CHP’ye yönelimde cefa-sefa motifi
Fotoğraf: Depo Photos

“Son seçim başarısı ayaklarınızı yerden kesmesin” minvalindeki uyarıları CHP’ye yapanlar, haklı olarak SHP’nin Mart 1989’daki yerel seçim başarısının sonuçlarını hatırlatıyorlar. Benim açımdan 1989 yerel seçimlerini unutulmaz kılan olay, Ankara’nın bir gecekondu mahallesinde 20-30 yaş aralığındaki 20 kadar gencin toplantısıyla ilgilidir. Toplantının konusu “mahalle devrimcilerinin” -ki bence 1970’li yıllara ilişkin “mahalle devrimcisi” adlandırması, fraksiyonlara ayrılmış olsalar da kader ortaklığını vurgulaması bakımından kendi gerçekliklerini ifade eden anlamlı bir ‘çatı’ kimliğidir-  SHP’de siyaset yapması idi. Çok şey konuşuldu, lehte ve aleyhte önemli değerlendirmeler yapıldı, ama benim hala dimağımda taze olan söz, az-öz konuşmasıyla bilinen -soyadı bende saklı- sevgili Şenol’a aittir: “Çok cefa çektik, artık sefa sürme sırası bizde…”

Şenol arkadaşın SHP’de siyaset yapma kararını dayandırdığı “cefa-sefa” motifi, bugünkü CHP ve CHP’li belediyelerin işleyişini doğrudan etkileyecek çok önemli bir paradoksa işaret eder; çünkü mesele AKP’nin arşa vardırdığı nepotizm gibi idari bir işlemle değil, yönetici ve aktivisti ile CHP’li eyleyicilerin siyaset yapma tarzlarını biçimlendiren sosyal psikolojileri ve zihniyet haritalarıyla ilgilidir. 

Dikkatinizi çekmiştir, son yıllarda CHP liderleri kürsüde konuşurken gençlerden tek bir slogan yükseliyor; “iktidar…iktidar…iktidar”. Müzmin muhalefet konumunu reddedip, kararlı bir iradeyle iktidar talep etmek kuşkusuz gençliğe yakışır. Herkes Şenol arkadaş gibi açık sözlü olamayabilir, ancak bilinir ki siyaseti “cefadan sefaya” geçiş aracı olarak görmek, özellikle merkezde konumlanmış kitle partilerinde son derece yaygın bir eğilimdir. Bu da son derece anlaşılırdır. Sefa sürmek ifadesi itici gelse de sözlük anlamı “rahat, sakin ve eğlenceli yaşamak” olan bir arzunun iktidar olasılığı bulunan ana akım bir partide siyaset yapma tercihini şekillendirmesi, gayet doğaldır.

Ayrıca bugünün gençleri, uzun AKP idaresi altında az cefa çekmiyorlar, üstüne bir de gelecek umudunun kararması eklendi ki çoğu terk-i diyar eyleme ya eylemi ya ruh hali içinde. Bir anlamda “cefa-sefa ikiliği” şeklindeki siyaset motifi, bencil çıkarı için siyaseti araç kılmakla damgalanamayacak kadar sahici ve kitlesel bir temele sahip bu ülkede. 

KORKULARI SERVETLERİNDEN HIZLI BÜYÜYENLER

Ne var ki cefadan sefaya geçiş, neoliberal yılların yarattığı çok yönlü tahribatlar nedeniyle Şenol arkadaşın önerdiği ve seçtiği yolla artık mümkün değil. Öncelikle yerelde ve genelde yönetim koltuğuna oturma kapasitesine sahip olan siyasi partiler, pasta paylaşımını tanzim edecek iktidar erkine artık sahip değiller. “Ama AKP..” diyecekler olabilir, AKP pasta paylaştırmıyor, kamusal varlıklara ve punduna getirdiği özel servetlere kelimenin gerçek anlamıyla çöküyor, kamu varlıklarını işgal kuvveti gibi talan ediyor. O kulvarda ancak adrenali ve serveti yüksek mafiso tipi andırır yaşam tarzları mümkündür.  Dolayısıyla AKP zırhını kuşanarak zenginleşenlerin korkuları servetlerinden daha hızlı büyümektedir.

“Ama CHP böyle yönetmez” denebilir. Kuşkusuz AKP gibi yönetmeyecektir, lakin, bugün yaşadığımız ülke rejim sütunları ve hükümet sistemi yerli yerinde olup, iktidarın el değiştirmesi ardından CHP’nin halkçı programını uygulamaya koyacağı bir ülke konumunda mıdır? AKP idaresinden sadece kurtulmayı değil yeniden kurulmayı da bekleyen bir ülkede yaşamakta olduğumuzu unutmayalım. Rejim sütunları fiilen ilga olmuş, şahsa özel hükümet sistemi ile idari kapasitesi zayıflamış, yurttaşlık statüsü; hukuki, siyasi ve sosyal bakımlardan çökmüş bir ülkede, yönetimin el değiştirmesine ülkenin yeniden inşasını da önüne koyan bir irade eşlik etmek zorundadır. Sefa arzusu ya da aynı anlama gelecek şekilde rahat, sakin ve mutlu-mesut bir hayat sürme isteği, bugünkü koşullarda, Türkiye’nin ikinci yüzyılda sosyal bir cumhuriyet olarak yeniden kurulmasıyla mümkün görünmektedir.

TAMİMİNİZİ GÖRELİM

O halde burada sorulması gereken soru şudur: CHP’deki değişim dinamiği asli kurucu irade örgütü olmak ya da oluşturmak şeklinde bir perspektife sahip midir? Değişimci CHP’de yerel ve ardından genel idarenin yürütücüsü olmakla sınırlı bir vizyonun ötesine geçip, çivisi çıkmış bir ülkenin yeniden kuruluşu şeklindeki temel ve gerçek ihtiyacı gören kimi isimlerin varlığını biliyoruz, ama yerel seçim başarısının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yapıp ettiklerine bakıldığında yukardaki soruya açıkça evet demek mümkün görünmüyor. Hal böyle iken “AKP ile müzakere mi, mücadele mi” diye tartışmanın pek bir anlamı kalmıyor. 

Sayın Özel’e muhtemelen ezberinde olan Amasya Tamimine metodolojik gözle bakmasını ve oradaki metodolojiyi ikinci yüzyıl stratejisinin tayinine uyarlamasını önerebilirim. Tamimin her bir cümlesi hangi sorunun yanıtı idi diye bakmak, yararlı olabilir. İhtilal bildirisini andıran Tamim metninin ilk cümlesi memleketin en temel sorununu tanımlar, izleyen cümle mevcut idarenin o sorundaki yerini belirler, üçüncü sırada temel sorunun çözümü yer alır ve Tamim acil atılacak adımları sıralayarak sonlanır. Bu kadar yalın, özlü ve nettir.

CHP’nin örgütsel kapasitesinin ötesindeki son seçim başarısı, partiler arası çatı ittifakın değil, güvenli, sağlıklı, mutlu bir yaşam arzulayan halkın sandıkta gerçekleştirdiği ittifakın eseri olmuştur. Bu ittifak insanca yaşam arzusu ile egemen bir varlık olarak halk olma arzusunun bir bileşkesidir ve henüz sürekli ve kalıcı bir örgütsel temsile sahip değildir.