Google Play Store
App Store

2025 üretim sezonu, iklim krizinin tarımsal üretim üzerindeki yıkıcı etkilerinin en görünür olduğu yıllardan biri oluyor. Ülke genelinde don ve kuraklık peş peşe yaşandı; yaz ayları itibariyle sofralara kayısı, kiraz koymak imkansız hale geldi.

İşin üretici ayağında da tablo vahim. Enflasyonun ve yaşam maliyetlerindeki artışın ezici baskısına rağmen, bu yıl da birçok üründe alım fiyatları maliyetin altında açıklandı. Örneğin çay üreticisi aylardır “zordayız” diye haykırıyor. ÇAYKUR’un kontenjan kısıtlamaları ve özel sektörün düşük fiyat politikaları arasında sıkışmış durumda. Ürününü ÇAYKUR’a satamayan üretici, özel sektörün 17-19 TL bandına gerileyen fiyatlarına mahkum. Düşük alım fiyatları açıklanan örnekler çoğaltılabilir. Bir de bunların yanında nisan ayındaki dondan etkilenen yaş sebze meyve var ki, burada yaşanan krizin bedeli sofralardaki yoklukla kendini gösteriyor.

Öte yandan fındıkta ise maliyetin üstünde bir fiyat açıklandı. Ancak bu, fiyatın adil olduğu anlamına gelmiyor; insanca yaşam payı yine yok sayıldı. ÇİFTÇİ-SEN’in hesaplamasına göre iklim koşulları, külleme ve kokarcanın etkileri dahil edildiğinde 1 kg fındığın ortalama maliyeti 180 TL. Üreticinin üretimde kalabilmesi için maliyetin üzerine en az %25 kâr payı ve %25 insanca yaşam payı eklenmesi gerekiyor. Bu da 2025 sezonu için en az 280 TL/kg alım fiyatı demek.

∗∗∗

Oysa fiyat 50 randımanlı fındık için  alım fiyatını 200 lira olarak açıklandı. Serbest piyasanın ise bu fiyatı şimdiden yukarı çektiği görülüyor; kimi şirketlerin 50 randımanlı fındık için 216 TL, 56 randımanlı için 241,92 TL verdiği basına yansıdı.

Bu durum bazı üreticiler için avantajlı görünse de fındık üreticilerinin geneli için olumlu olduğu söylenemez. Çünkü bu fiyatlandırma, üreticiler arasında çıkar ve konum farklılıklarını derinleştirerek ortak talepler etrafında birleşmeyi zorlaştıran bir bölünme yaratacaktır. Dahası, adil bir fiyat ve alım politikasının yokluğunda, üreticiler arasında eşitsizlikler derinleşirken, fındık işçiliğine dönüşmüş bir üretim ve fiyatlandırma rejiminin kanıksanması daha olası.

Unutmamak lazım ki fındıkta fiyat, iktidarın, ihracatçı tekellerin gücüne yanıt üreten politikalarıyla belirleniyor. Ferrero, Türkiye’de fiyat politikasının yerli ve küresel belirleyicisi. Fiyat açıklamaları, rekolte oyunları ve alım miktarları çoğunlukla piyasanın beklentisine göre şekilleniyor. Nitekim TMO’nun fındık alımı çoğu yıl toplam pazarlanan ürünün %1’ini bile geçmiyor. Fiskobirlik’in tasfiyesi ve yerine TMO’nun sınırlı alım yapan bir piyasa aracına indirgenmesi, üreticiyi bu tekellere mahkum bıraktı.

∗∗∗

Diğer yandan fındıkta bugün yaşanan sorun yalnızca fiyatla sınırlı değil. Karadeniz’de iki yıldır kahverengi kokarca zararlısının yarattığı tahribat, üreticiyi perişan etmiş durumda. Bu nedenle kimi bölgelerin “afet bölgesi” ilan edilmesi talebi hala aciliyetini koruyor. Zira özellikle don ve kokarca gibi sebeplerle zarar gören üreticiler hala yalnız.

Nisan ayında görülen don ise birçok bahçede fındık randımanını ve rekoltesini ciddi biçimde düşürdü. Zaten son yılların kronik sorunu haline gelen kokarca zararlısıyla birlikte rekoltenin geçen yıla göre düşeceği öngörülüyordu.

Fakat rekolte konusunda da bir “anlaşmazlık” oldu. Tarım ve Orman Bakanlığı 2025 yılı için açıkladığı 449 bin tonluk fındık rekolte tahmin ederken, Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (KFMİB) tarafından yapılan açıklamada bu rakam 601 bin 206 ton olarak duyuruldu. Bu çelişki, üreticilerde kafa karışıklığına yol açtı. Nihayetinde alım fiyatları üretici lehine düzenlenmedi.

Tüm bunlar karşısında üreticinin örgütlü yapılarının (Fiskobirlik vb.) yeniden yapılandırılması, zararlılar ve iklim risklerine karşı kamusal destek sağlanması, fiyatın insanca yaşam düzeyinde belirlenmesi acil gereklilikler.

Fındıkta bugün yaşanan kriz, yalnızca üreticinin değil; emeğin, doğanın ve tarımsal üretimin geleceğinin krizidir. Adil, kamucu ve üretici odaklı bir politika olmadan fındığın da üreticinin de yarını olmayacak. Üreticilerin birbirine sahip çıkması; ortak taleplerde birleşmeyi, örgütlenmeyi ve piyasanın dayattığı koşullara karşı birlikte hareket etmesi elzem.