Google Play Store
App Store
“Devrimciler, oruç tutanların çok duasını almıştır!”

Bazı insanların ardından konuşmak da yazmak da zordur. Çünkü onlar hayatı, biyolojik döngünün ötesinde yaşamayı başarmışlardır. Geçici bir süre konakladığımız bu dünyada, nefes alıp vermek, satın alıp tüketmenin dışında anlamlar bulmuşlar, bu kirli düzenin dayattığı bireyciliği ve bencilliği aşabilmişler, savundukları kolektif doğrular uğruna şahsi hiçbir menfaat beklemeden mücadele etmenin erdemine ulaşmışlardır. Bu yüzden onlardan geriye kalan da sadece “bireysel maceralar” değildir. Onların mazisi, herkesin, hepimizin öyküsüdür. Bu yönden ne şanslı bir toplumuz ki topraklarımız hayatı böyle onurlu yaşayan nice devrimcinin yurdu olmuştur. Bir tarafımız aydınlıktaysa hâlâ, çürüme her yanı saramıyorsa kötülüğün tüm azgınlığına rağmen, onların sayesindedir.

İşte bu insanlardan birini daha, Türkiye devrimci hareketinin en kıymetli isimlerinden Sedat Göçmen’i, İstanbul’da toprağa verdik önceki gün. Memleketin dört bir yanından binlerce kişi, ‘Fırtınalı Denizin Kaptanı’nı son yolculuğuna uğurlamak için İstanbul’a akın etti. Göçmen kimilerinin kardeşi, kimilerinin babası, kimilerinin de dedesi olacak yaştaydı. Gencinden yaşlısına devrimci kuşaklar, yoldaşlarına son görevini yapmak için buluştu. Şişli’den yürüyüşe başlayan cenaze korteji Feriköy Mezarlığı’na yol alırken, Halaskargazi Caddesi ve Kurtuluş sokaklarında, onun adını haykıran ve devrimciliğin teslim olmaz inadını yansıtan sloganlar yankılandı. Saygın yaşamına ve önemli bir parçası olduğu o ihtişamlı mücadeleye yaraşır şekilde uğurlandı Sedat abi. Ona tam da böyle bir veda yakışırdı.

Bilmeyenler, “Ne yaptı da bu kadar sevildi bu adam?” diye soranlar olabilir. Bu sorunun cevabının, bugünkü siyasi tartışmalara da katkısı olacaktır. Zira bugün siyasetin daralan ufkunu eleştirirken, halkın özne haline geldiği bir muhalefet hareketinin nasıl oluşturulabileceğinin yanıtı, biraz da geçmiş deneyimlerde saklı. Sedat Göçmen, Türkiye tarihinin en kitlesel devrimci hareketi Devrimci Yol’un Karadeniz bölgesi sorumlusuydu. Kendi anlatımına göre (Fırtınalı Denizin Yolcuları-Ayrıntı Yayınları) aslen Trakyalı olan Göçmen’e 1977 yazı sonunda verilen Karadeniz sorumluluğu, bölgeyi bilmediği için başta “ürkütücü” gelmişti. Henüz 25’ine yeni girmişti ve gençlik çalışması dışında fazla bir tecrübesinin olmadığını düşünüyordu. Ne var ki arkadaşlarıyla birlikte göstereceği muazzam emeğin, Karadeniz’in pek çok noktasını onun değil, faşistler ve karaborsacıların ürkerek baktığı birer yaşam alanı haline getireceğinden o günlerde habersizdi.

Devrimci Yol’un, tıpkı birbirinden kültürel anlamda pek çok farklılığı bulunan diğer yörelerde olduğu gibi, Karadeniz bölgesinde kitleselleşmesinin en temel nedeni, ülkenin somut koşullarını esas alan özgün yaklaşımıydı. Bu yaklaşım daha önce de 1975 yılında yayına başlayan Devrimci Gençlik Dergisi ile temsil ediliyordu. Dergi hem Türkiye’nin siyasal gerçekliğine ışık tutan teorik çözümlemeleriyle gençliğin dinamizmine fikri yörünge kazandırıyor hem de var olan sorunlara lafı eveleyip gevelemeden somut çözüm önerileri getiriyordu. Sedat Göçmen’den dinleyelim: “Teori neye yarar? Pratiğin önünü açar, değil mi? Dergide pratik sorunların çözülmesine yardım eden yazılar gençlik içinde bize büyük prestij kazandırdı. Diğer grupların, Çin ve Sovyetler odaklı tartışmaları gençliğin problemlerini çözmekte rehberlik etmiyor, ‘sosyal faşist’ ve ‘Maocu bozkurt’ suçlamaları havada uçuşuyordu. Bizim yaklaşımımız, gençliğin güncel ve uzun vadeli sorunlarına çözümler bulmak, bu çözümleri kendi ürettiğimiz politikalara dayandırmaktan oluşuyordu. Bizim kulağımız ne Moskova ne de Pekin radyosundaydı!” (Syf. 57)

