Deniz pazarlık kabul etmez
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu’nun yeni romanı "Kırmızı Deniz, Mavi İnsan" romanı okurlarla buluştu. Asoğlu’nun altı yıllık çalışmanın ürünü olan yeni romanı, denizi bir mekân değil etik bir tanık olarak konumlandırarak okuru kendi iç yolculuğuna çağırıyor.

Sibel BAHÇETEPE
Genel Cerrahi alanında ülkemizin önemli isimlerinin başında gelen ve özellikle rektum kanserinde ameliyatsız tedavi yöntemleriyle ilgili çalışmalarıyla dünya literatürüne giren Prof. Dr. Oktar Asoğlu'nun yeni romanı Kırmızı Deniz Mavi İnsan, Hürriyet Kitap'tan çıktı. Asoğlu, kitabını klasik bir anlatıdan ziyade “bir yol metni” olarak tanımlıyor. Romanın merkezine yerleştirilen deniz ise bir dekor değil; etik, hafıza ve tanıklık taşıyan bir özne olarak kurgulanıyor.
Altı yıllık bir çalışmanın ürünü olan romanda deniz, insanın tarih boyunca değişmeyen sınavlarının taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Kitabını bir ‘yol metni’ olarak tanımlayan Asoğlu, “Deniz pazarlık kabul etmez. İnsanlar gerekçe üretir, sistemler mazeret yaratır, kurumlar unutur ama deniz unutmaz. Ya izin verir ya vermez. Bu yüzden deniz benim için romantik değil; etik bir varlık. Bu kitapta deniz bir fon değil, bir tanık” diyor.
RENKLER METAFOR DEĞİL
Romanda renkler bir metafor değil, yön belirleyen unsurlar, harita olarak kullanılıyor. Asoğlu’na göre kırmızı hayatta kalmayı, mavi yaşamayı temsil ederken; sarı öğrenmenin ateşini, yeşil ise tutunma çabasını simgeliyor. Asoğlu, şöyle devam ediyor:
"İnsan da hayatta böyle ilerliyor; yanarak, öğrenerek, dayanarak ve sonunda sakinleşerek. Çünkü insan kendisini düz cümlelerle taşıyamaz. Deniz feneri vicdandır. Zincir ve çapa, bağlılık ve esaret arasındaki çizgidir. Yıldız ve pusula yön duygusudur. Rüzgâr öğretmendir, dalga sınavdır. Güneşin doğuşu ve batışıysa şunu hatırlatır: hiçbir şey sabit değildir."
DENİZ UNUTMAZ
Denizin romandaki yerinin merkezi olduğunu söyleyen Asoğlu, “Deniz pazarlık kabul etmez. İnsanlar gerekçe üretir, sistemler mazeret yaratır, kurumlar unutur ama deniz unutmaz. Ya izin verir ya vermez. Bu yüzden deniz benim için romantik değil; etik bir varlık. Bu kitapta deniz bir fon değil, bir tanık. İnsanların temel sınavları tarih boyunca değişmiyor. Antik çağdaki savaşçıyla modern dünyadaki karaya dönemeyen adam arasında sandığımızdan çok daha güçlü bir bağ var. Aktörler değişiyor ama soru aynı kalıyor. Deniz bu bağın taşıyıcısı; zamanı ayırmaz, bilinci birleştirir. Bugün yaşananlarla binlerce yıl önce yaşananlar arasında şaşırtıcı bir benzerlik var. Güç, iktidar, savaş, itaat gibi. İsimler değişiyor ama sınav değişmiyor. Deniz bu yüzden tarihi yazmaz, hafıza taşır” diyor. Mitlerin ve sembollerin romandaki önemine de değinen Asoğlu, “Mitler geçmişte kalmaz. İnsan kendisini anlatma ihtiyacını hep mitlerle karşılar. Bugün sistemlerle, korkularla ve iç çelişkilerle yaşadığımız yüzleşmeler, mitolojik anlatımın başka bir dilde devamıdır. Karakterler yalnızca fırtınalarla değil, korkularla ve sistemlerle de yüzleşiyorlar” diyerek konuşmasını sürdürüyor:
"Omurga koşullara göre eğilip bükülen bir şey değil. İnsan bazen kaybedebilir, bazen yalnız kalır ama omurgasını kaybettiğinde kendisini kaybeder. Bu kitap tam da o çizgide duruyor: uyum mu, yön mü? diye soruyor.”
CERRAHLIKTAN YAZARLIĞA
Cerrah kimliğinin yazı disiplinini doğrudan etkilediğini belirten Asoğlu, “Cerrahlık bana sadeliği öğretti. Gereksiz olanı kesmeyi, hayati olana dokunmayı. Yazarken de aynı disiplini korudum. Cerrah olmak, insanın kırılganlığına çok yakından bakmak demek. Bu da yazının kaçınılmaz olarak dürüst olmasını sağlıyor. Çünkü hayattaki en sağlam bağlar gürültü çıkartmaz. Bazen bir cümleyle, bazen bir suskunlukla kurulur. Bu kitapta o bağ bir duygu gösterisi değil; bir yön duygusu. İnsan bazen ancak sevdiği birine bakarak nerede durduğunu anlayabilir. Bir okur gözüyle arkadaşıma şunu derim: ‘Yol uzun, deniz derin ama yalnız değilsin’, kitap tam da bunu söylüyor" diyor.
Asoğlu, kitabın 6 yıllık bir sürecinin olduğunu anlatarak "Fırtınaların içinden geçen, dalgaların üzerinde yürüdüğünüz, yelken yaptığınız ama asıl iç denizinde döndüğünüz bir kitap. Deniz bu kitapta tanık, hafıza. İnsan en sonunda rüzgârın nereye estiğini değil, nereye esmediğini anladığında yolculuğu tamamlıyor. İnsan en çok savaştığı yere dönermiş” diyerek sözlerini tamamlıyor.
Proje Direktörü Bedri Göğalp ise Kırmızı Deniz Mavi İnsan’ı, çağdaş Türk edebiyatında özgün bir ses olarak değerlendirerek, eserin şiirsel anlatımı ve denizi bir tanık olarak ele alışıyla dikkat çektiğini ifade ediyor.


