Delirmemek için üretmek gerek
Çok uzun süredir yıllarımızın hiç iyi geçmediği bir yer haline geldi yaşam alanımız. Yüzlerce yazı yazmışım; kederden, dertten bahsetmeyeni yok denecek kadar az. Bize de böylesi denk geldi. Hele şu geçtiğimiz yıl belki de en katmerli kötüsüydü. Ölümler yaşadım. Anneannemi yitirdim. Çok yakın dostlarımı sonsuzluğa uğurladım. Yaralar hiç kabuk bağlamadı. Bağlamaz da.
Ölümü yine bir şekilde anlıyor insan. Diyalektiktir. Ama dedim ya, bize felaket gidişler de düştü. Gelişmiş medeniyetlerde olmayacak şeylerdi bunlar. Kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, yangın cinayetleri, deprem cinayetleri… Bitmedi. Suçsuz yere zindanlarda tutulan, yaşamlarından yıllar çalınan insanlar. Dostlarımız, sevdiklerimiz. Bu ülkeyi sevenler. Güzel, aydınlık insanlar. Aydınlık yarınların pırıl pırıl emekçileri. Bitmedi. Açlık, sefalet. Evsizler, işsizler. İşsizleştirilenler. Büyük şair Enver Gökçe’nin dediği gibi: “Öğretmenler, öğretmenleri alınmış kürsüler.”
Bitmedi, bitmiyor.
Ayakta durmak çoğunlukla çok güç gelse de çareyi üretmekte ve güzel üretimleri izlemekte buldum. Biraz bunlardan söz edeyim geçen yıldan, yeni yılın ilk yazısında. Umut olsun.
Çok güzel bir tiyatro oyunu izledim mesela:
“Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke”
Bilge Çınar, Merve Asya Özgür, Serin Öztoprak ve Tuğçe Semiz birlikte yazmışlar. Serin Öztoprak sahneye koymuş. Oynayanlar ise Bilge Çınar ve Merve Asya Özgür. Bir an bile gözümü, yüreğimi ayıramadığım bir seksen dakika oldu benim için. Harika bir metin, reji ve bu metnin harika oyunculuklarla sahneye aktarımı. “Hafızalarının sandığını aralayarak ‘hatırlamaya’ çalışan iki genç kadın Merve ve Bilge, evde kalma özlemi ile evden çıkma düşü arasında dolanırken bu ikilinin hikâyeleri, çocukluk yaşlarında aileleri tarafından gönderildikleri bir yatılı yurtta kesişir” diyor oyunun tanıtım metninde. Bulun ve nerede oynuyorlarsa gidin, izleyin lütfen.
Çok güzel bir yıl sonu konseri izledim: Fazıl Say’ın Volkswagen Arena’daki bu konseri ve konsere olan ilgi, susmayan sanatın izleyicisinin hala orda olduğunun kanıtıydı. Aynı gün iki ayrı saatte salonun dolması, bunca karanlığın içinde insanların yüzleşmekten kaçmayan işlere hâlâ ihtiyaç duyduğunu gösteriyordu.
Fazıl’ın iki eserinin Türkiye’deki ilk seslendirilişlerine tanıklık ettik.
Konserin açılışındaki piyano konçertosu; Mother Earth, dinleyiciyi rahatlatmak için değil, sorgulatmak için yazılmış bir eserdi. İklim krizi, doğanın hoyratça tahribi ve insanın bu yıkımdaki payı, müziğin içinden saklanmadan çıktı. O an müzik, estetik bir alandan çok etik bir sorumluluk hâline geldi.
İkinci eserde Mevlânâ ile Mozart’ın aynı düşsel hatta buluşturulması, Doğu–Batı ayrımının ne kadar yüzeysel olduğunu gösterdi. Biri insanı içe çağıran bir bilgelik, diğeri duyguyu kusursuz bir biçimle taşıyan bir müzik dili…
Fazıl Say’a, şef Nil Vendetti’te, orkestraya, koroya, solistlere, tüm emeği geçenlere binlerce alkış.
Say’ın bu iki yeni eseri de dünyanın çok önemli sahnelerinde sergileniyor ve sergilenmeye devam edecek.
