Google Play Store
App Store

Sol yelpaze içindeki iletişim son günlerde iyice garipleşti. Sen buradan "kahrolsun emperyalizm" diye bağırıyorsun, oradan "kahrolsun demokrasi" diye duyuluyor. İyi ama bu nasıl oluyor? Belli ki, artık kimse kimseyi doğrudan dinlemiyor. Söz önce bir yamaca çarpıyor, çarpıp yankılanıyor. Fakat bu öyle bir yamaç ki, anlamı tepetakla ediyor. Sol içinde farklılıkların ortaklıklara galebe çalmasına alışığız da, dil ortaklığını kaybetmeye başlamamız yeni bir durum. Tahliller farklılaşabilir, "bu çağda artık ne emperyalizmi?" denebilir, ki denmektedir. Emperyalist adlandırması filanca için uygunken falanca için uygun bulunmayabilir. Bunlar zengin bir iç tartışmanın konularıdır. Bir bütün olarak solu geliştirir. Ama sanki bu eşiği aşıyoruz, birbirimizin sözünü birbirimizin yüzüne bakarak dinlemiyoruz; yamaçtaki yankıya kulak veriyoruz. Yamaç da yamaç hani, söylem analizcileri yanında yaya kalır: Emperyalizme kahrol demek, devlete varol demektir; devlet, hem ulusal hem de derin olduğuna göre gerçekte demokrasiye kahredilmektedir. Pes, yani.

Bir solcu emperyalizme kahrettiğinde, bilinir ki, o, bağımlılığa, baskıya ve sömürüye kahrederken, halkının bağımsızlık, egemenlik ve özgürlük talebini dillendirmektedir. Bu basit içeriği yamacın yankısında boğmak olur mu? Oluyor işte. Hem de demokrasi adına, emperyalizm karşıtlığına karşı çıkılıyor. Pes yetmez, üstüne de bir tuş! Bu algılamayı solun ortak kavram torbasıyla anlamak, sizi bilmem ama, beni aşıyor.

Belki, benim de bir yamaca kulak vermem gerekiyor. Belki de bu arkadaşlar için, günümüzün başat saflaşması, her bir ülkede devlet ve sivil toplum arasındayken, uluslararası planda da, küreselleşmecilerle ulus-devletler arasındadır. Böyle bakılınca devlet savunulacak değil ya; yaşasın sivil toplum, varolsun küreselleşme. Sermaye mi? O bir piyasa aktörü olduğu için politik toplumun (devletin) dışında görülüyor olmalı. Arkadaşlar, geçiş sürecinde sermaye ile taktik ittifak yapıyor olsalar da, devletin bileği büküldükten sonra onun da icabına bakacaklardır; sivil topluma demokrasi, küreselleşmeye sosyal veçhe kazandıracaklardır. Eh, böyle düşünenler için "kahrolsun emperyalizm" sloganından "kahrolsun demokrasi" sonucuna ulaşmak zor olmasa gerektir. Kim bilir, belki de, yamaç, yankı derken, gerçekte safların dünya çapında yeniden şekillendiği kritik bir dönemeçten geçiyoruz. Baksanıza dünya çapında, yeni bir uluslararası işbölümü yerleşiyor; kapitalist üretimin örgütlenmesinde yeni eğilimler (küresel meta zinciri ve yalın üretim) ortaya çıkıyor; toplumsal yaşamımız bir bütün olarak sermayenin gerçek egemenliğine tabi hale geliyor (proleterleşme, metalaşma); emek, kamu ve devlet sosyal boyutlarından arındırılıyor (toplumsal dışlanma, ticarileşme, küçük devlet); sınıflar mücadelesinin düzenleyici mekanizması (ulus-devlet) dönüşüyor; devlet denilen heyula, makro-ekonomik istikrar adına mali politikaları yerleştirilmek, küresel iktisadi etkinlikler için gerekli alt-yapı hizmetlerini sağlamak ve sosyal düzeni tesis etmek üzere yeniden göreve çağrılıyor. Bu koşullarda demokrasinin kimle gelebileceği yeterince açık değil mi? Neyse ki önümüz 1 Mayıs, bunu alanlarda kendileri haykıracaktır: Demokrasi İşçilerle Gelecek! Ben ise daha şimdiden bu sloganın yamaçtan nasıl duyulacağını merak etmeye başladım.