Google Play Store
App Store

Her dönemde her koşulda müzik toplumun dili ve ruhu olmanın gerekliliklerini yerine getirir. AKP’nin yarattığı nefret dolu dili güncel müzik tarzlarında görmek de bunun göstergelerinden biri.

#Dinlemiyoruz ama bu dili üreten muktedire de direnmiyoruz

Recep Yılmaz - Yönetmen, Müzisyen

Müzik her ne kadar her dönem belirli koşullarda toplumsal durumlara göre değişiklik gösterse de özellikle Türkiye gibi ülkelerde müziğin hâlâ büyük oranda “eğlencelik” olarak algılanması kolay kolay değişmiyor, değiştirilmiyor. Ancak müzik salt bir eğlencelik mi? Tabii ki de hayır. Ancak bu kabuldeki inat, ciddiye almaktan kaçış ve kabullenemeyişin yarattığı keşmekeş, aslında toplumun ürettiği bir şartlı refleks.

Müzik ne kadar reddedilse de toplumun akan kanında dolaşan bir etken maddedir. Bunu Anadolu’dan kopup gelen türkülerde de onların Batılı düzenlenmiş hallerinde de hissedebilmek hep mümkündür.

Her dönemde her koşulda müzik toplumun dili ve ruhu olmanın gerekliliklerini yerine getirir. AKP’nin yarattığı nefret dolu, kadın düşmanı dili güncel müzik tarzlarında görmek de bunun göstergelerinden biridir mesela. Aynı saldırgan, güç âşığı, içinde bulunduğu topluma düşman dille, bu kez ithal edilmiş arka planlar ve autotune ile düzenlenmiş vokallerle Top10 listelerinde denk gelebiliyoruz. Benzerlik yalnızca olumsuz şekilde gerçekleşmiyor tabii. Buradan yola çıkarak, yine toplumun büyük bir kısmının sesi olma yoluna çıkmış bir mücadeleden de bahsetmek istiyorum.

Listenary isimli sosyal medya oluşumunun başlattığı “#Dinlemiyoruz” hareketi. Temel olarak, kadın bedenini metalaştıran, kadına yönelik her türden şiddeti teşvik eden “eserleri” ve bunların üreticilerini desteklememe kararı ile başlayan bu hareket, sonrasında bizzat bu üreticiler tarafından gelen saldırılar, buna karşı platforma sahip çıkan dinleyiciler ile daha da büyüdü ve şu an aslında müzikte gerçekten tartışılması gereken bir hareket haline geldi.

KADIN DÜŞMANI SÖZLERE BİR TEPKİ

Aslında bir boykot hareketi olmasından dolayı etik olarak da bir tartışma açmış olsa da gelişen boykotun toplumun bir kesimini ötekileştirmek ya da “cancel kültürü” de denilen sosyal olarak bitirmeye yönelik bir hamle olmadığı baz alınırsa etik olarak sanatın özgürlüğüne bir müdahalede bulunduğunu en azından ben düşünmüyorum. Sanatın özgürlüğü ve bağımsız üretim kadın bedenine saldırı, tecavüz övücülüğü ve pedofili gibi herhangi bir koşulda asla kabul edilemeyecek konularda teşvik oluşturuyorsa yasak ya da engelleme oluşmasının da zararlı olduğu iddiasını da pek kabul etmek doğru değil. Aksine, kadınları-çocukları bilinç düzeyinde, kulak mesafesinde de olsa koruyacak bir müdahale, bu konulardaki toplumsal bilince bir katkı olabilir.

