Google Play Store
App Store
Devrimci hareketin onurlu ve hüzünlü bir parçası Kürşat Timuroğlu

Politika Kolektifi

Kürşat Timuroğlu, 1953 yılında Türkiye'de dünyaya geldi.

Sol görüşlü, mücadeleci bir ailenin çocuğu olarak daha küçük yaşlardan itibaren devrimci fikirlere tanıklık etti. Henüz iki yaşındayken öğretmen babasının tutuklanmasına ve evlerine yapılan polis baskınına şahit oldu; böylece yaşamın çok erken bir döneminde baskıyla tanıştı.

Ailesinden miras aldığı bu direnişçi ruh, onun gençlik yıllarına damga vurdu. Daha lisedeyken derslerinde özellikle matematikte çok başarılıydı ve ileride mimar olma hayali kuruyordu. Sola ilgisi onu erken yaşta devrimci literatürle buluşturdu. 17-18 yaşlarına geldiğinde Karl Marx, Friedrich Engels ve Vladimir Lenin'in eserlerini özgün dilinden okuyacak kadar kendini geliştirmiş, aynı anda İngilizce öğrenip Marksist klasikleri İngilizce kaynaklardan özümsemeye çalışacak denli azimli bir öğrenci olmuştu.

TÜRKİYE’DE DEVRİMCİ MÜCADELEYE ADIM ATIŞI

1970’lerin çalkantılı siyasi atmosferinde Kürşat Timuroğlu, genç bir üniversite öğrencisi olarak mücadeleye katıldı. İTÜ’ye mimarlık okumak üzere girmişti; fakat 12 Mart 1971 askerî darbesinin sert siyasi ikliminde okulda barınmasına izin verilmedi. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen hakkında disiplin soruşturmaları açıldı ve üniversiteden uzaklaştırıldı.

Aynı dönemde, 1970’lerin başlarında Kürt hareketiyle dayanışma içinde olan Devrimci Doğu Kültür Dernekleri‘nin (DDKD) İstanbul örgütlenmesinin kurucuları arasında yer almıştı.

Timuroğlu, daha gençlik yıllarında hem Türk hem Kürt emekçilerinin ortak mücadelesine inanmış bir devrimciydi.

Ne var ki bu aktif siyasi faaliyet, onu hızla devletin ve faşistlerin hedefi haline getirdi. 1975 yılında henüz 22 yaşındayken İstanbul'da silahlı bir saldırıya uğradı. Kürşat vuruldu ve ağır yaralandı. Saldırganın kaçmasına rağmen Kürşat mucizevi şekilde hayatta kaldı. Bu olay sonrası tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevi’ne gönderildi ve yaklaşık yedi ay hapiste kaldı.

Dönemin tanınmış avukatı Orhan Apaydın, Kürşat’ın hukuki mücadelesini üstlendi. Yapılan duruşmalarda, Kürşat’ı vuran kişinin aslında bir sivil polis olduğu ortaya çıktı: Mustafa Şen adlı bu şahıs, önce kendini üniversite öğrencisi olarak tanıtmış ancak mahkemede sıkışınca polis kimliğini göstererek “Dur dedim, durmayınca vurmak zorunda kaldım” diyerek kendini savunmuştu. Böylece olayın bir provokasyon olduğu anlaşıldı ve Kürşat Timuroğlu haksız yere tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi.

Bu suikast girişimi ve devlet içindeki karanlık güçlerin kumpası, Kürşat’ın ne denli tehlikede olduğunu gözler önüne serdi. Avukatı, duruşmalarda edindiği izlenimlerle Timuroğlu’na “Kürşat’ı kesinlikle vuracaklar, kurtuluşu yok” diyerek ciddi bir uyarıda bulundu.

Bu uyarı üzerine, henüz 23 yaşındaki Kürşat için sürgün yılları başladı.

SÜRGÜN: ALMANYA YILLARI VE MÜCADELENİN DEVAMI

1976'da Kürşat Timuroğlu, can güvenliği kalmadığı için sahte pasaportla yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Rotasını birçok başka politik mülteci gibi Avrupa'ya, Almanya'ya çevirdi. Hamburg kentine yerleşen Timuroğlu, burada kısa sürede dil öğrendi ve eğitimine devam etti.

Azmi sayesinde yalnızca altı ay içinde Almanca iletişim kurabilecek düzeye geldi ve kendini yeni yaşamına uyarladı.

Almanya’da ilk başlarda çeşitli işlerde çalışarak hayatını kazanırken bir yandan da devrimci faaliyetlerini sürdürdü. Mesleki olarak Hamburg Gençlik Merkezi’nde sosyal hizmetler alanında eğitmenlik yapmaya başladı; Türk ve Kürt göçmen gençlerin eğitimine ve uyumuna yardımcı oluyor, onların sorunlarıyla yakından ilgileniyordu.

Elbette Kürşat Timuroğlu için gurbet, mücadelenin sona erdiği bir sığınak değildi. 1980 darbesi sonrasında Türkiye’den Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan binlerce devrimciyle birlikte, Devrimci Yol hareketinin Avrupa örgütlenmesinde aktif rol aldı.

1980’lerin ilk yarısında Avrupa’daki Türkiyeli devrimci örgütler arasında birlik arayışları vardı. Bu kapsamda 1982’de BİR-KOM adlı (Birleşik Komite) bir anti-faşist cephe kurulmaya çalışıldı.

Kürşat Timuroğlu, bu platformda Devrimci İşçi dergisinin temsilcisi olarak toplantılara katılıyor, Türk ve Kürt işçilerin Türkiye’deki 12 Eylül cuntasına karşı ortak mücadelesini savunuyordu.

