Davutpaşa’dan Dilovası’na değişen bir şey yok
Dilovası’nda yaşanan ve 6 işçinin ölümüne, 7 işçinin yaralanmasına sebep olan vahim olay, bizi 17 yıl geriye götürdü. 31 Ocak 2008’de İstanbul Davutpaşa’da ruhsatsız bir havai fişek imalathanesinde meydana gelen patlamada 21 kişi yaşamını yitirmiş, yaklaşık 115 kişi yaralanmıştı. Yıllar süren yargılama sürecinde bazı sanıklara hapis cezaları verildi, ancak üst düzey kamu görevlileri hakkında caydırıcı cezalar uygulanmadı, bazı cezalar ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile sınırlı kaldı. Bu tablo sadece işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından değil çevre ve kamu güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin alınmadığının acı bir örneği oldu.
Aradan geçen yıllara rağmen aynı tablo bu kez Dilovası’nda tekrarlandı. Bir parfüm deposunda meydana gelen patlama ve yangın, yüksek oranda yanıcı ve uçucu kimyasalların bulunduğu bir tesiste yaşandı. Olayda 6 işçi hayatını kaybetti, bunların arasında 16–18 yaşlarında genç işçiler ve 55 - 65 yaş aralığında ileri yaşta kadın işçiler vardı.
Alınan bilgilere göre tıpkı yıllar önce Davutpaşa’da olduğu gibi Dilovası’ndaki tesis de ruhsatsız bir yapı olarak faaliyet gösteriyordu. Resmî belgelerdeki faaliyet beyanı ve ruhsat başvuruları ile gerçek işleyiş arasında uyumsuzluk vardı. Bu durum, yalnızca denetim eksikliğini değil, aynı zamanda işyerinin mevzuata açıkça aykırı faaliyet yürüttüğünü ortaya koymaktaydı.
Ayrıca işçiler sigortasız çalıştırılıyor, günlük yevmiyelerin asgari ücretin altında (yaklaşık 650 TL) olarak ödeniyordu. Fabrika hakkında CİMER’e yapılan şikâyetlere rağmen hiçbir önleyici denetim yapılmamıştı. Olay sonrası ise SGK Kocaeli İl Müdürü, SGK Kocaeli İl Müdür Yardımcısı, Gebze Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü, Çalışma ve İş Kurumu Kocaeli İl Müdürü, İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi Müdürü, İŞKUR CİMER’den Sorumlu Şube Müdürü ve bir personel açığa alınmıştı. Ancak bu tasarruf, gerçek sorumluluğu soruşturmaktan ziyade kamuoyunu yatıştırmaya yönelik sembolik bir adım niteliğindeydi. Önceki örneklerde (Davutpaşa) böyle bir uygulama görülmemişti.
Bu tablo, denetim mekanizmasında devletin yetki ve gücünün çok daha etkin kullanılmasının gereğini ve konuya ilişkin yapılacak düzenlemelerin formaliteden ibaret olmamasının önemini açıkça ortaya koyuyor.
ÖNLEYİCİ DENETİM YOK
İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önceki uygulamada, ağır ve tehlikeli işlerin yapıldığı işyerleri için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından verilen işletme belgesinin alınması zorunluydu. Bu belge işyeri faaliyete başlamadan önce güvenli olduğunu teyit eden bir ön denetim mekanizması işlevi görüyordu. Ancak 10 Şubat 2013’te bu uygulama kaldırıldı. Artık işyerleri faaliyete başlamadan önce zorunlu ön denetimden geçmiyor; denetimler çoğunlukla faaliyetteyken ve sonradan yapılıyor. Davutpaşa’dan çıkarılması gereken dersler Dilovası’nda da alınmamış oldu.
YANICI MADDELER VE YERLEŞİM HATALARI
Artık görüyoruz ki bu sadece bir ihmalkârlık değil; yıllardır süregelen denetimsizlik, insan hayatını hiçe sayan bir alışkanlığa, adeta kanıksanmış bir düzene dönüşmüş durumda. Üstelik bu düzen, yalnızca o fabrikada çalışan işçileri değil, çevresinde yaşayan herkesi tehlikenin ortasında bırakıyor. Konutların arasında, denetimsiz biçimde faaliyet gösteren bu tür işletmeler, yalnızca bir iş güvenliği sorunu değil, toplumsal bir güvenlik krizidir. Devletin denetim gücünün etkisiz kaldığı her alanda, benzer felaketlerin yaşanması artık sadece “olası” değil, “kaçınılmaz” hale geliyor.
İHMALLER ÖLÜME NEDEN OLUYOR
Davutpaşa’dan Dilovası’na tablo aynı: Yetersiz denetim bedel ödetiyor. Ruhsat ve izin mekanizmaları formaliteden öteye geçmeli; ağır ve tehlikeli işyerleri için önleyici denetimler yeniden uygulanmalı, tehlikeli tesislerin yer seçimi sıkı şekilde kontrol edilmelidir.
Gebze’deki 6 can kaybı ve kadın işçilerin ölümü, Devletin denetim mekanizmasının çalışma hayatında yeterince etkin kullanılmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. Kaçak/ruhsatsız faaliyet gösteren işyerleri, yetersiz denetim, sigortasız işçi çalıştırma ve işçi haklarının hiçe sayılması, bu tür trajedilerin başlıca nedenidir. Bu denetimsizliğin ülkemizi iş cinayetlerinde dünya sıralamasında (Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü gibi) üst sıralara taşıyan sistematik bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.