Tekrar hareketin özüne dönecek olursak, sadece #Dinlemiyoruz etiketli sosyal medya paylaşımlarına biraz göz atabilirseniz bile bu sorunun aslında ne kadar farklı bir boyutta olduğunu fark edebilirsiniz. Şarkı sözleri gösterilip “bunları silecek misin, yoksa para kazanmaya devam mı edeceksin?” gibi sorularla bu üreticileri sorumlu tutmak önemli bir yaklaşım olsa dahi muhatap olan şarkıcılardan gelen cevaplar maalesef şarkıların içeriklerinden bile daha korkutucu olabiliyor. Hatasını kabul edip şarkısını kaldıracağını söyleyenler bile kendi sözlerini değil de sorumlu tutulmayı suçlu gösterme peşinde koşuyor. Daha da korkutucu tarafı ise bu çoğu rap müzik yapan şarkıcılardan, hayranlarından ya da yapımcıları tarafından gelen “Söylemiş de sanki gerçekte yapmış mı?”, “Size ne insanların bahsetmek istediği konulardan”, “Ben metaforda bulundum, sanki cinsel saldırıda mı bulundum” gibi cümlelerle yapılan savunmalar.

TÜM DÜNYANIN SORUNU OLARAK KANZİ NESLİ

Bunların çözümü tabii ki sadece bu üretimlerin yapımcıları ya da üretenler değil. 22 yıldır süregelen AKP iktidarının kadın düşmanı politikalarıyla da mücadele etmekte olduğunu gerçeği ile bugüne kadar bu sayfalarda sürekli bahsettiğimiz kültür sanata olan AKP müdahalelerinin de örtüştüğünü görüyoruz. Artık şehrin tarih bilincinin yok edilmesiyle oluşan Espressolab’larda oturup “kanki terörörö” diyerek konuşan, politik bilinci ense tıraşının üstüne geçemeyen, kültürel olarak da bu müzikleri tüketen bir genç neslin oluştuğu gerçeğini es geçemeyiz.

Tabii sorun yalnızca Türkiye ve AKP ile de sınırlı değil. Bu dilin baskın olduğu müzik türü olan trap şu anda dünyada bir fenomen. Benzer bir dil ve kültür yaratımı bambaşka dillerde ve coğrafyalarda hemen hemen aynı ritim ve imajlarla süregidiyor. Müzikte kimi akımların bazı dönemlere hâkim olması çok doğal. Hiç bitmez denilen Diskoyu 1980’lerde Metal süpürdü. Sonra bir anda siyah deri ceketlere renk geldi ve 1990’lar Punk’la geçti. Bu dönem de tüm dünyada trap vb müzik revaçta. Ancak müzikle de gelişen bir kültür var. Belki çok daha uzun bir başka yazının konusu olsa da sonuçta bu enternasyonal nefret dilini belli bir ritim ya da enstrüman üretmiyor. Eğer ki bu şarkıların dillendirdikleri bir siyasal dönüşümün sonucuysa, bu da Türkiye ile sınırlı olmayan bu çağın sosyo-ekonomik düzeni ile ilgili. Sınırları aşan bir çürümenin getirisi.

Ancak biz kendi kapımızın önünü süpürecek isek sosyal medya üzerinden değil, hayata müdahale edecek sisteme karşı sokakta verilecek bir mücadele ile belki de bu ve sonraki neslin kurtarılması mümkün olacaktır. Bu müzik adı altında dinlenilen ürünler üzerinden yapılanın bir yandan da toplumun çürümüşlüğünün kültür sanata empoze edilmeye çalışılması olduğu gerçeğin de es geçmemek lazım. Buradan da yola çıkarak, açıkçası sosyal medyada ortaya çıkan Dinlemiyoruz tepkisinin bu durumun sonunu getireceğini düşünmesem de popüler gündem anlarında büyük bir reaksiyon alanı oluşturmasından dolayı da desteklemenin bu toplumdaki her yurttaşın sorumluluğu olduğu gerçeğini de vurgulamak istiyorum.

Müzik yapıyoruz kisvesiyle oluşmuş “bu yapı gerçekten hayret uyandırıcı” diyerek çok basite indirilebilir ama aslında bunun hiç de şaşırtıcı olmayan temel sebebi Sarayın alttan destekleyerek oluşturmak istediği erkek egemen; bozuk eğitim sisteminden çıkmış; düşmanı muktedir değil kadın, çocuk ve toplum olan; AKP ve Saray ile derdi olmayan bu bireylerin oluşumundaki politikaları eleştirmek başka bir alternatifini üretmeye ve desteklemeye çalışmak gerekli.