Google Play Store
App Store

Son aşamada alınan bir diploma gerçekse ona giden yol meşru mudur? Peki, diplomaya giden basamaklarda kaçı sahteydi?

Makale başına teşvik veren sistemler, para karşılığı dağıtılan konferans belgeleri, sahte hakemlikler, jürilere yapılan ayarlamalar, alakasız kişilerin isimlerinin eklenmesiyle yazılan makaleler… Bilimin dilini kullanan ama bilimle ilgisi olmayan tuhaf tuhaf kopyalar… Sahte olmayan bir diplomayı almak için geçilmesi gereken o “resmi” basamakların kaç tanesi bilime, kaç tanesi şekle ve gösterişe hizmet ediyor?

Bugün şaşkınlıkla soruluyor: “Bir insan aynı anda nasıl üç doktora yapabilir?” Oysa daha dün, bilim adına nice düzmece yayın yapan sahtekârları “yılın en üretken bilim insanları” diye pazarlayanlar – örneğin, Orhan Bursalı gibi gazeteciler -  dolaylı da olsa, bu sistemin Pazarlama ve Halkla İlişkiler sorumlularıydı.

Bu düzeni mümkün kılanlar yalnızca bireyler değil, teşvik sistemleriyle akademiyi piyasalaştıran kurumlardır. Erdal İnönü ve Tosun Terzioğlu’nun başlattığı “makale başına teşvik” modeli, araştırmacılara “yaz ve kazan” mesajı vermiştir. Makale karşılığı para teklif etmek, düşünce emeğini genelev mantığına indirgemektir. Bunu söylemek ağır ama gerçektir.

Bugün üniversiteler, fikirlerin çatıştığı ve bilgi üreten kurumlar olmaktan çıkmış; özgeçmiş simsarlarının, unvan tacirlerinin pazarına dönüşmüştür.

Nasreddin Hoca bazen düzenin çelişkilerini ifşa eden öncü bir militandır. Halkın içinden gelen, ama Marksist akılla yoğruluş bir figürdür. Diploma konusunu bize anlatsın:

EŞEĞİN BRİFİNGİ

Bir gün Nasreddin Hoca’yı köyün meydanında yakalamışlar.

Hoca, senin eşek aynı anda üç ayrı yerde görüldü, doğru mu bu iş?

Evet, doğru, demiş hoca. Eşeğin biri doktora yapıyordu, biri makale yazıyordu, öbürü konferansa katılıyordu!

Yahu, aynı eşek nasıl olur da üç işi birden yapar!

Olur, parası verdiyse yapar! Hele bir de teşvik alıyorsa, dört yere bile yetişir.

Orada bir köylü dayanamamış:

Ama hoca, bu işlerde bir gariplik yok mu? Herkes diploma alıyor, profesör oluyor, ama okuma yazma hala yerinde sayıyor?

Evlat, kâğıt doğruysa kimse kâğıdın üzerine ne yazdığına bakmıyor. O yüzden herkes diplomasını gerçek sanıyor ama yolun sahte olduğunu fark eden yok.

Bir başkası atılmış:

Peki, bu işe kim dur diyecek?

Belki bir gün eşeklerin bile utanacağı bir devir gelir de insanlar dur der… Ama o vakte kadar, eşekler hala kürsüde brifing verir, insanlarsa not tutar!

EŞEĞİN DOKTORASI

Bir gün Nasreddin Hoca, köy meydanında elinde bir tomar kâğıtla çıkmış, minber gibi bir yere tünemiş. Eşeği de yanına almış.

Ey ahali, demiş Hoca, MÜJDE! Eşeğim doktorasını bitirdi!

Millet toplanmış, şaşkınlıkla bakıyor. Birisi dayanamamış:

Hoca, olur mu öyle şey? Eşek doktora yapar mı hiç?

Neden yapmasın? Makalesini ben yazdım, konferansa ben götürdüm, jüriye de biraz saman bıraktım… Geriye ne kaldı? Tez savunmasında sadece anırdı, jüri de “özgün katkı” saydı.

Bir diğeri sormuş:

E, peki, ne üzerine doktora yaptı bu eşek?

“Yük Taşımanın Ontolojik Temelleri ”

Uygulamalı mı?

Hem de bizzat sırtında!

İyi de Hoca, bu diploma neye yarar?

Vallahi demiş Hoca, bazı üniversitelerde bölüm başkanı olur, bazı dergilerde editor. Hatta biraz zorlarsa TÜBİTAK jürisine girer!

Köylüler kahkahaya boğulmuş. İçlerinden biri dayanamayıp sormuş:

Hoca, bu sistem böyle giderse ne olur?

Hoca sakalını sıvazlamış:

Ne olacak? Bir gün gerçek ilim sahipleri, eşeklere diploma verenlerden eğitim alır hale gelir. Ve o gün, diplomayı eşekler anırmayı müfredat yapar!

Eşeklerin kürsüye çıktığı bir yerde, halk ya sessizleşir, ya da devrim yapar. Ama bu pisliği ancak devrim temizler.