Devraldığımız mirasla tarih yazacağız
Önümüzdeki dönemde de dayanışma ve kararlı mücadele, yoksulluk sarmalından çıkışın, barışın ve toplumun geniş kesimlerinin insanca yaşayabilmesinin tek gerçekçi yolu olarak öne çıkıyor.

Özkan ATAR - Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Türkiye, siyasal iktidarın ülkeyi bir uçurumun kenarına sürükleyen ve ekonomik kaynakları bir avuç sermayedarın hizmetine süren ekonomik politikaların sonuçları ile yüzleşiyor. Büyük bir hızla derinleşen gelir adaletsizliği, Türkiye’de emekçilerin yaşam koşullarını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Vergi yükünün büyük ölçüde işçilerin omuzlarına bindirilmesiyle, geniş halk kesimleri yüksek enflasyon altında eziliyor.
Aynı zamanda hızla yükselen kira fiyatları barınma hakkını tehdit ederek dar gelirlileri daha da savunmasız bırakıyor. IMF yönlendirmeli politikalar, Orta Vadeli Plan (OVP) ve belirlenen hedeflerin de etkisiyle asgari ücretin “gerçekleşen” değil “hedeflenen” enflasyona göre belirlenmesi, bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Sanki enflasyonun faili dar gelirlilermiş gibi bir algı yaratılıyor, buna karşın yüksek kâr ve kaynağı belirsiz kaynaklar ile zenginleşen yüksek gelir grupları ve sermaye kesimlerinin, bolluk içinde yaptığı harcamalar, neredeyse göz ardı ediliyor. Yine enflasyonun en önemli kaynaklarından birinin, bu kesimlerin fahiş fiyatlandırmalarla elde ettikleri kârlar olduğu görülmüyor. Netice itibari ile asgari ücretli enflasyona ezdiriliyor. Sonucunda da asgari ücretli, resmi verilerle de sabit, önümüzdeki şubat ayına bir önceki yılın şubat ayına göre çok daha yoksul girecek.
Öte yandan iktidar, hukukun üstünlüğüne uygun davranmak yerine, toplumsal muhalefeti bastırmaya yönelik adımlarını sürdürüyor. Sendika başkanları düzmece gizli tanıklarla tutuklanabiliyor, bağımsız gazeteciler susturulmak isteniyor. Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımamak artık rutin bir uygulama haline geldi. Hatay Milletvekili Can Atalay örneği ortada. Ancak siyasal iktidar bununla da yetinmeyip sürekli el yükseltiyor. 1 Mayıs sürecinde Anayasa Mahkemesi’nin Taksim Meydanı’na ilişkin verdiği karar yok sayılıyor, işçilerin kutlama ve yürüyüş hakkı engelleniyor. Benzer şekilde metal sektöründeki grevler, “milli güvenlik” bahanesiyle daha önce birçok kez yasaklandığı gibi yeniden “erteleme” adı altında yasaklanıyor... Ancak her şeye rağmen yönetim kurulumuzun net tavrına uyan üyelerimizin grev yasaklarını tanımayan kararlı duruşu ve örgütlü mücadeleleri sayesinde kısa sürede asgari ücret artışının iki katından fazlasını bulacak kazanımlar elde ettiler ve bazı sözleşmeleri imzaladılar. Bunun yanı sıra mücadeleyi sürdüren 4 uluslararası işletmenin çalışanı işçiler, yeni yılı yine hukuk dışı grev yasaklarına karşı ekmek ve gelecekleri için grev çadırlarında karşılayacak.
Anlayacağınız, grev yasaklarına karşı tarihsel bir mücadeleyi büyüterek, sendikal mücadelede KAVEL direnişini yaratanlar olarak yeni bir tarihi hep birlikte yazıyoruz. Sendikal hareketin geneli olarak yetersiz olsa da grev yasaklarına karşı korkmadan dayanışma gösteren tüm sendikalar ve emek örgütleri önemli bir güç birlikteliği oluşturuyor. Bu örnek de toplumsal eşitsizlik ve yoksullukla mücadelenin örgütlü olmadan başarıya ulaştırılamayacağını gösteriyor.
Öte yandan iktidarın 2025 yılında da işçilere, kamu emekçilerine ve emeklilere dönük hak gasplarına devam edeceği görülüyor. Türkiye işçi sınıfının en önemli kazanımlarından olan kıdem tazminatının emeklilik fonlarına yem edilmesi, kamu emeklilik sisteminin tasfiye edilmesi işçi sınıfı açısından yakın tehdit olarak karşımıza çıkıyor.
Aynı zamanda Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye yansıyan emperyal politikaları, toplumsal taleplerin bastırılması için bahane olarak kullanılıyor. Oysa komşu ülkelerin parçalanması ve bölgede süren çatışmalar, Türkiye’yi de istikrarsızlık sarmalına çekme potansiyeli taşıyor. İktidarın bu politikaları, emekçilerin hak arama kanallarını daha da daraltıyor. İsrail ile savaş söyleminden İsrail ile Suriye’de emperyalist paylaşıma ortak olma çabasına yüzünü dönen siyasal iktidar, Filistin halkının uğradığı zulme bir anda suspus olmuş durumda. Türkiye sermayesinin Suriye’de iş yapma hevesi, içeriden üretilen rıza ile Türkiye’deki emekçilerin durumlarını daha da olumsuz şekilde etkileme riskine sahip. Asgari ücret gerçeği de bu durumu ortaya koyuyor.
Tüm bu tabloya rağmen örgütlü emek kesimleri, vergi adaletinden sendikal özgürlüklere, insanca yaşam ücretinden emeklilik hakkının korunmasına dek geniş bir cephede mücadele etme kararlılığını sürdürüyor. 2025 yılının, antidemokratik uygulamaların geriletilmesi ve insanca yaşanabilir bir düzen kurulması yolunda önemli adımların atılacağı bir yıl olması umudu, emekçilerin örgütlü gücünden besleniyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde de dayanışma ve kararlı mücadele, yoksulluk sarmalından çıkışın, barışın ve toplumun geniş kesimlerinin insanca yaşayabilmesinin tek gerçekçi yolu olarak öne çıkıyor.


