Google Play Store
App Store

Başlık bir kitap adı aslında. Mehdi (Bektaş) Abi’nin bu topraklarda Osmanlı’dan günümüze kadar devam eden sevdanın

Başlık bir kitap adı aslında. Mehdi (Bektaş) Abi’nin bu topraklarda Osmanlı’dan günümüze kadar devam eden sevdanın bir tür belgesel öyküsü. Hep bir devrim peşinde koşmuş insanlar, teşkilatlar, cemiyetler, örgütler…
Bin bir zorluğu aşarak giydiği avukatlık cübbesiyle, Mamak’ta çektiğimiz sıkıntıların tümüne ortak oldu Mehdi Abi. Devrim denilen sevdanın hiç bitmeyeceğine inananlardan biri o. Bu yüzden, kitabını da “bağımsız bir ülke; eşit, özgür, demokratik, devrimci bir devlet; bilimin yol gösterici olduğu, bireylerden oluşmuş, uygar, çağdaş, dayanışmacı bir toplum yaratma yolunda, emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı devrimci özünü ve duruşunu yitirmeden mücadele edenlere; … ülkemizin ve halkımızın umudu, geleceği ve her şeyi gençliğe” ithaf etmiş.
Mehdi Abi gibi, çektikleri onca sıkıntıya karşın, şimdi nerede ne yapıyor olurlarsa olsunlar sevdasından vazgeçmeyen çok insan var tanıdığım.
Bizim Nuri Özdemir, mesela. Veda yazısında Sırrı da (Süreyya Önder) yazmıştı, Ankara’da “Barış’ın Yeri” diye bir kulübe-restoranda et pişiriyor. Bizi pahalı restoranlara davet eden diplomatları, “size öyle bir et yedireceğiz ki aman parmaklarınıza dikkat” diye oraya götürüp işi ucuza getiriyorum. Henüz parmağını yiyen olmadıysa da, daha hiçbir ecnebi diplomata mahcup olmadım.
İşte bu Nuri, Mamak’ta onca sene tüketip, boynunu da ipten ucu ucuna kurtarmasına rağmen, mangal dumanları arasında “devrim” rüyası görüyor hâlâ. Sağdan soldan renkli devrim haberleri geldikçe de kahroluyor, “ulan biz neden yapamadık şunu” diye.
Dün gazeteleri okumuş, “Bu devrim işini de ayağa düşürdüler” diye aradı: “Önce renklisi çıktı devrimlerin, sonra da çiçeklisi falan. Şu Kırgızistan’a baksana, adamlar 70-75 zaiyatla devrim yaptılar. Hem de bir günde.”
Baktım, bu bir günde devrim işini kafaya takmış Nuri, gelecek sefere daha az hesap alır umuduyla bir Kırgız öğrencimi arayıp, iktidarı ele geçiren gruptan birileriyle röportaj yapmasını istedim. Yıldızbek’in röportajını birinci sayfadan görmüşsünüzdür.
Bişkek karmakarışıkken, öğrenci-hoca röportajı başarıp gönderdik, ama bu sefer de bizim yazı işleri titizleniyor. “Abi, bu Beknazarov’un fotoğrafı yok mu?” “Birlik Gençler Hareketi diye bir örgütü aradık bulamadık internette.”
Uyandım tabii, uydurma bir isimle yalandan bir röportaj yaptığımı demeye getiriyorlar. Bunca yıllık mesleki şöhretim, bizim yazı işlerinin araştırmacı kuşkuculuğu altında eziliyor.
Ezdirir miyim, güç bela tekrar ulaştık Bişkek’e, Beknazarov’dan fotoğraf istedik. Bir “Fesuphanallah” çekmiş Beknazarov, “Kardeşim biz burada devrim yapıyoruz, koşturup duruyorum, şimdi nerede nasıl fotoğraf çektireyim” demiş. Yıldızbek BirGün’ün nasıl önemli bir gazete olduğunu anlatıp, fotoğraf göndermeye ikna ettiyse de, internet bağlantısı olmadığından bir fotoğrafını alamadık Beknazarov’un. Artık, bizim yazı işlerinin şüphesini silmek için, işler biraz yatışınca bir Kırgızistan röportajı daha yapmak şart oldu.
Kırgızistan dünyanın en yoksul ülkelerinden. Sovyetler’in dağılmasından sonra, dayanacağı herhangi bir doğal kaynak da olmadığından, Kırgızistan’ı “Orta Asya’nın demokrasi adası” yaparak, ülkeye Batı’dan kaynak akmasını hedeflediler. Bütün sıkıntılarının yanında Kuzey-Güney bölünmüşlüğü de Kırgızistan’ın siyasal serüveninde önemli bir rol oynuyor. “Lale Devrimi” ile yıkılan Akayev tüm kaynakları Kuzey’e akıtırken, onun yerine gelen Bakayev de Güney’e aktarmıştı. Her iki lider de iktidarı eş dost ve akrabalarıyla paylaştılar. Akayev tüm Kırgız medyasının kontrolü kendi damadına vermişken, onun yerine gelen Bakayev de oğluna verdi. Oğul ve damat işbirliği yaptı, iktidarın borusunu çalan Kırgız medya dünyasında.
Bugün Rusya’nın da destek verdiği ayaklanma, Kuzey’den başlasa da önderlerin çoğu Güney’li. Bu farkın Kırgızistan’ın yarınında nasıl bir fark yaratacağını zaman gösterecek.

Not: Enver Aysever’in Cihangir yazısı çok tepki çekti. BirGün’ü tekmelemek için her fırsata sarılanların iştahını anlamakta zorlansam da, Adnan Bostancıoğlu’nun eleştirilerine  katılıyorum.