Devrimci Yol o dönemde, bazı örgütlerin bakışının aksine, faşist saldırıları, devleti biçimlendiren emperyalist politikaların bir uzantısı olarak görüyor ve faşizme karşı yürütülen mücadeleyi, sömürüye karşı verilen devrimci mücadelenin merkezinde konumlandırıyordu. Bu tam anlamıyla bir yaşam ve özgürlük savaşıydı. Devrimci Gençlik hareketinin büyümesi ve serpilmesi de “Öğrenim özgürlüğü ve can güvenliği” sloganı ile ant-faşist mücadele etrafında gerçekleşmişti. Göçmen şöyle diyor: “Okulu boş bırakmayacak, okuyarak meslek edinmek isteyen gençliğe yardımcı olacaktık. Bu da karşılık buldu.” (Syf. 61) Bu kavrayış, ülkede yürütülen devrimci mücadele stratejisinin de temel taşıydı. Direniş Komiteleri ile halk, faşist saldırılarına karşı yaşamına sahip çıkıyor ve mücadelenin içinde özneleşiyordu. Göçmen’in de vurguladığı üzere devrimciler “jandarmalık” yaparak halkı pasif konuma hapsetmek yerine direniş için örgütlüyordu. Faşistlerin püskürtüldüğü yerlerde ise sıra yeni yaşamın nüvelerini yeşertmeye geliyordu. İşte Fatsa bunun bir örneğiydi.

'Fırtınalı Denizin Yolcuları' kitabından...

Elbette bu devrimci siyaset, korakor yürütülen anti-faşist mücadeleyle sınırlı bir pratik değildi. Halkın sorunlarını saptamak ve bunlara somut çözümler geliştirip eyleme geçmek, Karadeniz’deki hikâyenin bir başka kritik tarafıydı. 1979 yılına doğru Türkiye’de kıtlık iyiden iyiye kendini göstermeye başlamıştı. Sayısı azalan temel ihtiyaç ürünleri karaborsaya düşmüş ve hemen hepsi çok yüksek fiyattan satılır hale gelmişti. Bunlara köylülerin (o yıllarda köy nüfusu kent nüfusundan fazlaydı) aydınlatmada kullandığı gazyağı, yemeklerde kullanılan sıvı yağ ve şeker gibi maddeler de dahildi. Halk, ülkenin her yanında karaborsacılıktan yılmıştı. Fatsa’da devrimciler karaborsacılara karşı siyasi bir kampanya örgütledi ve bu, klasik eylem metotlarından fazlasını içeriyordu. Stokçular tek tek tespit edilerek işletmelere baskınlar düzenlendi. Yağmacılığa yeltenilmedi; stoklanan ürünler gerçek fiyattan yurttaşlara satıldı ve para tahsilatları da bizzat iş yerleri “ziyaret edilen” stokçulara yaptırıldı. Sedat Göçmen, bir stokçu basıldığında en az 300-500 kişinin ihtiyaçlarını karşılamak için sıraya girdiğini söylüyor ve yapılan işin ne denli önemli olduğunu espriyle karışık şöyle anlatıyor: “Ramazan ayında, pilav yapacakken yağ bulamayan insanlardan bahsediyoruz. Bunlar arasında polis ve zabıta eşleri de vardı. Devrimciler, oruç tutanların çok duasını almıştır!”

Yazının girişinde de ifade etmeye çalıştığım gibi, bazı insanların ardından konuşmak hayli zor. Geçmiş, daha önce de pek çok kez anlatıldı, yazıldı. Devrimcilerin bıraktığı büyük mirasa ilişkin bu basit yazıya benzer onlarca, hatta yüzlerce yazı daha yazılabilir. Mesele “bir ömür” değil zira, uzun bir “Yol” ve yol, bugün bile etrafına ışık saçmaya devam ediyor. Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Oğuzhan Müftüoğlu’nun Sedat Göçmen’in uğurlandığı törende yaptığı konuşmadan bir alıntıyla bitirelim: “Türkiye bu karanlıktan kurtulacaksa, bu Sedat’la birlikte yarattığımız Devrimci Yol’un ışığında olacak.”

Hoşçakal Sedat abi… Sen çalışkanlığın, fedakarlığın, içtenliğin, sıcak gülümsemen ve onurlu direnişinle daima bu halkın kalbinde yaşayacaksın.