Google Play Store
App Store

Anayasa Mahkemesi, kanuna uygun bir karar verdi. Kanuna uygunsuzlukların yıllardır sürdüğü dosyalardan birindeki başvuruya dair…

Neydi o uygunsuzluklar?

Takribi 5 yıldır yazdığım, “kadrolu tanık” adını verdiğimiz İsmet Ö., bir beyanında, 2000-2007 arasında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesinde Yardımcı İstihbarat Elemanı olarak çalıştığını, istihbarat personellerince, İstanbul’da suikast gibi yasadışı eylemlerde kullanıldığını ileri sürmüştü.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada verdiği ifadesinde, “…istihbarat ile görüştüğümde, istihbaratın içinde özel bir yapılanmaya gidildiğini, istihbarattaki görevime son verileceğini, bu yapının içinde yer alacağımı, kod adımın Avcı olacağı söylendi. Direkt Ali İhsan Kaya’ya bağlı olarak faaliyet yürüteceğimi, sadece onunla temas kuracağım söylendi. Onun üzerine iki tane silahlı eylem gerçekleştirdim” dedi. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasına giren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü evrakına göre de İsmet Ö., “Fırat Yalçın” kod adı ile yardımcı istihbarat elemanı olarak çalıştırılıyordu.

∗∗∗

Eski polislerin suikastlar düzenletmekle suçlandığı “FETÖ” davasında İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Aralık 2023’te kararını açıklamış, yakalamalı sanıklar Mehmet Yılmaz, Serdar Bayraktutan, Halil Karakuzulu, Ufuk Yıldırım ve ifadede adı geçen Ali İhsan Kaya hakkındaki dosyanın ayrılmasına karar vermişti. Bu davanın iddianamesinde, polislerle ilgili suçlamalar şöyleydi: “Güvenlik birimleri ya da stratejik kurumlardaki uzantıları vasıtasıyla illegal yöntemlerle temin edilen ve üzerinde oynanmış çeşitli dijital verileri kamuoyuna sunarak kişiler ve kurumlar üzerinde yanlış algıların oluşmasını (...) sağlamaya çalışan örgüt (...) her türlü baskı, cebir vb. tarzda hareketleri meşru görmektedir.”

Bu davadaki sanıklardan, eski polis Serdar Bayraktutan, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve “FETÖ/PDY’nin Selam Tevhid soruşturmasında kumpas kurduğu” iddiasına yönelik davada da bazı eski emniyet müdürleriyle birlikte sanıktı. Bayraktutan bu davanın iddianamesinde de “Sahte Tanık/Gizli Tanık Temini” ile suçlanmıştı.

Yani, tanık İsmet Ö.’nün bu konuda verdiği beyanlarla örtüşen bazı dosyalar bulunuyor. Peki, bu mevzuyu neden şimdi konuşuyoruz?

Çünkü davada adı geçen eski polis amiri Sedar Bayraktutan, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ile Halkın Hukuk Bürosu’ndan (HHB) avukatların yargılandığı davanın dosyasını oluşturan polislerdendi. İsmet Ö. de aynı davada tanıktı.

Davanın savunma avukatlarından Oğuzhan Topalkara, İsmet Ö.’nün yukarıdaki beyanlarının örtüştüğü dosyalardaki bilgilere dayanarak verdiği tevsii tahkikat dilekçesinde, İsmet Ö.’nün, yargılanan avukatlar hakkında o dönem verdiği ifadelerin eski polis Serdar Bayraktutan tarafından şekillendirildiğini yazdı. ÇHD davası iddianamesini hazırlayan (eski) savcı Adem Özcan ile soruşturmada görevli dönemin polis amirleri Ömer Köse, Serdar Bayraktutan ve Osman Özgür Açıkgöz ile Kürşat Durmuş’un da yargılandığı davanın iddianamesinde, “şüphelilerin amacının dosyalar arasında irtibat olduğu algısı oluşturarak delil üretmek olduğu” suçlamasının yer aldığını hatırlattı. Bu bilgilere binaen verdiği 3 Ekim 2022 tarihli dilekçesinde, “İsmet Ö.’nün, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi içerisinde yer alan FETÖ’cü yapılanma tarafından birçok suikast ve komplo faaliyetinde kullanıldığını” ve ÇHD davasının iddianamesine dayanak olarak kullanılan birçok tanık ifadesinin de bu yönde “kurgusal suçlamalarla” oluşturulduğunu belirtti. (Mahkeme tevsii tahkikat talebini reddetti.)

İsmet Ö.’nün kendisinin gerçekleştirdiğini anlattığı suikastlar arasında, ölüm orucunda hayatını kaybeden avukat Ebru Timtik’e yöneltilen suçlama da vardı. ÇHD iddianamesinde, suikast emrini Timtik’in verdiği ileri sürüldü çünkü İsmet Ö., İstanbul Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğüne yazdığı mektupta, “2006 yılı içerisinde DHKP/C terör örgütü adına Eyüp İlçesi Güzeltepe mahallesinde DHKP/C terör örgütünün talimatıyla bir şahsı vurduğunu” iddia etmişti. Ancak daha sonraki beyanında, suikast eylemlerini, Emniyet İstihbarat polislerinin talimatı ile gerçekleştirdiğini anlattı.

Soru baki: Bunu neden şimdi konuşuyoruz? Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin en başta bahsettiğim kanuna aykırı kararı da Ebru Timtik’le ilgili. Yani, onun cenazesiyle.

∗∗∗

Ebru Timtik tüm bu uygulamaların adil yargılanma hakkını engellediğini söyleyerek başladığı ölüm orucunda, 27 Ağustos 2020’de hayatını kaybetti. Kardeşi Barkın Timtik de tutukluydu ve cenazesine gitmek için izin istedi. İzin talebi, “COVID-19 salgınının neden olduğu bulaş riski ile kaçma şüphesinin bulunduğuna ve emniyet birimlerince yeterli tedbir alınamayacağına ilişkin kolluk tutanağına” dayanılarak kabul edilmedi. O da Anayasa Mahkemesine başvurdu.

Geçen hafta AYM kararını açıkladı. 5275 sayılı Kanun’da yakınlarının ölümü hâlinde hükümlüye mazeret izni verilmesinin düzenlendiğini ifade eden mahkeme, Barkın Timtik’in bu haktan gerekçesiz şekilde mahrum bırakıldığına hükmetti: “…idari ve yargısal makamlar tarafından gösterilen gerekçeler, başvurucunun çıkarları ile toplumun çıkarları arasında adil denge kurulmasına yönelik olarak ikna edici, ilgili ve yeterli unsurlara sahip değildir. Dolayısıyla başvurucunun cenaze ve taziyeye katılarak ailesine destek olma imkânından yoksun kalmasında kamusal makamların talebin reddedilmesi şeklindeki müdahalesinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.”

Karar, cenazenin kaldırılmasından 5 yıl sonra verildi. Yüksek mahkeme, geç gelen adaletin, adalet olmadığını gayet net anlatan bir karara imza atmış oldu.