Dünyanın en zengin yedi milyarderinin tamamı medya baronu

Alan Macleod
Trump’a sadakatiyle tanınan ve CIA ihaleleriyle bilinen Larry Ellison’ın CNN’i satın almasının an meselesi olduğu konuşuluyor; bu da dünyanın en zengin ikinci şahsının medya alanındaki son hamlesi anlamına geliyor. Ancak Ellison yalnız değil. Bugün dünyanın en zengin yedi isminin tamamı, dünyanın neyi görüp okuduğunu ve duyduğunu kontrol eden güçlü medya baronları konumunda. Bu durum, toplum üzerindeki oligarşik denetimin yeni bir evresine işaret ederken, özgür ve bağımsız basına ve fikir çeşitliliğine vurulan yeni bir darbe niteliği taşıyor.
MEDYA TEKELİ
Ellison’a ait bir şirket olan Paramount Skydance, dev film ve televizyon stüdyolarını, HBO Max ve Discovery+ gibi yayın platformlarını, DC Comics gibi markaları ve HBO, TNT, Discovery Channel, TLC, Food Network ve CNN gibi TV kanallarını bünyesinde barındıran Warner Brothers Discovery’yi satın almak için en güçlü aday konumunda. Bu avantajda başlıca etken, Ellison’ın, nihai onayı vermek zorunda olacak olan Başkan Trump’a yakınlığı.
Ellison, Trump’ın sevmediği öne sürülen CNN sunucuları ve içeriklerinin tasfiyesi konusunda üst düzey Beyaz Saray yetkilileriyle hâlihazırda görüşmeler yaptı; bu isimler arasında sunucular Erin Burnett ve Brianna Keilar da bulunuyor. Kanalın siyasi çizgisini tamamen yeniden şekillendirmeye dönük bu isteklilik, onu Beyaz Saray’ın Warner Brothers Discovery için tercih ettiği alıcı hâline getirdi. Öyle zengin ki, bu satın almayı nakit olarak yapabileceği söyleniyor.
Serveti dudak uçuklatan 278 milyar dolara ulaşan Ellison, son dönemde adeta bir medya alışverişi çılgınlığına girmiş durumda. Bu yılın başlarında, Skydance’in bir başka dev medya grubu olan Paramount Global’i satın alması için gerekli finansmanı sağladı. Paramount; CBS, BET, MTV, Comedy Central, Nickelodeon, Paramount Streaming ve Showtime gibi markaları kontrol eden bir dev.
Larry’nin oğlu David, CBS News’in CEO’luğuna getirilir getirilmez kanalın siyasi çizgisini keskin biçimde değiştirmeye girişti; çalışanları görevden aldı, kanalı Trump yanlısı bir çizgiye doğru itti ve kendisini “Siyonist fanatik” olarak tanımlayan Bari Weiss’i genel yayın yönetmeni yaptı.
Ellison ailesi ise işini burada bırakmaya pek niyetli değil. Eylül ayında Başkan Trump, TikTok isimli sosyal medya platformunun Ellison’a ait teknoloji şirketi Oracle’ın başını çektiği bir Amerikan konsorsiyumuna zorla satılmasını öngören bir teklifi onaylayan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.
Planlanan düzenlemeyle Oracle platformun güvenliği ve işletmesini denetleyecek; böylece dünyanın en zengin ikinci kişisine, otuz yaş altı Amerikalıların yüzde 60’ından fazlasının haber ve eğlence için kullandığı bir platform üzerinde fiili kontrol verilecek. Trump, platformun Oracle’ın kontrolüne geçmesinden son derece memnun olduğunu söyledi ve “Amerikalara ait, çok sofistike Amerikalara” diyerek bu durumdan övgüyle bahsetti. Milyarder David Ellison, Trump’ın onayıyla CBS’i satın aldı. Babası Larry Ellison – İsrail ordusunun ABD’deki en büyük finansörü – bu hamleyi destekliyor. Bari Weiss ise haber merkezini baştan şekillendirmek üzere. Medya bağımsızlığı adeta yaşam destek ünitesine bağlı durumda.
