Google Play Store
App Store
Denetimsizlik, yoksulluk, patriyarka: Bu düzen kadınları öldürüyor
Fotoğraf: AA (Arşiv)

Nuran Gülenç - Sendika Uzmanı

Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki Ravive Kozmetik parfüm dolum atölyesinde 8 Kasım sabahı meydana gelen yangında, yaşları 15-65 arasında değişen 6 kadın işçi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 3’ünün 18 yaşın altında olduğu ve işçilerin kayıt dışı çalıştırıldığı ortaya çıktı.

Yapılan açıklamaların ortaklaştığı nokta, yaşanan olayın “iş kazası” olmadığı yönündedir.

Evet, bu olay bir “kaza” ya da sıradan bir yangın değil, alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri nedeniyle göz göre göre gelen bir katliamdır. Üstelik İŞKUR’un hemen dibinde, çocukların çalıştırıldığı bir atölyede en temel güvenlik önlemlerinden biri olan acil çıkış kapısının bile bulunmaması, bu ihmallerin ne kadar sistematik olduğunu göstermektedir. Bu durum, dışarıdan bile fark edilebilecek kadar barizken, ellerinde atölyenin etrafında yaşayan vatandaşlardan gelen şikâyetler varken ilgili devlet kurumlarının sessizliği, kayırmacılığı ve görmezden gelme pratiği, devletin farklı kademelerindeki çürümeyi ve sorumluluk bilincindeki aşınmayı bir kez daha gözler önüne serdi. Kadınlar, çocuklar bu çürümüş düzenin içinde; denetimsizlikle, çıkar ilişkileriyle ve patriyarkanın iş birliğiyle ölüme mahkûm edildi.

Bu olay, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çalışma yaşamındaki yansımasının, kadın emeğine ve yaşamlarına yönelik sistematik değersizleştirmenin trajik bir sonucudur.

15 yaşından 65 yaşına kadar, güvencesiz ve tedbirsiz, ölümüne bir çalışma…Yoksulluğun pençesindeki kadınlara reva görülen budur. Üç kuruşa çalışan kadınlar, sigortasız ve tehlikeli koşullarda yaşamlarını riske atmak zorunda bırakılmaktadır. Bu facia, yalnızca patron ihmallerinin değil; devlet, sermaye ve patriyarkanın kurduğu görünmez işbirliğinin ürünüdür. Kadınların yaşamları, bu üçlü yapının kâr hırsına ve denetimsizliğine feda edilmiştir; onların yaşamları, tıpkı emekleri gibi değersizleştirilip yok sayılmıştır.

Kadınların yaptıkları işlerin kolay ve tehlikesiz olduğu algısı, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında sorunlu bir algıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinden yoksun bir işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışı, kadınlar için güvenli ve sağlıklı koşulları yaratmaktan uzaktır.

Görünen o ki dikkatli, hızlı ve titiz olmayı gerektiren dolum işleri kadınlara yakıştırılan bir iştir ve kadınların doğasına yakıştırılan bu özellikler; düşük ücret, sigortasız çalışma ve iş güvenliğinden yoksun koşulları beraberinde getirmiştir. Bu nedenle güvencesiz çalışma koşullarına daha çok kadınların itilmesi asla bir tesadüf değildir.

Yoksulluk, kadınları çoğu zaman bu tür atölyelerde çalışmak zorunda bırakıyor. İnsan onuruna yakışmayan bu koşullar, kadınların çaresizliğini daha fazla kâra dönüştüren bir sömürü düzeninin parçası haline geliyor. Sosyal devletin var olmadığı, insan onuruna yakışır işlerin yaratılmadığı, denetim mekanizmalarının işletilmediği bir düzende; sendikaların görüş alanının dışındaki bu alanlar, kadınlar için hayatta kalma mücadelesinin sahnesine dönüşüyor. Kadınlar hem evin görünmeyen yükünü taşımakla hem de tehlikeli, sigortasız, güvencesiz işlerin riskini sırtlanmakla baş başa bırakılıyor.

Yoksa 65 yaşındaki bir kadını hangi güç bu koşullarda çalışmaya iter?  Ya da 15 yaşında bir çocuğu... Bu tablo, kadınların emeğinin nasıl değersizleştirildiğini ve kadın emeğinin en kötü biçimiyle sömürüsü üzerinden yoksulluğa çare arandığını gözler önüne seriyor.

Öte yandan patlamada hayatını kaybedenler arasında 15-16 yaşındaki çocukların bulunması, ülkemizdeki kronik çocuk işçiliği sorununu bir kez daha acı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Ülkemizin yeni çalışma rejimi, çocuk işçiliğini yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Tıpkı MESEM’lerde olduğu gibi… Okulda olması gereken çocuklar, tehlike sınıfı gözetilmeksizin çalışma yaşamının içine itilmektedir.

Patriyarkal çalışma düzeni içinde kadın emeği değersizleştirilirken, kadın bedeni de korunmaya değer görülmüyor. Kaçak yapılarda, denetimsiz ortamlarda, yanıcı maddelerin arasında kadınlar ve çocuklar çalıştırılıyor. Bu, hem iş güvenliği ihlali hem insan hakları ihlali hem de ayrımcılıktır.

Yaşanan bu vahim olay bir iş kazası olarak geçiştirilemez. Bu facia, sistematik bir değersizleştirmenin sonucudur, iş cinayetidir, katliamdır! Failleri de gözü doymayan patron, üç maymunu oynayan devlet yetkilileri ve patriyarkal çalışma düzenidir.

Kamu görevlileri dahil olmak üzere tüm sorumlular yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır.

Bir kez daha canların yanmaması için, kadınları ve çocukları ölüme sürükleyen çalışma koşullarına son verilmelidir. Bunun için çalışma hayatındaki denetimler sıklaştırılmalı, çocukları çalışma hayatının içine sürükleyen yoksulluk ile mücadele edilmeli, sosyal politikalar hayata geçirilmelidir.

Tüm demokratik kamuoyuna ve sendikalara da sorumluluklar düşüyor: Gördüklerimize, duyduklarımıza karşı sessiz kalmamak; mücadeleyi ve dayanışmayı yükseltmek. Çalışma yaşamının en önemli aktörleri olan sendikalar, kadınları ve kadınların çalışma koşullarını görmeyen patriyarkal yapılarını dönüştürmelidir. Düzenli işlerde tam zamanlı çalışan işçileri örgütlememekle yetinmemeli, daha çok kadınların olduğu güvencesiz, esnek çalışma alanlarında da sendikal örgütleme pratikleri geliştirmelidir.

Devletin görevi yalnızca yasaları çıkarmak değil, bu yasaları cinsiyet eşitliği perspektifiyle uygulamak ve denetlemektir. Kadınlar için insan onuruna yakışır işler yaratmak sosyal devletin temel görevidir. Toplumsal cinsiyet temelli işçi sağlığı ve iş güvenliğini esas alan uygulamalar hayata geçirilmelidir.

Unutulmamalıdır ki iş kazaları ve işçi ölümleri önlenebilir.