Dünyanın merkezine seyahat
Jules Verne’in 1864 tarihli anlatısı sizi yanıltmasın. Bir kere dünyanın merkezi yeraltında değil, yüzeyde; üstelik bir tane değil, çok sayıda. İnsan sayısı kadar dünyada merkezin olduğu söyleniyor. Merkezlere ulaşmak için zorlu bir yolculuk yapmanıza da gerek yok, yerinizden kalkıp yürümeniz yeterli. Rönesans’tan beri artık dünyanın merkezinden değil, sürekli yerlerinden edilen merkezlerinden söz ediliriz. Hümanizmin manifestosu olarak kabul edilen, Della Mirandola’nın yazdığı İnsanın Vakarı Üzerine (1486) adlı risalede tanrı insana şöyle seslenir: “Dünyada olan her şeyi daha iyi görebilmen için seni dünyanın merkezine koydum”. Geleneğin tanrıyı betimlemek üzere başvurduğu imge, merkezi her yerde, sınırı hiçbir yerde olan sonsuz küre, insana uygun hale getirilecektir. İnsanın bulunduğu her yer her an, sürekli değişen manzara merkezi haline dönüşür. Merkezler, manzara üreten bakış açılarıdır. Hümanizmin icat ettiği özne gördüklerini, doğrusal perspektifle inşa edilmiş estetik manzaralara çevirecektir. Estetik söz konusu olduğunda öznelliğin merkezindeyiz.
∗∗∗
Rönesans’ta tanrı insanı merkeze atarken kendi bakış açısını çoğaltmak istemiştir. Zira her özne tanrısal bir öz ile donatılmış. Özneye biçilen görev, görünürdeki karmaşanın altındaki tanrısal düzeni keşfetmektir. Çok merkezli bir dünya kulağa hoş gelebilir, fakat merkez hala tektir, merkez distribütörlükler vererek kendini çoğaltır. Özneler merkezin temsilcileridir. Despotlar da tanrının yeryüzündeki temsilcileri olduklarını iddia ettiklerinde yine kendi temsilciliklerini, öznelerini üreteceklerdir. Askıya çıkarılan yeni müfredat taslağı, merkezin distribütör eğitim programıdır. Amaç, her özneyi merkezin atadığı bir sömürge valisine dönüştürmek. Bir sömürge valisi olmayı reddeden ilk filozof Nietzsche’dir. Nietzsche’de Tanrının ölümü mutlak öznenin ölümü anlamına gelir ve aynı zamanda parçalanmış öznenin ortaya çıkışını da ifade eder. Merkezin ölmesiyle birlikte gücünü merkezden alan, sabit bir öze dayalı tutarlı özne de ölmüştür, fakat öznellik ölmez, parçalı olsa da hala merkezi konumunu sürdürmektedir. Öznellik söz konusu olduğunda estetiğin merkezindeyiz.
∗∗∗
Tanrı öldüğünden beri özne artık bir özün etrafında yapılandırılmış tutarlı bir yapı olma özelliğini yitirmiştir. Bu aynı zamanda öznenin merkezden kopması ve kendi özerkliğini ilan etmesidir. Bütünlüğünü sürekli yitiren ve tutarlı olmak için dağılan parçalarını birleştirmek zorunda kalan yaratıcı bir özne. Bir yaratım ürünü değil, aksine kendini yaratan biri. Ve bu parçalı oluş, başka bedenlerin parçalarını da hesaba katmayı gerektirir. Merkezini yitiren, fakat merkez olma özelliğini koruyan özne, artık kendini parçalarla durmadan inşa etmelidir ve bu, estetik bir eylemdir. Artık yapbozda olduğu gibi elinde bütünün verili bir şeması yoktur, parçaları kendi başına el yordamıyla birleştirmesi ve öngöremediği bütünü icat etmesi gerekir. Üstelik bedeninin parçaları başka bedenlerin parçalarıyla karışmış haldedir. Artık hayatta kalmak, mevcut parçalardan kendine bir beden inşa etmekle ilgilidir. Öyle bir beden inşa etmelidir ki başka bedenlerle bir arada yaşayabilsin ve yine de bireysel özelliklerini yitirmesin. Zor bir iş. Geçmişte estetik, uyumlu bir kompozisyon yaratmak, bedenlerin pürüzlerini, biricik niteliklerini törpüleyerek uyumlu bir yapı inşa etmek anlamına gelirken, şimdi anlamı değişmiştir. Parçalı öznelerin icat edeceği öznellikler, dikey doğrultuda bütüne boyun eğerek değil, yatay bir düzlemde, uyumsuz parçalar arasında yatay bağlantıların icat edilmesiyle ortaya çıkabilir. Bu, yeni bir estetiktir ve Prometeusçu değil, Hermesçi’dir.
Tanrılardan çaldığı kutsal ateşle yapıtını biçimlendiren, kutsal ateşi yapıtının özüne yerleştiren Prometeusçu sanatçı yerini, parçalar arasında henüz mevcut olmayan bağlantıları icat eden Hermesçi sanatçıya bırakır. Hermes, yolların, yolculukların, hırsızların, dilin, yazmanın, ilişki kurmanın tanrısıdır. Kahramanların kutsal merkezlere yaptıkları yolculuklar yerini, süfli parçalar arasında yapılan yolculuklara bırakmıştır. Hermesçi sanatçı yapıtını ne göğe ne de yeraltına yerleştirir, yüzeydedir, şeylerin arasında. Bir rizom gibi, bağlantılarını çoğaltarak iş görmektedir.