MİLYARDER KUŞATMASI
Ellison ailesinin aniden medya ve iletişim dünyasına dalması birçok kişiyi şoke etti; üst düzey medya figürleri alarm zillerini çalmaya başladı. Uzun yıllar CBS News sunuculuğu yapan Dan Rather, “Dev milyarderlerin neredeyse bütün ana haber kuruluşlarının kontrolünü ele geçirmesi hepimizi endişelendirmeli” uyarısında bulundu. CBS News çalışanları için özellikle zor bir dönem yaşandığını söyleyen Rather, Trump yanlısı yayın yapma baskısının arttığını belirtti ve “Ellison ailesi CNN’i de satın alırsa, bu CNN’i sonsuza dek değiştirir ve CBS News için de çok ciddi bir başka darbe olabilir” değerlendirmesini yaptı.
Rather haklı. Tarihin hiçbir döneminde milyarder sınıfının iletişim araçlarımızı bu kadar hızlı ve kapsamlı biçimde ele geçirdiğine tanık olmadık. Bu durum, ifade özgürlüğü ve görüş çeşitliliği hakkında ciddi sorular doğuruyor. Bugün dünyanın en zengin yedi isminin tamamı büyük medya baronları; bu da onlara medyaya ve kamusal tartışma alanına olağanüstü bir kontrol imkânı sağlıyor, gündemi belirlemelerine ve hoşlarına gitmeyen söylemleri bastırmalarına olanak tanıyor. Buna, kendilerine ve şirketlerine yönelik eleştiriler, içinde yaşadığımız ekonomik sisteme dair sorgulamalar ve ABD ile İsrail hükümetlerinin icraatlarına yönelik tenkitler de dahil.
480 milyar doların üzerinde bir servete sahip olan Elon Musk, tarihin en zengin insanı konumunda ve önümüzdeki on yıl içinde dünyanın ilk trilyoneri olması bekleniyor. Musk, 2022’de yaklaşık 44 milyar dolarlık bir anlaşmayla Twitter’ı satın aldı. Güney Afrika doğumlu teknoloji patronu, platformu kendi aşırı sağcı siyasetini ilerletecek bir araca dönüştürmek için kolları sıvadı. Örneğin 2024’te Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu devirmeye yönelik bir girişimin propagandasında kilit bir rol oynadı, ülkenin seçimleri hakkında yanlış bilgiler yaydı ve hatta Maduro’yu ünlü Guantánamo Körfezi hapishanesinde bir gelecekle tehdit etti.
Musk, yapay zekâ sohbet botu Grok’un, kullanıcılara daha muhafazakâr yanıtlar vermesi için defalarca yeniden yazıldığını da alenen duyurdu. Bunun sonuçlarından biri, Grok’un Adolf Hitler’i öven ifadeler üretmeye başlaması oldu.
Musk geçen yıl Jeff Bezos’u geride bırakarak dünyanın en zengin insanı oldu. Amazon’un kurucusu ve CEO’su Bezos da tıpkı Musk gibi medyaya ciddi yatırımlar yaptı. 2013’te 250 milyon dolar ödeyerek The Washington Post’u satın aldı ve kısa süre içinde gazeteye etkisini hissettirmeye başladı; sistem karşıtı yazarları kovdu, savaş yanlısı köşe yazarlarını işe aldı. Bu hamle, Business Insider’da (şimdiki adıyla Insider) azınlık hissesi satın almasından sadece birkaç ay sonra geldi.
Bir yıl sonra, 2014’te Amazon neredeyse 1 milyar dolar ödeyerek aylık yaklaşık 7 milyon yayıncıya ev sahipliği yapan canlı yayın platformu Twitch’i satın aldı. Amazon’un ayrıca MGM film stüdyosu, sesli kitap platformu Audible ve film veri tabanı sitesi IMDB gibi geniş bir medya portföyü bulunuyor.
Fransız milyarder Bernard Arnault ise ülkesinin medya sektörünün büyük bir bölümünü satın almaya koyuldu. Lüks tüketim devi Louis Vuitton Moët Hennessy’nin (LVMH) başkanı ve dünyanın en zengin yedinci insanı olan Arnault, Le Parisien ve Les Echos gibi günlük gazeteler, Paris Match ve Challenges gibi dergiler ve Radio Classique gibi mecralardan oluşan bir medya imparatorluğunun tepesinde oturuyor.
