Google Play Store
App Store

Geçen pazar derbiyi izleyenler hak verecektir; Beşiktaşlı Ferrari ile Fenerbahçeli Lugano maç boyunca birbirleriyle boğuştular.

Geçen pazar derbiyi izleyenler hak verecektir; Beşiktaşlı Ferrari ile Fenerbahçeli Lugano maç boyunca birbirleriyle boğuştular. İkisinden birinin başına bir iş geleceği belliydi, kontrolü ilk kaybedip rakibine dirseği atan Ferrari oldu ve hem takımının hem de kendinin başını yaktı. Tam tersi de olabilirdi. Ama soğuk savaşın kazananı Lugano ve Fenerbahçe oldu. Medyada da tıpkı derbideki bol boğuşmacalı günler yaşandı geçen hafta. Hayatın fena halde futbola benzediği bir kez daha kanıtlandı. Futbol yorumcularıyla siyaset yazan köşe yazarlarının aslında düpedüz aynı olduğu bir kere daha göründü. Sadece aktörler değişikti. Soner Yalçın ve çalışma arkadaşlarının tutuklanması ile başlayan “demokrasi” tartışmasının taraflarını Beşiktaş ile Fenerbahçe olarak değiştirin çok şeyin değişmediğini siz de göreceksiniz.

Lugano dirseği yedi, Fenerbahçe kazandı, Ferrari dirseği attı Beşiktaş kaybetti. Medyada ise tartışmanın her iki tarafı da kendilerinden o kadar emin ki, dirseği yiyenler sadece arada kalanlar oldu. Kendilerine demokrat diyenlerin kendisi gibi düşünmeyene kolayca “yavşak” diyebildiği,  tribünlerdeki “cinsiyetçi” dilin rahatça kullanılabildiği bu tuhaf demokrasi tartışmasına biraz dışarıdan bakmak istiyorum bu haftaki Köşe Vuruşu’nda.

‘YAVŞAKLIK’ EŞİĞİ NASIL DÜŞTÜ?

“Düşene sahip çıkarken, “Ben asla onunla aynı fikirde değilim” tarzı kendini garantiye alma yöntemine başvurmaya yavşaklık denir.” Ne yalan söyleyeyim tırnak içine aldığım önceki cümleyi tek başına görsem ve bana burada kime laf çakılıyor diye sorulsa, “Ahmet Hakan” derdim ve bu laf çakma girişimine katılmadığımı da belirtirdim. Lâkin şaşırtıcı ki, bu cümleyi Ahmet Hakan kurmuş. Kendi kendine ‘yavşak’ demeyeceğine göre belli ki birilerine laf çakmış. Üstelik bu yazının başına “Delikanlılığın kitabı” diye başlık atmayı ihmal etmemiş. Son derece delikanlı bir ülkede yaşıyoruz, tek bir cümleyle darbeci filan diye yaftalanmıyoruz ya delikanlılığın dibine vurabiliriz pekâlâ. İnsanın kendisiyle aynı fikirde olmayan birini, uğradığı haksızlığa karşı savunurken, bunu belirttiği için “yavşak” ilan edildiği ülkede neyin delikanlılığından söz ediyoruz ayrıca?

AKILLAR TUTULDU, HAKARETLER UÇUŞTU

Karşı cephede de durumlar çok farklı değildi. “Suçu ispatlanana kadar herkes masumdur” ilkesi çoktan unutulmuş, karşı cepheye saldırılar başlamıştı. “Soner Yalçın’ı savunarak yaptığınız demokratlık değil, akıl tutulmasıdır “diyeninden tutun, Soner Yalçın ile kişisel hesaplarını, onun tutuklanma sebebi sayanlara kadar çeşitli dalga boylarında şuursuzluklar uçuşuyordu. Örneğin; Yiğit Bulut, Soner Yalçın’ı savunan ismini vermediği, eşcinsel olduğunu tahmin ettiği bir köşe yazarına “cinsiyetini seçmekten aciz” diye hakaret etme hakkını kendinde görüyor, Oray Eğin ise bir başka köşe yazarına alakasız bir biçimde “dandik şarkı sözü yazarı” diye laf etmesini biliyordu. Hepsi “demokrasi” içindi. Ne de olsa demokrasi, kendisi gibi düşünmeyene hakaret etme özgürlüğüydü. Hem zaten kendisi gibi düşünmeyene sahip çıkanlar “yavşak” değil miydi? Öyleyse hakaret edelim gitsindi.

“BİZİM DE PENALTIMIZ ÇALINMADI”CILAR

Soner Yalçın ve arkadaşlarının tutuklanmasını savunmak için bir bahane arayanların imdadına ise yazar Mehmet Metiner ve Orhan Miroğlu ile ilgili suikast iddiaları yetişti. “Soner Yalçın tutuklandı diye ayağa kalktınız, niye buna itiraz etmiyorsunuz?” yakarışları bol bol işitildi. Sanki ikisine birden karşı çıkmak mümkün değilmiş, Soner Yalçın’ın uğradığı haksızlığa itiraz edenler ona etmiyormuş gibi bir hava yaratmaya çalışanlar oldu. Yani tartışma “bizim de penaltımız çalınmadı” noktasına da geldi.

KİM YAVŞAK?

Görüldüğü üzere bir taraf olayı Soner Yalçın’ı kayıtsız şartsız savunacaksınız derken, bir taraf Soner Yalçın’ı çoktan yargılayıp mahkûm etti. Bu doğrultuda şaşırtan yazılardan biri de Yıldırım Türker’den geldi. Soner Yalçın konusundaki fikirlerini paylaştığım Türker’in yazısındaki “oh olsun” vurgusu hoş değildi. Evet, Soner Yalçın’dan  “muhalif bir basın emekçisi” çıkarma gayreti çirkindi. Ancak Soner Yalçın bazılarımızın o hiç sevmediği hasletleri yüzünden değil, belki de sadece iktidarı rahatsız ettiği için tutukluydu. Yargılanmadan bunu bilmek mümkün değil. Ama sırf mağdur olması da Soner Yalçın’ın yaptıklarını unutmayı gerektirmiyor.

 

İster yavşaklık deyin, ister başka bir şey, medya üzerine yazan biri olarak Soner Yalçın tipi gazeteciliği savunuyor gibi görünmekten korkarım. Bunun kendimi garantiye almakla filan ilgisi yok. Bilakis duruşla ilgisi var. Çünkü bence Soner Yalçın iyi bir gazeteci değildi.  Yazdığı kitap ve yaptığı haberlere hep şüpheyle yaklaştım. Ancak bunların hiçbirisi Soner Yalçın’ın tutuklanmasını gerektirmiyor. Herhangi biri, bir haksızlıkla karşı karşıyaysa, yapılan haksızlığı işaret etmek demokratlık gereğidir. Ama konuyu derbi tartışır gibi tartışacaksak; ‘demokrasi yuvarlaktır, demokratlar yavşak’ da diyebiliriz. Düzey o düzey çünkü.