Google Play Store
App Store

FIFA’nın Trump’a verdiği yeni “barış ödülü”, onun egosunu okşamaya yönelik zavallı bir jestten ibaret. 2026 Dünya Kupası ise, sporun siyasete boyun eğmesinin şimdiye kadarki en kötü örneklerinden biri olmaya doğru ilerliyor.

Dünya Kupası Trump’ın oyuncağı olmamalı
Fotoğraf: Depo Photos

Dave BRANECK

2026 FIFA Dünya Kupası’nda sevilmeyecek çok şey var. Kuzey Amerika’nın tamamına yayılan, şişirilmiş, kırk sekiz takımlı bir turnuvayı, en iyi koşullarda bile hakkıyla organize etmek zor. FIFA’nın taraftarları açıktan soyarak bilet fiyatlarını binlerce dolara çıkarması da işin özünde bunun çirkin bir para kapma operasyonu olacağını garanti ediyor. Ama taraftarları bekleyen dertler bununla sınırlı değil: ABD’nin göç rejimi, ülkenin kentsel alanlarında dolaşan Ulusal Muhafız birlikleri ve Donald Trump’ın keyfine göre maçların oynanacağı şehirleri değiştirme tehditleri… Dünyanın en büyük spor organizasyonu, tarihindeki en otoriter fonlardan biriyle sahne alacak.

FIFA Başkanı Gianni Infantino, ev sahibi ülkedeki bu kaygı verici gelişmelere, dünyanın dört bir yanındaki otokratlara karşı verdiği tepkinin aynısını veriyor: utanmazca, omurgasız bir yalakalık. Trump’ın kendisine atfettiği nitelemeyle “futbolun kralı”, ABD başkanına o kadar yanaştı ki, neredeyse Trump’ın üstüne oturmayan o kötü kesimli ceketine birlikte sığmaya çalışacaklar. Infantino, bu filizlenen “bromance”i, Trump’a “FIFA Barış Ödülü”nü vererek taçlandırdı: tam anlamıyla “meşru bir devlet adamlığı göstergesi” ve kesinlikle Nobel Barış Ödülü alamadığı için gönlünü almaya yönelik uydurma bir ödül değil (!).

Trump’ın otoriter savruluşu ve FIFA’nın yalakalığı hakkında dünyanın dört bir yanında yorum yapılmasına rağmen, hızla yaklaşan turnuvaya yönelik ciddi bir itiraz dalgası yok. Katar 2022 Dünya Kupası’na eşlik eden protestoların yanına bile yaklaşan bir tepki görülmedi. Bu tablo karşısında taraftarların, berbat bir Dünya Kupası oyunu tamamen tanınmaz hâle getirmeden önce güçlerini ortaya koyması gerekiyor.

TRUMP SON FAİL

Bu turnuvalar, sporla imaj aklama (sportswashing) ders kitabına girecek örnekler ve 2022’deki Dünya Kupası yaklaşan turnuvadan çok daha fazla eleştirildi. Aynı şekilde, 2034 Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparak bu süreci taçlandıracak olan Suudi Arabistan’ın sporun neredeyse tüm alanlarını ele geçirme hamlesi de ciddi tepki gördü. Oysa şimdi, gerçek bir karşı koyuş yerine, turnuvayı çevreleyen hâkim hava sadece “ya bu ne rezillik!” minvalinde hafif şaşkın bir kabulleniş. Trump’ın Infantino’ya bu kadar yakın olması, Dünya Kupası’nı bütünüyle kendi oyuncağıymış gibi hissettiriyor. Ve küresel ölçekteki anti-Trump hissiyatına rağmen, Almanya’daki barların, 2022’de olduğu gibi turnuva maçlarını göstermeyi reddedeceğini hayal etmek bile zor.

ABD, turnuvanın altyapısını inşa ederken binlerce göçmen işçinin öldüğü Katar değil. Ne de 2014 Soçi Olimpiyatları’na ev sahipliği yaptıktan hemen sonra Kırım’ı ilhak eden, 2018 Dünya Kupası’nı da saldırgan dış politikası ve hızla eriyen demokratik ve siyasi haklarına rağmen rahatça düzenleyen Rusya. Ama Trump yönetiminin sicili de yurtdışında keyfi bombalamalar ve ülke içinde ağır bir faşizm kokusu düşünülünce pek de pırıl pırıl sayılmaz. Ve Trump, Suudi spor aklama ustası Muhammed bin Selman’la kıyaslanmaktan endişe etseydi, muhtemelen Beyaz Saray’da veliaht prensle beraber kıkırdayarak gazeteci öldürmekten bahsediyor olmazdı.