İlk yediyi tamamlayan diğer üç isim ise servetlerini öncelikle medya imparatorluklarına borçlu. Google’ın kurucu ortakları Sergey Brin ve Larry Page’in ortak serveti yarım trilyon doları aşıyor. Google bugün yüksek teknoloji ekonomisinin hâkim gücü olmasının yanı sıra, 2006’da 1,65 milyar dolara satın aldığı YouTube ile sosyal medyanın da başat oyuncularından biri. Amerikalıların yüzde 35’i haber kaynağı olarak öncelikli şekilde bu video platformunu kullanıyor.
Mark Zuckerberg ise 203 milyar dolarlık servetini Facebook, Instagram ve WhatsApp dâhil sosyal medya ve teknoloji girişimlerine borçlu. YouTube gibi, Zuckerberg’in şirketleri de günümüz haber ekosisteminde büyük aktörler: Amerikalıların yüzde 38’i Facebook’u, yüzde 20’si Instagram’ı, yüzde 5’i ise WhatsApp’ı haber ve görüşlerini takip etmek için kullanıyor.
MAGA SÖZCÜLERİ
Bu zenginlerin birçoğu, Cumhuriyetçi politikaları desteklemek ve muhafazakâr bir dünya görüşünü yaymak için Başkan Trump’la güçlerini birleştirmiş durumda. Bunların başında, CBS News’te “tarafsız” yayın ve “daha çeşitli ideolojik perspektifler” vaat ederek -ki bu, yaygın biçimde sağa ve Trump yanlısı bir çizgiye kayış olarak yorumlandı- köklü bir değişim başlatan Ellison ailesi geliyor.
Larry Ellison son derece muhafazakâr görüşlere sahip ve Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçılarından, aynı zamanda Trump’ın yakın bir sırdaşı. Bir Trump iç çevre mensubu, onun etkisini vurgulamak için Ellison’dan “Amerika Birleşik Devletleri’nin gölge başkanı” diye bahsetti.
Musk da elbette Twitter’ı alenen muhafazakârların hâkim olduğu bir platforma dönüştürdü ve Trump’ın kabinesinin gayriresmî bir üyesi olarak, fiilen “Hükümet Verimliliği Bakanlığı”nın başına geçti.
Zuckerberg ise platformlarını MAGA hareketiyle uyumlu hâle getirmek için bir dizi adım attı; bunlar arasında, çoğunlukla liberal siyasetle ilişkilendirilen doğruluk kontrolü ekibini kovmak ve “ifade özgürlüğü” dediği şeyi önceliklendirmek de var. Meta CEO’su, içerik denetleme ekiplerinin Kaliforniya’dan, “ekiplerimizin önyargısı konusunda daha az endişe olan” Texas’a taşınacağını açıkladı.
Zuckerberg, Meta’nın küresel ilişkiler başkanı olarak görev yapan, Birleşik Krallık’ın eski Liberal Demokrat başbakan yardımcısı Nick Clegg’in yerine, George W. Bush’un başkanlık döneminde başkanın özel kalem müdürlüğünü üstlenen önde gelen Cumhuriyetçi Joel Kaplan’ı getirdi. Ayrıca, hiçbir ilgili deneyimi olmayan, Trump’a yakınlığıyla bilinen Ultimate Fighting Championship CEO’su Dana White’ı da Meta yönetim kuruluna atadı.
Bu hamlelerin çoğu muhtemelen Trump’ın, kendisini 2024 seçimlerinde “hileyle” koltuktan etmesi hâlinde Zuckerberg’i “ömür boyu hapse atmakla” tehdit etmesine bir tepki olarak yapıldı. Zuckerberg daha sonra Mar-a-Lago’da Trump ile görüştü ve Bezos ile diğer teknoloji patronlarıyla birlikte Trump’ın yemin töreni fonuna 1 milyon dolar bağışladı.
