Google Play Store
App Store

Okuru güvensiz patikalardan geçiren, pat diye yarı yolda bırakan, başka görme biçimiyle yol bulmanın mümkün olduğuna ikna eden öykülerle dolu bir kitap Dünyadan Sonra Bir Yer.

Derinlerde saklananı keşfe çıkaran öyküler
Yelina Tayfur

Aysun KORKMAZ

Yelina Tayfur’la ilk tanışmam çeşitli dergilerde yayımlanan öyküleriyle oldu. Öykülerinin anlamı zihnimde genişliyor, sözcüklerinin etkisi devam ediyordu. “Dünyadan Sonra Bir Yer” adlı kitabının ismi ve kapak tasarımı, öykü kişilerinin yalıtılmış ruh haliyle uyumlu. Birbirine sığınmış, tortop edilmişler. Sıkıştırıldıkları dar kalıbın içinde, sınırların ötesinden dünyaya bakmaktalar. Sınır sadece konumlarında değil, zihinlerinin içinden de onları kuşatmış. Kitaptaki yirmi öyküyü bitirdiğimde yazarın kendi sesini daha ilk kitabında oluşturduğunu, en dikkat çekici yanınsa özgün anlatım biçimi olduğunu; kapalı anlatımı kat kat açıldığında sezdirdiği anlamın, kendisine ve dünyaya yabancılaşan karakterlerin seçimleriyle şekillendiğini düşündüm. Tayfur, elinde büyüteçle derinlere gömülmüş olanı, karanlık kuyulardan geçirerek bulacak okura sesleniyor.

Gerçeği alımlama biçimiyle anlatma biçiminin birlikte harmanlanması öykülerin en ayırt edici özelliği. Yabancılaştıkları distopik dünyadan kaçmak için bilinçaltının oyunlarına muhtaçlar. “Gerçek” onların algılarında eğilip bükülüyor. Gerçek olanla bilinçaltı, şimdiki zamanla geçmiş zaman gibi iç içe, hatta uzantısı geleceğe el atmış. Ancak umut, dolayısıyla direniş de var. Karakterler maruz kaldıkları bireysel-toplumsal şiddeti, güvensizliği, yabancılaşmayı; yara aldıkları yerden onarmaya başlıyor. Desteğe tek açık olan omuz masumiyetini koruyanlardan geliyor; çocuklar ve delilerden. Onlar duyguları sünger gibi çekiyor. Siren seslerinden, TOMA’dan kaçma yollarını biliyor, gizli topluluklar buluyor, tablodaki bir resim, ya da gazete küpüründen yardım isteyeni duyuyor. Öyküdeki kız çocuklarıyla kadınlara dayatılan patriyarkal düzen, cinsiyet normları, yalnızlık ve zamanın yıkıcılığına başka bir yerden bakıyor.

Anlatıcının “güvenilmez” olması, gerçekle hayal arasındaki sınırları kasıtlı olarak bulanıklaştırıyor. Dil, karakterlerin yaşadığı psikolojik kopuşa uygun şekilde kesintili cümlelerle bölünüyor, sözcükler başka anlamları yansıtıyor. Koku, karakterlerin çözülme anlarında hep tetikleyici rolde. Öykülerde nesne ve mekân, bulanıklaşan zamanda kaybolmamak için nirengi noktası oluyor. Kurmacanın sınırlarını bilinçli bozan yapıda atmosfer, bir yerden sonra zaman belirteci oluyor.

“Yok Gibi” adlı öyküde; hem bireyin zihninde hem de hükümetteki panoptikon benzeri gözetim işbaşında. Paranoyaklaşan devlet/bilinç aynı kokuyu almış: suç evlerin gizli bölmelerinde saklı. Odaların içiyle dışı, iç içe geçen kurmacadaki gibi birbirine karışmış, sınırları saydam. Zihin “yok gibi” yapılan yerlerde bulanıklaşıyor. Kesikli cümleler, bilinç akışı, iç monolog gerilimle eş, giderek artıyor. Çürüme, Charlotte Perkins Dilman’ın Sarı Duvar Kağıdındaki sarı beyaz güller gibi güzel kokularla bastırılamayacak kadar ağır.