İronik olan şu ki: dünyadaki en arsız devlet başkanlarının spora müdahalesiyle gösterdiği paralelliklere rağmen, Trump aslında kendi (ya da ülkesinin) itibarını spor üzerinden “aklama” meselesine pek aldırıyor gibi görünmüyor. Çoğu otoriter rejim, uluslararası itibarlarını parlatmak ve küresel spot ışıkları üzerindeyken olabildiğince “uslu” görünmek için spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmayı bilinçli biçimde kullanır. Trump ise, turnuvaya giderken nasıl göründüğüyle pek ilgilenmiyor gibi. Turnuva başladıktan sonra çok radikal bir şey yapması hâlâ düşük ihtimal, ama federal birlikleri Demokratların yönettiği kentlere konuşlandırmak ve maçların “ne yaptığını bilmeyen radikal sol manyaklar tarafından yönetilen” şehirlerden alınabileceğini söylemek, pek güven vermiyor. ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in, yabancı taraftarların gelmesini istediğini ama turnuvadan sonra “evlerine dönmeleri gerektiğini, kalmak isterlerse İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’le konuşmak zorunda kalacaklarını” söylemesi de öyle.

TARAFTARLAR ÇIKAR MI?

Trump ve Vance’in sert göç rejimi ve sürekli maskeli ICE ajanlarının insanları sınır dışı etmesi de pek “hoş geldiniz” havası yaratmıyor. Dünyanın pek çok yerinden taraftarlar, giderek daha acımasız ve otoriter hâle gelen bir ABD’yi ziyaret etmek isteyip istemediklerini tartma şansına bile sahip olamayacak. Turnuvaya katılan İran ve Haiti, vatandaşlarının ülkeye girişinin yasak olduğu ülkeler listesinde. Haiti, 1974’ten bu yana ilk kez Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanmış olsa da Trump yönetimi şimdiden taraftarlarının ABD topraklarında istenmediğini açıkça belirtmiş durumda; pek şaşırtıcı da değil, zira ABD’de Haitilileri insanlıktan çıkarmak, Trump’ın seçim kampanyasının temel taşlarından biriydi. İran Futbol Federasyonu Başkanı bile, tüm katılımcı ülke oyuncu ve görevlilerin vize sorunu yaşamayacağına dair verilen güvencelere rağmen, Washington DC’de yapılan kura çekimi için vize alamadı.

Infantino ve Trump arasındaki ilişki, FIFA’nın kasasını doldurmayı kolaylaştıran tesadüfi bir işbirliğinden ibaret değil. Infantino görünüşe bakılırsa “bağımsız bir politika dehası” olarak, Trump’la birlikte Mısır’daki Gazze barış görüşmelerine bile katılıyor. FIFA başkanı, Katar Dünya Kupası’na giden yılın büyük kısmını, ülkedeki iyi belgelenmiş insan hakları ihlallerine dikkatleri çekmek yerine bunları perdelemeye çalışmak ve kuşkucu küresel medyaya pembe bir tablo çizmekle geçirmişti. Şimdi maskeyi tamamen çıkarıp, Trump’ın ortaya attığı her saçmalığı gönülden sahipleniyor; turnuvaya aylar kala, ev sahibi şehirlerin Trump’ın kişisel kaprislerine göre değiştirilebileceği yönündeki benzeri görülmemiş öneriye dair ilk tereddütlerini bile geri çekmiş durumda.

Pek çok taraftar, Trump’ın seyahat yasakları ya da ABD’nin yavaş ve kısıtlayıcı vize prosedürleri nedeniyle turnuvaya gelemeyecek. Gelebilenler ise, Demokrat belediye başkanları ve valilerin Trump’ı yeterince kızdırmaması için dua etmek zorunda kalacak; yoksa Dünya Kupası maçları, Cumhuriyetçilerin yönettiği şehirlerde dev stadyum bulmanın en kolay yolu olduğu için, Güney eyaletlerindeki üniversite futbol stadyumlarına taşınabilir. Dünya Kupası ev sahibi ülkeleri içinde, yüksek hızlı trenle ülkeyi bir uçtan bir uca gezen tecrübeli taraftarlar, bu kez araba kiralamak ve önceki turnuvalarda maç biletlerinden pahalıya otopark parası ödemek zorunda kaldıklarında, “gerçek Amerika deneyimi” yaşayacak. Çoğu spor aklama projesi, en azından modernlik ve kamu yararı imajı vermek için biraz kamu altyapı yatırımı içerir. ABD, bununla bile uğraşmıyor.

Kaynak: jacobin.com

Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