Bezos da The Washington Post’ta benzer adımlar attı ve gazetenin artık kapitalizm karşıtı görüşlere yer vermeyeceğini duyurdu. “Her gün iki direği savunan yazılar kaleme alacağız: bireysel özgürlükler ve serbest piyasa” diyen Bezos, farklı görüş arayanların bunları “internette bulabileceklerini” söyledi.
Bu, Bezos için keskin bir dönüş anlamına geliyordu; zira o bir zamanlar Trump’ı “demokrasi için tehdit” olarak nitelemişti. Oysa 2025 Ocak’ına gelindiğinde, Zuckerberg, Musk ve Arnault ile birlikte Trump’ın yemin töreninde arka sıralarda kendisine ayrılan yerden onu alkışlıyordu.
PENTAGON İHALECİLERİ
Dünyanın en zengin yedi insanının pek çoğunun yükselişinde belirleyici olan unsurlardan biri de ABD ulusal güvenlik aygıtıyla kurdukları yakın bağlar; birçok şirketleri, Pentagon ihalelerinden gelen gelirlerle palazlandı. Günümüz savaşları ve casusluk faaliyetleri, tanklar ve silahlar kadar yüksek teknoloji bilgisayar donanımlarına da dayanıyor. 2022’de Savunma Bakanlığı, Amazon, Google, Microsoft ve Oracle’a 9 milyar dolarlık bulut bilişim ihalesi verdi.
Bezos’un Amazon’u uzun süredir CIA ile yakın ilişkilere sahip; 2014’te ajansla 600 milyon dolarlık bir sözleşme imzalamıştı. Hem Google hem de Musk’ın uzay şirketi SpaceX ise kuruluşlarından bu yana Langley’yle iç içe geçmiş durumda.
CIA, Stanford Üniversitesi’nde Brin’in doktora tezine fon sağladı ve bu çalışmayı bizzat yönetti; bu çalışma daha sonra Google’ın temelini oluşturacaktı. Bir araştırmada belirtildiği gibi, “CIA dahil üst düzey ABD istihbarat yetkilileri, şirket resmen kurulmaya hazır hâle gelene kadar Google’ın ortaya çıkışını bu ön-lansman aşamasında yakından denetledi.” Öte yandan, Musk’ın servetini büyük ölçüde CIA ile yakın ilişkisine borçlu olduğunu söylemek de abartı olmaz. In-Q-Tel başkanı Mike Griffin, SpaceX’in doğumunda önemli rol oynadı; şirketin başından itibaren destek ve danışmanlık sağladı ve 2002’de Musk’la birlikte Rusya’ya giderek şirketi kurmak için ucuz kıtalararası balistik füze satın almaya çalıştı.
Griffin, Musk’ı CIA nezdinde sürekli övdü; onu uzay sanayisinin “Henry Ford’u” olarak nitelendirdi ve hükümetin tam desteğini hak ettiğini savundu. Buna rağmen 2008’e gelindiğinde SpaceX büyük sıkıntı içindeydi; Musk maaş ödeyemiyor, hem SpaceX’in hem de Tesla Motors’un tasfiye edileceğini düşünüyordu. Fakat Griffin’in de katkısıyla NASA’dan gelen beklenmedik bir 1,6 milyar dolarlık ihale, şirketi iflastan çekip aldı.
Bugün SpaceX bir dev. Ancak başlıca müşterileri hâlâ Hava Kuvvetleri, Uzay Geliştirme Ajansı ve Ulusal Keşif Ofisi gibi ABD devlet kurumları. Son dönemde Pentagon, nükleer bir savaşı kazanmak için de Musk’ın kapısını çaldı. SpaceX’in yan kuruluşu Castelion, Kuzey Amerika çevresinde dolaşan ve düşman nükleer füzelerini havada vurmak üzere tasarlanmış silahlı uydulardan oluşan bir ağ kuruyor. Başarılı olursa bu sistem, ABD’ye adeta zırh işlevi görecek, ülkenin dünyada misilleme tehdidiyle karşılaşmadan hareket etmesine imkân tanıyacak; bu da karşılıklı garantili imha dönemini fiilen sona erdirip gezegeni son derece tehlikeli yeni bir çağa sürükleyebilir.
