CHP için cesaret zamanı

Şerdil Dara ODABAŞI - Eski Kadıköy Belediye Başkanı
Kürt meselesinin üstünden silahların gölgesi kalktıkça, demokratik siyasetin önü açılacaktır. Silahsızlanmanın ardından sözün gücü yükselecektir. Öyleyse sözümüzü her zamankinden daha güçlü kılmak gerekecektir. Nitekim barış, çatışan taraflar arasında yapılır fakat sonuçları itibariye herkesi kapsayacaktır.
Ülkemizin geleceğini belirleyecek en kritik sınavın eşiğinde olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Gerçek anlamda toplumsal barışın da sağlam temellere oturmuş demokratik bir geleceğin de ön koşulu bu sınavı başarıyla atlatabilmektir. Bu sınavı layıkıyla vermesi beklenen çizgi sosyal demokrasi; bir diğer deyişle, ülkenin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
Sosyal demokrat bir partinin bu süreçte üstlenmesi gereken görev nettir.
1- Sorunu inkâr etmeden tanımak,
2- Öfke ve kutuplaştırma yerine kucaklayan bir söylem tutturmak,
3- Acıları kaşıyan değil, onaran bir dil kurmak.
Savunmada kalmayan, sürekli kendisini açıklamak zorunda bırakılmayan, aksine mevcut paradigmayı devrimci bir dönüşüme uğratan siyasal dil; —ister Türk ister Kürt olsun— toplumun muhafazakâr kesimlerine de kalıcı güven aşılayacak tek yoldur.
Öncelikle sıfırdan başlamadığımızın bilincinde olmalı ve kendi tarihsel müktesebatımıza sahip çıkmalıyız.
***
SHP’nin 1989 yılında hazırladığı “Doğu ve Güneydoğu Raporu”, siyasetin sert rüzgârlarına rağmen cesurca söylenmiş bir sözdü. “Kürt realitesi” henüz resmî ağızlarca tanınmamışken ezberleri bozan bir dönüm noktasıydı. Kimlik meselelerini, anadili hakkını, kültürel zenginliği ve bölgesel kalkınmayı konuşma cesaretini gösteren tarihsel bir belge niteliğindeydi.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin önünde duran tarihi görev bu mirası sadece hatırlamak veya hatırlatmak değil, onu daha da ileri taşımaktır. Çünkü Türkiye’nin batısı ile doğusu arasında güvenilir bir köprü olabilecek biricik yapı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Hem demokratik hakları savunan hem de ülke bütünlüğünü koruyan en kitlesel siyasi partidir. Toplumsal meşruiyeti yüksek, ikna gücü belirleyicidir. Dolayısıyla demokratik çözüm sürecinin öncüsü olmak, Cumhuriyet Halk Partisi açısından sadece bir siyasi tercih değil, Türkiye’nin yarınlarını şekillendirecek bir zorunluluktur. Süreç bittiğinde Cumhuriyet Halk Partisi ülkede yaşayan herkesin partisi olduğunu gösterecektir. Partinin meydanlardaki söyleyeceği her söz, adalet ve demokrasi çağrısını güçlendirmelidir.
***
Haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde bulunanların tahliyesi, yerinden yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması sözünü ettiğim çağrının önde gelen başlıklarıdır.
Tahliyeler ancak demokrasi ve adalet mücadelesinin güçlenmesiyle mümkündür. Adalet ise yalnızca hukuksal bir talep değil; mahkemelerin yanısıra sokakta, okulda, tarlada, belediye hizmetinde, hayatın her alanında yaşatılmayı beklemektedir.
Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, halkın kendi yaşamı üzerindeki söz hakkının genişlemesi demektir. Yerel yönetimlerin mali bağımsızlığının sağlanması; yerel meclislerin şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir olması; halkın iradesini yok sayacak şekilde seçilmişlerin görevden alınmasının önlenmesi; yerel dil, kültür ve geleneklerin korunması için yasal güvenceler getirilmesi sosyal demokrat bir siyasetin öncülüğünde mümkündür.
Silahların susması, Kürt meselesinin çözümünün önünü açacaktır ancak tek başına çözüm olmayacaktır. Meseleye buradan yaklaştığımızda; eşit yurttaşlığın, özgürlüğün ve adaletin hayata geçirilmesi için toplumsal muhalefetin mücadelesi sürecektir.
Bu, kolay bir yol değildir. Titizlikle, samimiyetle ve sebatla yürünmesi gereken bir yoldur. Hiç kuşkum yok ki barıştan, adaletten ve eşitlikten rahatsız olan güçler olacaktır. Onlar, korku siyasetiyle, provokasyonlarla ve yalanlarla süreci baltalamak isteyeceklerdir. İşte tam bu yüzden sürecin yalnızca siyasi iradeyle değil, halkın gönlünde karşılık bulan ortak bir iradeyle yürütülmesi ve böylece tabana yayılması son derece acil bir ihtiyaçtır.
Kürt meselesi bir günde çözülmeyecek kadar derin ama bir gün çözülecek kadar insani bir meseledir. Önemli olan, cesur adımlar atmak ve bunu kararlı bir şekilde savunmaktır.
Türkiye’nin yarınları farklı kimliklerin korkmadan bir arada yaşadığı, kimsenin dilinden ve kültüründen ötürü ötekileştirilmediği, adaletin herkes için aynı şekilde işlediği bir düzendedir. Sosyal demokrasinin özü de budur: Eşitlik, özgürlük, adalet ve dayanışmadır.
Şimdi tüm cesaretini, tarihsel sorumluluğunu ve vicdanını kuşanan Cumhuriyet Halk Partisi’nin yol göstericiliğinde yol alma zamanıdır.


