Google Play Store
App Store
Semra Kardeşoğlu

Semra Kardeşoğlu

semrakardesoglu@birgun.net

İçinden deniz geçen şehrin merkezinde sahillerin sadece yarısı halka açık. 15 dakika yürüyerek denize ulaşanların oranı ise yüzde 12. Bu sonuç İPA’nın son raporundan. ‘Port’lar, azman otellerle işgal edilmeden ve kirletilmeden önce çocukların kolayca yüzme öğrendiği bir şehirdi. “Sokaklarının denizlere çıkması” için yürünmeli öyleyse...

Denizlere çıkmalı bütün sokaklar
İPA’nın “İstanbul’da Mavi Kamusallık: Gündelik Hayatta Denizle Temaslar” raporu için denize kıyısı olan ilçelerdekilerle görüşüldü.

Sosyal bilgiler dersinde ilk öğrendiğimiz bilgilerden biriydi; Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir. Sonra İstanbul; Bir yanı Karadeniz öbür yanı Marmara’da olan ve içinden deniz geçen şehir. Evinden çıkıp yürüyerek denize ulaşmak, cebinde 2.5 lira varsa plaja yoksa da sorun değil, kayalıklara ulaşıp denize girmek, yüzmek, yüzmüyorsan serinlemek dünyanın en sıradan etkinliği idi. Lisede okulu kıranlar için yine denize koşmak, sandala binmek ve küreklere asılıp kıyıdan az açılmak da öyle. Midye toplamak, balık tutmak sonra onları mahallede yakılan ateşin üstünde pişirip hep birlikte yemek…  Böyle şeyler yaşandı bu şehirde ve çok da eski değil. Üstelik kentin en fakiri bile olsanız, mümkündü.

‘SİZİN İÇİN KIYI YAPTIK’ YERSENİZ/AMA YİYEMEZSİNİZ

Ülkenin dörtte birinin küçücük bir şehre tıkıştırılmasına yol açan politikalar, kent yağması, sahillerin beş yıldızlı patronlara satılması, kocaman oteller, “port”lar inşa edilmesi, fabrikaların nehirleri ve denizleri kirletip her nasılsa tüm kontrollerden temiz çıkmasıyla geldik bugüne. Sanki her ailede üç yat varmış gibi yat limanı yapılıp sonra yat limanı kapasitesinin artırılması mesela. ‘Sizin için kıyı yaptık’ diyerek kıyıda bir ailenin tüm geliriyle sadece bir akşam yemeği yiyeceği restoranlar açmak –Açtırmak-, sadece çay içmek için bile ailenin bir günlük gelirini masada bırakacağı kafeler ve gerçekten sadece bir asgari ücrete bir ceketin satıldığı mağazaları sunmak. Denizin dibinde denizi görmeyi imkansız kılan devasa gemilerin yanaşacağı limanlar yapmak. Tüm bunların son yıllarda hızla ve hunharca artışı.

Peki tüm bunların sonunda ne oldu? İBB’ye bağlı İstanbul Planlama Ajansı (IPA)nın dün yayımlanan araştırması bu soruya yanıt veriyor. Buna göre 647 kilometrelik kıyı şeridine sahip İstanbul’da sahillerin yüzde 20’si tamamen kapalı durumda. Yüzde 12’si yarı geçirgen. Bu oranın fena olmadığını düşünürseniz yanılırsınız derim. Araştırmanın alt başlıklarına bakalım yakından: Erişime açık kıyıların büyük bölümü İstanbul’un Karadeniz sahillerinde. Yani yerleşim birimlerine daha uzak Kuzey kıyıları. İstanbul Boğazı ve Haliç kıyılarına bakıldığında, kıyı şeridinin yüzde 58’i kullanıma açık.

GEMİSİNİ DENİZDEN KARAYA YÜRÜTEN KAPTANLARIN DEVRİ!

Kentte Boğaz kıyısında durmanın bile imkansız olduğu bir dönem bu. Yalılarla kapanmış alanlar dışında kalanlar zaten son 20 yılda yağma Hasan’ın böreği gibi.

Fatih’in karadan gemileri yürüterek fethettiği bu kent şimdi denizden karaya doğru yürüyenlerce yağmalanıyor. Kısaca neydi o söz, gemisini yürüten kaptan.

Araştırmadan bir başka sonuç kentte nüfusun yalnızca yüzde 12’si yaya olarak 15 dakikada kıyıya erişebiliyor. Denizle temas çoğunlukla izlemekle sınırlı kalıyor. İstanbulluların yüzde 57,2’si sahile yürüyüş amacıyla gidiyor. Yüzde 42,2’si de oturmak ve manzara izlemek amacıyla sahile gittiğini belirtiyor. Yani yüzmek falan hak getire.

∗∗∗

İÇİNDEN DENİZ GEÇEN ŞEHİRDEN İÇİNDEN EMEKLİ GEÇEN DENİZE

Dikkat çekici bir sonuç daha var araştırmada. Katılımcılar Beltur kafelerinin yaygınlaşmasıyla özellikle gençler ve düşük gelir grupları için kıyıyı daha erişilebilir kılıyormuş. Zira, deniz kıyısında herhangi bir mekanda bir çay kahve içmenin dahi maliyeti malumunuz.

BELBİM verilerine göre kışın yüzde 2 olan deniz ulaşımını kullanma oranı yazın ilkbaharda yüzde 3 yazın yüzde 4’e çıkıyor. Bu artış deniz ulaşımının turizm ve boş zamanlarını değerlendirmek, nefes almak amacıyla kullanmasına bağlanmış. Deniz ulaşımının tercih edilme nedenlerinin başında yüzde 43,5 ile keyifli ve manzaralı yolculuk geliyor. Bir başka nokta bu ulaşımı tercih edenlerin yüzde 27,5’i öğrenci. İkinci sırada 65 yaş üstündekiler kullanıyor. Burada ister istemez şu soru geldi aklıma. 20 bin TL emekli aylığıyla geçinmesi istenen ülkemin emeklisinin ücretsiz sosyalleşebildiği alanların başında otobüsler sonra da gemiler mi geliyor? Gidip konuşmak şart.

Son sonuç özellikle Marmara kıyısındaki ilçelerde Beltur kafelerinin yaygınlaşması gençler ve düşük gelir grupları için kıyıyı daha erişilebilir kılmış. Zira, deniz kıyısında herhangi bir mekanda bir çay kahve içmenin dahi maliyeti malumunuz.

‘‘GEÇSE DE YOLUMUZ BOZKIRLARDAN…”

Son olarak; Ne demişti şair, “Geçse de yolumuz bozkırlardan Denizler’e çıkar sokaklar”. Bu kentin tüm sokaklarının yeniden denizlere çıkılması için biraz daha yol yürümek gerekiyor. Öyleyse ha gayret…