İnsanın kişisel tarihinde düğün kadar önemli kaç olay var ki? Öyle olunca da bu çok özel günü çevrendeki özel insanlarla paylaşmak istiyorsun.

2024’e geldik, dünya epeydir bir “küresel köy”. Her yer birbirine benzedi, gelenek görenek gevşedi… İyiydi, kötüydü demenin de anlamı yok artık. Böyle!

El ele tutuşup iki kişi nikâh memuruna gidenler de var, Hindistan’dan Antalya’ya gelip dünyanın dört bir yanından binlerce davetliyle eğlenerek evlenen de… Dünya bir köye dönüşünce gelenek görenek silikleşti belki, ama hepten yok olmuş da değil.

Bizim oralarda düğün daveti için biri görevlendirilir, ona “okuyucu” denirdi. “Okuyucu”, daveti, davet edilenin yakınlığına göre bir parça kumaş, havlu, sabun gibi hediye eşliğinde iletirdi.

Bu adet her yerde var. Giresun’da düğün davetlerine ilişkin eski bir yazıda okudum: “Davet mazruflarını götürmeye fakir veya istekli bir çocuk memur edilir. Bazı kimseler yemeni, horoz, koç gibi şeylerle davet edilir. Bu kimselerin gelen çocuğa bahşiş vermeleri ananevi bir usuldür.

Bartın’da da geleneksel düğün okuntusu “düğüncü” denilen kadınlar tarafından mani okunarak ve ailenin lakabı söylenerek yapılır, köylerde düğün okuntusu tavuklu börek ve helvayla yapılırmış.

İçinden her geçişte bizim oğlanlara Şu dağlarda postalımın değmediği yer yoktur, askerliğimi burada yaptım diye palavradan hava attığım Burdur’da da, “oku” dağıtılıyor, onu götürene “okuyucu” deniyormuş. Okuyucu daveti genellikle bir parça kumaş, gömlek veya havlu gibi tekstil ürünleriyle iletir, yakın akrabalara ise 2-3 metrelik elbiselik kumaşlar verilirmiş.

Kıbrıs’ta, bir arkadaş düğününde takı merasiminde gelinle damadın önünde yüzlerce insanın kuyruk oluşturduğuna tanık olmuştum. Damada “Hadi iyisin, köşeyi döndünüz” diye takılınca, “Yok be abi” demişti, “Biz de herkes davet edilir, herkes gelir, zarfa da 20 TL koyar en çok.

Bu yıl ocakta vefat eden Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı yöneticilerinden Halil Paşa, 2015’te yazdığı “Kıbrıslının düğün davetlerinden hikâyeler” başlıklı köşe yazısında; “eğer birinci derece akrabası, hastalıkta ve sevinçte, üzüntüde ve eğlencede yanında olacak kadar samimi bir arkadaşı ya da komşusu ise” sorun yok diyerek, Kıbrıs davetlerini şöyle anlatmıştı: “Bas üç-beş bin davetiye. Gece-gündüz deme, dere-tepe düz git, az gitme uz git, önüne gelene dağıt gitsin. Kimse de açıkta kalmasın. Ol mübarek düğüne davet almadı diye kimsecikler de şikayetçi olmasın!.. Son yirmi yıldır Kıbrıs’ta düğün davetleri o denli kitleselleşti ki. Nerdeyse bir düğün için iki bin davetiye basmak normalden sayılıyor.

Gözünün bile ısırmadığı biri “Gardaşcığım bizim oğlanı evlendiriyoruz” diye eline davetiye tutuşturunca içinden söylenirmişsin: “Ya, bekle; bekle da gelecem… Hiç gaçırır mıyım!

Her ne kadar epey benzeşseler de, düğünün de davetin de türlü halleri var. Bosna’da misal, damat adayı kız evine çağırılıp aile büyükleri tarafından tartılıyor. Sonra, şekerli kahve ikramı evlilik için kabul, sade ise reddedildiği anlamına geliyor.

Dünya bir “küresel köy”e dönüştü ya, artık bu işi organizasyon şirketleri yapıyor. ABD’den, Çin’e ve Rusya’ya kadar da hemen her yerde ortalama davetli sayısı 100 civarında oluyormuş. Eş, dost, arkadaş, yakın akraba...

Hepsi aynı olacak değil tabii. Davetiyesini alıp Meclis’e giden, dünyaları ve dünya görüşleri, herhalde, bambaşka olanları bile davet edenler de oluyor. “Seninle görüşmem” diye kapıdan çeviremiyorsun. Can ciğer kuzu sarması fotoğraflar veriyorsun, mecbur!

Neyse, düğün nasıl olursa olsun, davetiye nasıl gelirse gelsin, hatta isterse gelmesin, bize düşen mutluluk dilemektir!