“Yaşayanların Dünyasında” öyküsünde toplumsal beklentiler, bireysel arzular ve ahlaki ikilemler arasında sıkışan Suna, yeni ölmüş kocası ve sevgilisi arasında seçim aşamasında. Terk etme provasını yaptığı ayna, çoğaltıcı etkisiyle sonu gelmeyecek tuzakları kadına gösteriyor. Dönüşü olmayacak rollere karşı kadın kapısını cesaretle kapıyor.

“Başka Yere Gitme” öyküsünde tablo içine sıkışmış genç kadın “saf” denilen çocuğun bakışı sayesinde can bulur. Çocuğun apartmandaki dairelerin kapılarını karıştırmamak için kendine röper seçtiği duraklar, demanslı kadının hafızasında tutunduğu anılar gibi yol göstericidir. Bellek ihanet etse de bir dut ağacı hatırlamak için tetikleyici olabilir, zamanı durdurur. Soyutla somut, bilinç ve unutuş yer değiştirir, aynı ismindeki gibi, bilincinin çağrısı gibi.

“Bekleyenleri Bekleyenler” öyküsünde etik sorgulamalar var. Yoğun bakımda ölümü bekleyenler üzerinden yaşamın absürtlüğü sorgulanmış. Kendi yakınımızın hayatta kalması, yarışta bir diğerinin ipi göğüsleyememesiyle mümkün.

“Kostümlü Ruhlar Merkezinde” görüngüler belirleyici. Kurtulmak istenen yük, terk edilen kadının parmağından bir türlü çıkaramadığı yüzük formunda, onun bedeninin hafızası olmuş.

“Yol Yorgunu”ndaki Necdet, ne gurbette ne memlekette aidiyet hisseden bir “hiçbir yerin adamı”dır. Eğreti bir tabureye oturmuş, geçici, dünyaya misafir.

“Bilinmeyen İnsanlar Ülkesi”nde birey anlamsız bir dünyada kendi anlamını yaratma çabasında.

Babasının hiddetinden kaçtıkça ona dönüşen oğul da, annesinin kaderinin ağır bir heykel gibi yaşamına çakılan kız çocuğu da aynı yüzleşmeyi yaşıyor. Geçmiş; çaydaki şeker gibi moleküllerine sinmiş. Çocukluk, güzel atlarla diyarındaki kayıp cennette kalsa da bir kız çocuğu ancak masallarla evrilen gerçeklikte yaşam gücü buluyor. Benzer travmasından kaçmak isteyen bir kadın, dönüşümün ancak kabullenmekle aşılabileceğinin ayrımına varıyor. Korku unsuru sayılabilecek yarasa figürü kurtarıcı rolüne bürünüyor.

“Tekgöz”deki kadının güvenmeyi umduğu adam, ağzı salyalı adamlarla aynı noktada birleşiyor. Bunun ayrımına varmak patlayan bombanın etkisiyle bir. Gerçek tehlike bağıra çağıra gelirken, koca demir kapıları koruyan askerler tehlikeyi püskürtmüyor.

Öykülerdeki giriş cümleleri kısa, çarpıcı. Mutfak Masasındaki Handan. Bir hayatı paylaşmanın ağırlığını, sözcüklerin temasıyla hafifletiyor. İlk okumada belirsiz sonla bitiyor gibi duran öykülerin sonraki okumalarda aslında kendi içinde tamamlandığını görüyoruz. Kitapta her sözcüğe, cümleye ayrı ayrı kafa yorulmuş. Okuru güvensiz patikalardan geçiren, pat diye yarı yolda bırakan, başka görme biçimiyle yol bulmanın mümkün olduğuna ikna eden öykülerle dolu bir kitap Dünyadan Sonra Bir Yer.