Google Play Store
App Store

TEKEL işçilerinin direnişini tartışırken, destek verirken anlaşılır gerekçelerle dayanışmacı bir ton hâkim oluyor. Bir yandan da, AKP’nin

TEKEL işçilerinin direnişini tartışırken, destek verirken anlaşılır gerekçelerle dayanışmacı bir ton hâkim oluyor. Bir yandan da, AKP’nin icraatını, duyarsızlığını eleştiriyoruz, bazen basiretsiz sendika yöneticilerini karşımıza alıyoruz. Ve bütün bunları yaygın, her yeri sarmış bir nikbinlik içinde yapıyoruz.  Sınıfın kendisi için ayaklandığını görüyoruz, her şey bir yana sert doğa koşullarına bile 50 gündür dayanabilmelerine gıpta ediyoruz. Genel ahval bu.
İşte tam da bu noktada, bu duruma nasıl gelindiğini kapitalist düzenin bazı yapısal özelliklerini öne çıkararak hatırlamakta yarar var. O zaman, dostu düşmanı tanımakla kalmayız, kimden, neyi, nereye kadar beklemek gerekir kavramaya başlarız. Bu da belki yeniden safları sıklaştırmaya, ama başka bir şuurla, başka bir düzenekle sıklaştırmaya yol açabilir.
İşli olsun, işsiz olsun, işçilerin genel olarak düşürüldükleri insanlık dışı durumun asli sebebi kapitalizmin kendisidir. Düzenin orası burası, kötü yönetimi değil, bizzat kendisidir. Doğuşumuzla birlikte kendimizi bu düzen içinde bulmuş, sanki onun içinde belli konumlarda olmak için hayata getirilmiş vaziyetteyiz. Ananın babanın akıbetini takip, kıt kanaat geçinmeye mecburiyet adeta alınlara kazınmış gibi hayata başlıyor birçoğumuz. Tabir caizse, dakika bir, gol bir.
Hayatın geri kalanı, ezici çoğunluk için bu başlangıç tarafından zaten belirlenmiş oluyor. Çocuklarının geleceğini bir nebze olsun farklılaştırabilmek için didinen analar, babalar, bizzat kendimizin makus kaderimizi tek tabanca uyanıklıklarla aşma girişimlerimiz. Ve bütün bunların hayatın kendisi haline gelmesi ve bizi saçma bir tüketim kıskacına almış ortam içinde bitmez tükenmez bocalama.  Sorgulanmamış düşünce kalıpları, boş hedefler, hasretler, olamama duygusu.  Yetinme mecburiyeti; zar zor geçinecek bir iş olduğu sürece idare etme hali.  Bir yandan da 'gemisini kurtaran kaptan' düsturunu yedeğine almış 'köşeyi döndün mü, tamam' beklentisi ile medya bombardımanı.
İşin ilginç olan yanı mutlu azınlığın da aynı bombardımana maruz kalıyor olması. Ama, onların çoğunun hayata geldikleri yer, içine doğmuş oldukları koşullar farklı olduğu için 'gemisini kurtaran kaptan' düsturu zaten ana rahmine düştükleri andan itibaren damarlarındaki asil kanda dolaşmaya başlamıştır. 'Köşeyi döndün mü, tamam' beklentisine ise hiç ihtiyaçları yoktur, çünkü 'köşe' çoktan dönülmüştür. Kısacası, BIRAKINIZ BAŞKALARI 'gemisini kurtaran kaptan' YAPSINLAR, BIRAKINIZ BAŞKALARI 'köşeyi döndün mü, tamam' ile GEÇ(in)SİNLER.
İşte bu adamların (ve kadınların) her işi kendilerinin yapmalarına gerek yoktur. Ara sıra, yeni bir fabrika, yeni bir şirket gerektiğinde birileri onlar için bu imkanı yaratıverir. Özelleştirme denilen de budur. Sermayenin siyasetteki memurlarınca icra edilen 'al sana fabrika, ben yaptım, sen işlet' faaliyetinin kibar adı özelleştirmedir. 'İşçileri atma işini de ben üstlenirim' taahütü ise bizzat bu memurların iş güvenliğidir. Ne tuhaf, değil mi? Birilerinin iş güvenliği, başkalarının iş güvensizliği oluveriyor.
Bu tuhaflık bu düzenin icabıdır. Sağ gösterip, sol vurma onun tabiatıdır. Daha geçen gün Maliye Bakanı Mehmet Şimşek "... doğrusunu yaptığımızı düşünüyoruz. Vatandaşın parasını çarçur etme gibi bir lüksümüz yok. Vatandaştan aldığımız vergileri yerinde kullanmamız gerekiyor" demedi mi?
Adeta özelleştirme eleştirisi! Öyle ya, vergilerle kurulmuş halkın fabrikasını sermayeye peşkeş çekme, bizzat vatandaşın parasının çarçur edilmesi değil midir? Biliyoruz, Şimşek onu demek istememiştir; onun derdi işçileri süründürmeye meşruiyet yaratma.
Peki, “... hükümetimizin varsa bir hatası özelleştirme sonrasında ortaya çıkan, açıkta kalan işçilerimize karşı merhamet göstermesi. Eğer bir hata varsa o da merhametli olunmasından kaynaklanıyor” lafına ne buyrulur?
Herkesin merhametsizliğin timsali olarak gördüğü 4(W)C uygulamasını Şimşek bey merhamet gösterisi olarak yorumluyor. Bütün bunları nerede söylediği de ilginç: 'KDV İadesi Risk Analizi Projesi'ni tanıtırken!
Şimşek ve cemaati Tayyip Erdoğan tarafından 4(W)C’yi çalışmaya memur edildi. TEKEL direnişinin haklı taleplerini bir başka 'Risk Analizi Projesi'ne dönüştürdüler anlayacağınız. Bu riskli projeyi bu hafta sonu sıcak odalarında çalışacaklarmış.
Projeleri sevmem; risk alındığına ise eminim.