan oluşuyor.
İddianamenin Yanardağ ile ilgili en ‘bilgilendirici’ kısmı, “halkı zaman zaman kin ve nefrete teşvik etmek” ve benzer suçlamalarla hakkında açılan dava ve soruşturmaların uzun listesi. Ekranda sorduğu sorularla “algı oluşturmaya çalıştığı” (ne demekse) iddia ediliyor ancak asıl algı tam da bu listede.
Yanardağ’ın üzerinde bunca suçlama varken ısrarla gazetecilik yaptığının altı çizilen iddianamede “şüpheli Merdan Yanardağ’ın kanalın fiili kullanıcısı olduğu, resmi kayıtlarda oğlu Alp Yanardağ’ın şirket sahibi olarak göründüğü, bu suçlarda da Tele1 isimli TV kanalını kullandığı anlaşıldığı…” ifadelerinin ardından kanala kayyum atandığı bilgisi ekleniyor.
İddianamede Tele1’den de “algı çalışması yapan kanal” diye bahsediliyor ve müsaderesine karar verilmesi talep ediliyor.
Bu kadar. Peki, casusluk bu kadar kolay mı?
TONY BLAIR İSİMLİ ŞAHIS
Değinmeden geçemeyeceğim, iddianamede, çoğu çevirilerden kaynaklanan pek çok maddi hata var.
Örneğin, Hüseyin Gün’ün 8 Nisan 2013’te tuttuğu iddia edilen bir nottan bahsediliyor: “‘NEX Tony’ye e-posta gönderildi - sınır güvenliği onaylandı ve Tony bu konuda HTS ile anlaştı’ şeklinde geçen içerik ile alakalı olarak HTS’nin Suriye iç savaşında yer alan Heyet Tahrir El-Şam örgütü olabileceği ve Hüseyin Gün isimli şahsın bu konuda bilgi sahibi olduğu…”
Bu değerlendirme belki gerçeği yansıtabilirdi ancak HTŞ bu nottan 4 yıl sonra, 2017’de kuruldu.
Yine aynı notta sadece isimden yola çıkarak, Tony diye bahsedilen şahsın eski Britanya Başbakanı Tony Blair olduğu kanısına varılıyor, “Hüseyin Gün isimli şahsın Tony Blair isimli şahıstan talimat almak suretiyle faaliyet gösterdiği” değerlendirmesi yapılıyor. Gün’ün iddianamedeki beyanında, kendisine “bu şahsın” Blair olup olmadığına dair bir sorunun yanıtı yer almıyor.
İngilizceden çeviriler anlaşılmaz ve bağlamdan kopuk. Örneğin “10 numara beni arayacak” deniyor. Muhtemelen kastedilen Britanya Başbakanlık Konutu, “Number 10”. Ancak iddianamede notun başbakanlıkla ilgili olduğuna dair bir bilgi yok.
Daha tuhafı var, el yazısından anlaşıldığı kadarıyla Gün, David Cameron ile buluşmasını ve ona söylediklerini not almış, “Ona Anglo-Türk Liderler Grubu üyesi olduğunu söyledim” yazmış. Çeviride ise bu buluşma, “Met & Spike PM David Cameron’ın tam da Anglo-Türk Liderler Grubu üyesi olduğunu söyledi” diye geçiyor, oysa baştaki kelimeler muhtemelen (nottan okunduğu kadarıyla) “buluştuk (met) ve konuştuk (spoke?)”.
Başka bir çeviri örneği: “Kendi sistemi, sadece passwordHash’ine brute force yapılarak kolayca ele geçirilebilir.” Anladınız mı? Bağlamdan ve orijinal yazıdan anlaşılıyor ama iddianamedeki Türkçe çeviri bu.
112 ihbarıyla başlayan soruşturma sonucu hazırlanan ve bunca ağır suçlamanın bulunduğu iddianamenin önemli bölümü İngilizceden çeviri ifadeler olduğundan bu çeşit özensizlikler göze çarpıyor.


