Google Play Store
App Store

Yaşlandığım şuradan belli ki son zamanlarda, hatta uzun yıllardır, klişelere toz kondurmuyorum! Haklı diyorum, doğru da, üstelik de gerçek! Böyle olmasa yıllardır söylendiği halde yine yıllardır daha söyleneceğe benzemiyor mu? Demek ki klişelerin bir bildiği var, olmasa bu kadar zamandır yaşayıp yaşlanmadıkları gibi yaşlanıp giden ben gibilere de gençlere de aynı anda ve konuda yol gösterirler miydi? Diyeceğim, bu yazının başlığı ‘klişeye övgü’ de olabilirdi!

Klişeden söz ettiğimizde onu bir olumsuzlama için kullanmıyoruz o halde. Sözgelimi yazının başlığının da ilk elden çağrıştırdığı “sevgi emekti” klişesinin haklılığı gibi. 1977’de Atıf Yılmaz’ın çektiği, Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin’in oynadığı Selvi Boylum Al Yazmalım filminin unutulmaz repliği: “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti.” Cahit Berkay’ın müziğiyle de desteklenen bir emek. Sanatın iyileştirici, onarıcı, çoğaltıcı yönü, sanatın gücü.

“Sevgi emekti” klişesi kuşkusuz emek verilmesi gereken her şey için kullanılır, dostluk için de, yazmak için de, değiştirmek, dönüştürmek, toplumu daha eşitlikçi düzenlere ulaştırmak için de. “Aşk örgütlenmektir bi düşünün abiler!” diyen Ece Ayhan esiniyle, cumhuriyet örgütlenmektir bi düşünün demek de gerekir...

Emek için de örgütlenmek için de ‘gerekirdi’ diyebiliriz elbette. İlk yüzyılını geride bıraktığımız, fakat bu haliyle ve onu başka türden bir yönetim için ‘kullanmak’ isteyen muktedirlerin ‘rejim’i olarak hızla öz ve biçim değiştirirken nerdeyse yalnızca adını hatırladığımız eski bir sevgili gibi cumhuriyet. Ardından gözyaşı dökmeye bile halimiz, zamanımız olmayabilir! Yasını bile tutamadan kalakalırız.

Emek deyince akla işçi sınıfı, emekçiler geliyor, Birtürk Özkavak’ın adından başlayarak sarsıcı şiirindeki gibi keşke “sıradaki cumhuriyet işçilere!” olsaydı, bunu haykırabilseydik! Burjuva demokrasisi bile oluşturamadan yalnızca adında ‘cumhuriyet’ olan, o bile kalmayabilir, bir ‘rejim’e sürüklenirken, burjuva cumhuriyeti için asgari koşulları bile oluşturamadığımızı, varolanları da yeterince, cesaretle koruyup savunamadığımızı söylemek zorundayız.

“Aşkınla çarpar kalbimiz” demek güzeldi, içtenlikle de söyleniyordu kuşkusuz, ama o kadar! Şairin ‘aşk örgütlenmektir’ uyarısı gibi cumhuriyetin de emek istemesinden korktuk sanırım. Hilafet yıkılmış, Kurtuluş Savaşıyla cumhuriyet kurulmuş, başkenti Ankara olan bir ülke doğmuştu. O ülkenin kurucuları gibi sahipleri de vardı ama onlar biz değildik! Onlar bürokratlar, vekiller, bakanlar, başkanlar, paşalar, teknokratlar, hariciyeciler filandı...deyip rahatça uyuduk!

Oysa cumhuriyet uyanık olmaktı, katılmaktı, zorlanmak ve zorlamaktı, kolayca pes etmemek, vazgeçmemekti, inattı, direnmekti, aramak, sormak, bilmek, peşini bırakmamaktı, kuşku duymaktı, onları ve kendimizi sorgulamaktı, kul değil yurttaş olduğunun farkına varmak, o bilinçle davranmak, hakkını aramak, hukukunu savunmaktı.

Halk cumhuriyeti olamadık, halkçı cumhuriyet de, devrimci cumhuriyet belki ilerde oluruz, emeğin cumhuriyeti kurulduğunda, sosyalist cumhuriyet olmanın geç de olsa güzelliğini yaşar bizden sonrakiler. Elbette cumhuriyetin aşk gibi örgütlenme istediğini, sevgi gibi cumhuriyetin de emek istediğini, cumhuriyet sevgisi, özgürlük sevgisi emek istemez mi?

Çok zamandır, özellikle de son yıllarda, kimileri ‘millet geçim derdinde ekmek peşinde, laikle karın doymuyor!’ propagandası yapsa da, laiklik olmadan bırakın emekçi cumhuriyetini burjuva cumhuriyeti bile olmuyor, olmaz!

Evlerden sokaklara, okullardan işyerlerine karanlığın topyekün saldırısına karşı, bugüne değin cumhuriyete vermediğimiz emeği şimdi hep birlikte örgütlememiz, laikliğin yaşamın ta kendisi olduğunu savunmamız gerekiyor. Halkın emek mücadelesi halkın ekmeği için değildir yalnızca, kadını erkeğiyle özgürce yaşaması, kahkaha atması, özellikle genç kızların, kadınların aydınlık içinde dilediğince yaşayabilmesi içindir. Karma eğitiminden hiçbir gerekçeyle vazgeçmemek de laik eğitim mücadelesinin en önemli konularındandır.

Cumhuriyet ona emek vermemizi bekliyor.