Corbyn'in yeni partisi: Faşizme karşı omuz omuza

İşçi Partisi eski lideri Jeremy Corbyn ve eski milletvekili Zarah Sultana'nın öncülük ettiği yeni parti, seçmenler ve geniş kitleler nezdinde karşılığı olan bir hareket. Keir Starmer, İşçi Partisi lideri olduktan sonra hatırlanacağı üzere Jeremy Corbyn’i ve diğer sosyalist sol önderleri partiden uzaklaştırma yoluna gitti. Corbyn ise hiç hak etmediği biçimde antisemitizmle suçlanarak partiden ihraç edildi.
Bu noktada, Corbyn’in İşçi Partisi lideri seçildikten sonra yaşananları hatırlamak, bu yeni partiyi anlamak açısından önemli ipuçları barındırıyor. Corbyn, parti programından ziyade ısrarla uygulamaya çalıştığı sosyalist-demokratik siyaset tarzıyla hatırlanması gereken bir liderdi. Örneğin, parti lideri olduğu dönemde tüm ülkeden görüş ve soru toplayıp bunların içinden birkaçını seçerek parlamentoda haftalık yapılan “Başbakana Sorular” oturumunda gündeme getirmişti. Siyasete katılımı demokratikleştirip teşvik etmiş, bu sayede İşçi Partisi üyelikleri kısa sürede tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Corbyn, yaklaşık 400 bin yeni üye kazandırarak üye sayısını 585 bine çıkarmıştı. Ancak Keir Starmer lider olduktan sonra bu yeni üyelerin büyük çoğunluğu hayal kırıklığına uğrayıp partiden ayrıldı. 2018 yılında Whiteley ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada, insanların neden Corbyn’in partisine katıldıkları incelendiğinde iki ana neden öne çıkıyordu.
Jeremy Corbyn’in 2015’teki liderlik yarışına aday olmasının ardından İşçi Partisi’nin üye sayısında yaşanan ani ve büyük artışın arkasında, özellikle belirli sosyo-ekonomik kesimlerde hissedilen “göreli yoksunluk duygusu” temel bir dinamik olarak öne çıkıyordu. Kendi durumundan toplumun geneline veya kendi beklentilerine göre memnun olmayanlar; gelir ve eğitim seviyesi daha düşük olan yeni üyeler; ayrıca eğitim seviyesi yüksek ama gelecekte yoksulluğa düşmekten korkan üniversite mezunları Corbyn’in heyecanına katılmıştı. Daha düşük gelirli, daha az eğitimli ve daha yüksek oranda kadın üyelerin katılımı dikkat çekiyordu. Ülkedeki bu göreli yoksulluk durumu bugün daha da derinleşerek devam ediyor.
Bu sosyo-ekonomik enerji, 2015’te Jeremy Corbyn’in radikal sol söylemi ve alternatif siyaset vaadiyle birleşerek harekete geçirilmişti. Corbyn’in anti-kapitalist değerlerine ve “yeni, daha demokratik” siyaset tarzına güçlü bir eğilim vardı. Siyasetçilere karşı derin bir güvensizliğin hâkim olduğu kesimler için Corbyn, değişim umudunu somutlaştıran ve siyasete katılım için bir kanal haline gelen bir lider oldu. Bugün de yaygın siyasi hayal kırıklığı devam ediyor ve Reform Partisi gibi aşırı sağ gruplar en çok bu hayal kırıklığından besleniyor.
Bugün geldiğimiz noktada Corbyn ve Sultana’nın “Your Party” (Senin Partin) girişimi, yukarıda bahsedilen iki kaynağı hedef alıyor ve bu kesimleri yeniden harekete geçirmeyi amaçlıyor. Yeni parti girişiminin duyurulduğu ilk andan itibaren de bu görüldü. 2015’ten çok daha geniş bir kesimde ve çok daha fazla sayıda insanın bu partinin arkasında duracağının işareti, 800 binden fazla kişinin Your Party girişiminin çağrısına yanıt verip kayıt olmasıyla ortaya çıktı.
Yeni Parti, esas olarak taban demokrasisine dayalı siyaset tarzının yanında geleneksel sosyalist politikaları savunuyor. Yani İşçi Partisi’nin terk ettiği siyasi alternatifleri yeniden öne çıkarıyor. Bu yönüyle başarılı olma ihtimali de yüksek görünüyor.
Partinin politikaları; ekonomik eşitsizliği azaltmak, belirli sanayi kollarını veya kamu hizmetlerini özel sektörden alıp yeniden kamuya kazandırmak, herkese konut sağlamak, Ulusal Sağlık Servisi’nin özelleştirilme girişimlerini önlemek, sivil özgürlükleri —özellikle de protesto hakkını— korumak ve Gazze konusunda net bir eleştirel tutum takınmak şeklinde özetlenebilir.
İngiltere’nin güvenilir kamuoyu araştırma şirketlerinden YouGov’un anketlerine göre seçmenlerin yüzde 20’si Corbyn’in partisine destek vereceklerini beyan ediyor. Parti iyice şekillenip sahaya indiğinde bu desteğin artması çok muhtemel. Keir Starmer ile yönünü kaybeden İşçi Partisi, bu süreçte seçmenlerinin tamamını kaybedebilir. Dolayısıyla henüz resmi olarak kurulmadan yüzde 20 bandına ulaşan bu yeni parti, yoksul ve siyasetin dışına itilmiş tüm kesimleri kucaklayarak bir sonraki seçimi kazanabilecek düzeye gelebilir. Bu hareketin, aşırı sağ popülizm karşısında popüler sol siyasetin yeniden yükselme ihtimalini güçlendirdiğini düşünüyorum. Ancak unutmamak gerekir ki önümüzde hâlâ uzun bir yol var.