İSRAİL’İ SİLAHLANDIRMAK VE DESTEKLEMEK
TikTok’u yasaklama girişimlerine öncülük eden eski kongre üyesi Mike Gallagher, yasa tasarısının ilk başta başarısız olduğunu ancak 7 Ekim 2023’ten ve İsrail’in eylemlerine yönelik küresel öfkeden sonra Kongre koridorlarında yeniden canlandığını, böylece Oracle liderliğindeki konsorsiyuma satışını zorunlu kılan yasa hâline geldiğini açıkladı.
Zuckerberg’in platformları Facebook, Instagram ve WhatsApp İsrail lehine bundan daha az kararlı bir yanlılık sergilemiyor. Daha 2016’da Facebook, sansür konusunda İsrail hükümetiyle işbirliği yapıyordu; Adalet Bakanı Ayelet Shaked, sosyal medya platformunun, Filistin yanlısı içeriklerin kaldırılması yönündeki taleplerinin yüzde 95’ine uyduğunu açıklamıştı.
WhatsApp ise kelimenin tam anlamıyla bir cephe hattı. İsrail ordusu, Gazze’de on binlerce kişiyi tespit ve hedef almak için Filistinlilerin WhatsApp verilerini kullanıyor. Meta’nın bu süreçte İsrail ordusuyla nasıl ve ne ölçüde işbirliği yaptığı belirsiz. Ancak, bugün Meta, Google, Amazon ve Microsoft’ta çalışan onlarca eski İsrailli casusun, yazılıma arka kapı yerleştirmiş olabileceği ya da verileri eski meslektaşlarına aktardığı yönünde iddialar var. 2022 tarihli bir MintPress araştırması, bu şirketlerde çalıştığı tespit edilen eski 8200 Birliği mensuplarının sayısının yüzleri bulduğunu ortaya koydu.
EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ EŞİTSİZLİK
Benzeri görülmemiş küresel eşitsizlik çağında yaşıyoruz. Musk, Ellison, Page, Brin, Bezos, Zuckerberg ve Arnault’dan oluşan bu yedi kişi, birlikte, insanlığın en yoksul yüzde 50’sinden – yani 4 milyardan fazla insandan – daha fazla serveti kontrol ediyor. Daha önce hayal dahi edilemeyecek bu servet dağlarına oturan bu isimler, başta medya kuruluşları olmak üzere varlıkları görülmemiş bir hızla satın almaya başladılar.
Milyarderler için basını ele geçirmenin üç temel faydası var: Birincisi, kendilerini ve sınıflarını medya denetiminden ve eleştiriden koruyorlar. İkincisi, kamuoyu tartışmalarını daha fazla sermaye dostu yasalara ve düzenlemelere doğru itmek için bir megafona sahip oluyorlar. Üçüncüsü ise, sahip oldukları mecraları kendi diledikleri davaları savunmak ve diğer siyasi gündemlerini ilerletmek adına kullanabiliyorlar. Burada bu üç işlevin de nasıl hayata geçtiğini gördük; kolektif olarak medyamız, daha muhafazakâr, Trumpçı ve İsrail yanlısı pozisyonlara doğru hızla kayıyor ve muhalif sesler sistemli biçimde dışlanıyor.
Demokrasi, özgür bir toplum ve kamuoyunun görüş çeşitliliğine erişim hakkı açısından sonuçlar son derece yıkıcı. Medya söz konusu olduğunda, zaten uzun zamandır yalnızca “seçenek yanılsaması” içindeydik. Ancak Amerikan ve küresel medyanın mülkiyetinin süper hızla birkaç kişinin elinde toplanması, bu sorunu daha da derinleştirdi. Bir zamanlar farklı görüşler arayan bireyler, bunlara ulaşmak için yalnızca internete yöneliyordu. Ancak özellikle İsrail/Filistin meselesinde muhalif görüşlerin sansürlenmesi arttıkça, bu yol da giderek tıkanıyor.
Kısacası, gezegenin süper zenginlerinin medya sistemimizi ele geçirmesi, milyarderlerin yalnızca kaynaklarımız üzerinde ciddi bir yük olmadığını, aynı zamanda açık bir toplum ve bilgi akışının özgürlüğü için de varoluşsal bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor.
Çeviri: Göksu Cengiz


