Google Play Store
App Store

Çığır açanlar hayvanlardır. İnsan, engebeli arazide yolunu bulmak için hayvanların açtığı çığırları izler ve zamanla çığırlar ezile ezile patika haline gelirdi. Motorlu taşıtlar için patikalar genişletildi, asfalt dökülüp düzleştirildi ve otoyol haline getirildi. İlk başlarda otoyollar dağ yamaçlarında, vadilerde kıvrılarak akıp giderdi. Fakat hız tutkusu insanı çığırından çıkardı. Hız aşkına, düz çizgi uğruna dağları delip mesafeleri kısalttı. Arzu Tramvayı’ndaki kahraman sorar: “Düz nedir?” Ve ardından ekler: “Bir çizgi düz olabilir ya da bir cadde, fakat insan yüreği, dağların arasından geçen bir yol gibi kıvrımlıdır” (Tennessee Williams). İnsan yaşadığı yere benzerdi, kıvrımlarla dolu, eğri büğrü bir varlık. Yaşadığı yer değişince insan da değişir ve arzuladığı şeye en kısa yoldan ulaşmak ister. İnsan değişti, yürüyüşünün de güncellenmesi gerekecektir: “İnsan dosdoğru yürür, çünkü bir hedefi vardır… Eşek zikzak çizer.” (Le Corbusier). Eşek zikzak çizer, çünkü eğimli ve engebeli bir araziyi katetmenin en efektif yolu budur. Bir zamanlar kıvrımlı dağ yollarını andıran insan yüreğinin içinden artık otoyol geçiyor. Ve tüm otoyollar kapitalist ilişkileri, nesneleri birbirine bağlamaya yarıyor; insan, algoritmik bir veriden ibaret.

Bugün şu soruyu sorabiliriz: Bizim yer ile, yeryüzüyle ilişkimiz ne? Yok denecek kadar az, yeryüzünden nefret ettiğimiz bile söylenebilir. Yeryüzü, iğrenç hayvanlarla dolu tekinsiz bir yer. Zaman zaman evlerimizi ziyaret ettiklerinde tekinsiz deneyimler yaşıyoruz. Şehrin sokaklarında dolaşan enformel hayvanlar bile bazılarını rahatsız ediyor. Ancak eve dahil edilen, evcilleştirilen formel hayvanları kabullenebiliyoruz. Eşek mesela, bizden biri. Artık doğadaki bir aktörü, bir zamanlar insana yoldaşlık yapmış bir canı temsil etmiyor. Eşek çok uzun zamandan beri bir can olmayı bıraktı, insanlık-ölçer olarak kullanılıyor. Le Corbusier insanı eşekle kıyaslıyor, eşek zikzak çiziyorsa, aksine insan dosdoğru yürümeli. Protagoras’ın dediği gibi her şeyin ölçüsü insansa, insanlığın da ölçüsü eşektir, insana dair her şey eşeğe göre biçimlenmeli. Eşeğe dair söylenmiş tüm özlü sözler insanı anlatıyor: “Semer seçilirken eşeğin fikri değil, ölçüsü alınır, eşek olursan ölçünü, insan olursan fikrini alırlar.” Ziya Paşa insana dair konuştuğunda eşekten bahsediyor: “Eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir.” Ve nasihat verenler yine mesajlarını eşek üzerinden veriyor: “Adam ol baban gibi eşek olma”. Cümledeki babanın anlamı virgülün yerine göre değişebilir, fakat eşeğin anlamı hiçbir zaman değişmez. Eşek, eşektir.

Zikzak çizen eşek, mekânın ölçüsüydü. İnsan mekandaki işaretlere göre hareket ederdi. Aruz ölçüsünün devenin ritmik yürüyüşünden çıktığı söyleniyor. Doğanın ritimleri, işaretleri çoktan unutuldu. Çığırından çıkan insan doğanın ritimlerini, işaretlerini izlemeyi bıraktığından beri yeryüzüne ilişkin tüm referanslarını yitirdi. Birbirini dik kesen düz çizgilerden oluşan şehirlerde yaşayan Romalılar henüz yönlerini yitirmemişlerdi. Şehirler, göksel cisimlerin hareketine göre inşa edilirdi. Şehirdeki yaşam, kuzey-güney yönüne yerleştirilmiş, ‘cardo’ denilen ana caddede geçerdi. Cardo, Latince menteşe demek. Hayat, menteşenin etrafında dönerdi. Şehrin sakinleri güneşin nereden doğacağını, nereden batacağını bilirlerdi, zaman döngüseldi. Zaman artık gök cisimlerinin döngüsel hareketine bağlı değil, Shakespeare’in dediği gibi, “zamanın çivisi çıktı”. Zaman çivisinden çıkınca mekân da zıvanadan çıktı. Artık yerle, yeryüzüyle hiçbir ilişkisi olmayan, yapay olarak iklimlendirilmiş steril mekânlarda yaşıyoruz.

Menteşeden, zıvanadan çıkan sadece zaman ve mekân mı? Tanrılar değil, insan çıldırmış olmalı, baksanıza düz bir çizgide çılgın gibi koşturuyor. Çağın ruhunu artık yönsüzlük belirliyor. Bir zamanlar yeryüzünün dolambaçlı labirentinde işaretleri okuyarak yolunu bulmaya çalışan insan, şimdi yönünü bulmak için navigasyonun komutlarına boyun eğiyor. Yere dair tüm referanslarını yitirdi, birilerinin ona hangi yöne gitmesi gerektiğini söylemesini bekliyor. Dünyanın çığırından çıktığını ancak dünyayı seyre daldığında fark ediyor. Dünyanın çılgınlığını dünyayı seyredenler değil, bakışlarını kendilerine çevirenler keşfedebilir.