İzlediğim konser; şunu söyleyen konserlerdendi: Felaketlerin sıradanlaştığı bir ülkede hatta dünyada, sanat ya susar ya da taraf olur.
Geçen yıl prömiyer yapan en önemli yapımlardan birisi ise Cervantes’in muhteşem klasiği Don Kişot’un müzikal uyarlamasıydı. Işıl Kasapoğlu tarafından sahneye konulan oyunda Başrolleri Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt paylaşıyorlar. Muhteşemdi!
Çok önemli bir ismi mutlaka anmalıyım. Volkan Akkoç hem Fazıl Say’ın Mozart Mevlâna eserinin korosunun hem de Don Kişot’un şefiydi ve her iki projede de harika iş çıkarmıştı. Tebrikler!
Sözünü ettiğim yapımlarda tüm emeği geçenleri tek tek bu yazıya sığdıramıyorum, lütfen kusuruma bakmasınlar; yerim dar. Zaten bu yazdığım da bir konser/oyun kritiği değil, önerilerdir.
Delirmek yerine üretmeyi seçmek iyidir. Bir nevi yok olmaya meydan okumadır üretmek. Biz de boş durmadık. Geçtiğimiz yılın şubat ayında Enka Sanat sahnesinde ilk seslendirilişini gerçekleştirdiğimiz “Geleneklerin Yankısı – Doğu ve Batı’nın Uyumlu Buluşması” on yedi kamera ile kaydedildi. Burçin Büke’nin eserin tümünün düzenlemelerini yaptığı, hatta düzenleme demek eksik kalır, yeni bir dünya yarattığı bu konserin kaydını ise yönetmen Emel Keleşoğlu gerçekleştirdi. Bu Ada Müzik yapımını çok yakında izleyicimize de sunacağız.
Günter Walraff’un romanı “En Alttakiler”den Mehmet Ergen’in librettolaştırdığı ve sahneye koyduğu, Tuluğ Tırpan’ın bestelediği oda operasının Almanya’nın Weimar kentindeki festivalde ilk seslendirilişinin solistlerinden biri oldum. Türkiye’de çok yazılıp çizilmemiş olsa da Avrupa basınında büyük ses getirdi.
On yıla yakın süredir Midilli Adası’nda yaşayan bir müzisyen ile, gitarist Erdem Güreler ile tanıştım. Türk ve Yunan ezgilerini birleştirdiğimiz video kayıtları yapmaya başladık. Daha sonra Burçin ile katıldığımız 1. Midilli Uluslararsı Barış Festivali’nde Erdem konuğumuz oldu. Harika bir müzisyen tanıdık. Hep beraber çokça üretmeye söz verdik birbirimize.
Bir de kitap yazdım ve yılın son günlerinde yayınevine teslim ettim. İlk kitabım bir “novella” oldu. Çok yakında çıkacak.
Yine Burçin Büke ile bir çocuk müzikali yazıyoruz. Ben librettoyu bitirmek üzereyim, ardından Burçin besteye oturacak.
Yine beni çok heyecanlandıran bir başka çalışmamızı tamamlamak üzereyiz. “Ruhi Su’ya Saygı” projemiz bir belgesel konser niteliğinde olacak. İki enstrüman; benim sesim ve Eylem Pelit’in elektrik bas gitarına anlatıcı olarak da Derya Alabora katılıyor. Projemizin yol göstericisi ise bizden hiçbir desteğini esirgemeyen dostum Ilgın Su! Minnettarım. 24 Şubat’ta yine Enka’da ilk seslendirilişini yapıp turnesine başlayacağız.
Yeni bir yıla emperyalist ABD’nin tüm uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek gerçekleştirdiği Venezüella işgaline tanıklık ederek başladık. Ülkemizde süregelen hukuksuzluk zaten malumumuz. Yukarıda da dediğim gibi; delirmemek için üretmek gerek.
Enver Gökçe ile bitirelim:
“…
Sizlere selam olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selam olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,
Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği,
Kırbacın kar etmediği
Büyük tahammül!
…”