Gerek konuşmaları gerek makaleleriyle geniş kesimlerin saygısını kazandı. Onu tanıyan yoldaşları, kendisinin hem entelektüel derinliği hem de örgütçü yetenekleriyle doğal bir lider olarak sivrildiğini belirtirler.

Etrafındakilere güven aşılar, mücadele azmiyle örnek olurdu. En sevdiği şeylerden biri de çocuklarla vakit geçirmekti – “sanki bütün dünyanın çocukları onundu” diyecek kadar yüreğinde engin bir sevgi taşıyordu babasına göre.

1980'lerin ortalarına gelindiğinde Kürşat Timuroğlu, Almanya’da yaşayan Türkiyeli işçiler arasında oldukça tanınan bir devrimciydi. Devrimci Yol’un Avrupa kanadında yayın faaliyeti yürüten Devrimci İşçi dergisinin ve aynı isimli işçi kolektifinin önder kadrolarındandı.

PKK TARAFINDAN HAMBURG’TA ÖLDÜRÜLDÜ

O dönem içinde PKK hem kendi içinde hem de sola yönelik bir şiddet politikasına yönelerek, Avrupa’daki sol gruplara yönelik saldırılara girişti. 1984-1987 yılları arasında PKK, Avrupa’da kendine muhalif gördüğü birçok devrimciye suikastler düzenledi. Bu tutum Avrupa’daki Devrimci Yolcular tarafından ciddi bir eleştiri konusu oldu. Bu tartışmalar  içinde Kürşat da PKK’nin hedefi haline geldi.

25 Şubat 1986, Hamburg. Soğuk bir kış günü Kürşat Timuroğlu, St. Georg semtindeki evinden kısa bir süreliğine dışarı çıktı. Amacı köşedeki dükkândan biraz erzak almaktı. Ancak evinin önünde pusu kuran karanlık bir gölge, haftalardır beklediği anın geldiğini düşünüyordu. Kürşat adımını sokağa atar atmaz, saldırgan bir kafeden fırlayıp ona doğru koştu ve tabancasını ateşledi.

İlk kurşunlar Kürşat’ı sırtından vurdu. Ne olduğunu anlamaya çalışarak sendeleyen Kürşat, yaralı halde kendini yakındaki bir dükkânın içine attı. Peşini bırakmaya niyeti olmayan suikastçı, dükkânın kapısına kadar gidip, yere yığılan Kürşat’ın başına son bir kurşun daha sıktı.

Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan 32 yaşındaki Kürşat Timuroğlu, iki gün boyunca komada kaldıktan sonra ne yazık ki yaşam mücadelesini kaybetti. Kürşat Timuroğlu 10 Mayıs 1986’da memleketi Ankara’da Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

KATİLİN YAKALANMASI VE YARGI SÜRECİ

Hamburg’daki suikastın failleri konusunda ilk başta Alman emniyeti kesin kanıt elde edememişti.

Gerçek fail, yıllarca gölgede kaldı. Ancak 1990’ların başında beklenmedik bir gelişme yaşandı. 1993 yılında Alman polisine gönderilen isimsiz bir ihbar mektubu, Kürşat’ın katilinin kimliğini açık ediyordu.

Bu mektupta, suikastı gerçekleştiren kişinin PKK üyesi Ferit Aycan olduğundan bahsediliyor; hatta söz konusu şahsın İstanbul’daki açık adresi ve telefon numaralarına kadar bilgiler veriliyordu.

Dava dosyalarına da girdiği üzere, katil 1986’da cinayeti işledikten sonra Suriye’ye, PKK kamplarına geçmiş; oradan Türkiye’de gönderilmişti. Ferit Aycan, 23 Aralık 1992’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne kendi gerçek adıyla başvurarak resmi bir pasaport almıştı.

Bütün bu inanılmaz detaylar, daha sonra Can Dündar’ın köşe yazısında “Koruma Altında Bir Katil” başlığıyla kamuoyuna duyurulacaktı. Dündar soruyordu: “Interpol’ün 1993’ten beri aradığı bir PKK’lı katil, nasıl olur da bunca güvenlik bariyerini aşıp pasaport alır, şirket kurar, ev satın alır, ülkeye defalarca girip çıkabilir? Kimler, ne amaçla korudu Kürşat Timuroğlu’nun katilini?”

Ferit Aycan, 18 Eylül 2000’de Hırvatistan sınırından geçerken rutin bir kontrolde yakayı ele verdi. 2 Ocak 2002'de Hamburg Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde sonuçlanan davada, Ferit Aycan “PKK’nın emriyle Kürşat Timuroğlu’nu öldürmek” suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

UNUTULMAYACAK…

Kürşat Timuroğlu, aradan geçen on yıllara rağmen, dostlarının ve yoldaşlarının gönlünde yaşamaya devam ediyor. Onu tanıyan herkes, onun mütevazı kişiliğini, entelektüel birikimini ve sarsılmaz devrimci duruşunu saygıyla anıyor.

Kürşat Timuroğlu’nun hayatı ve mücadelesi, devrimci hareketin onurlu fakat hüzünlü bir parçasıdır. Ardında bıraktığı miras, birleşik mücadele ruhu ve devrimci ahlâkın önemidir. Ölümü ne kadar acı verici olsa da, Kürşat’ın adı mücadele tarihine altın harflerle kazınmıştır. Onun yaşam öyküsü, zulme karşı direnen herkes için ilham kaynağı olmayı sürdürecektir.