Google Play Store
App Store
Dürüst oyunu koruyan Montella

Montella, kendi mesleki kurgusu üzerinden futbol adına bir başarı yarattı. Spordaki başarının karşılığı, istenilen başarıyı kazandıracak bir takım kurumsal olguların alanda uygulayıp istenilen sonucun almasıdır. Ve bunun temellinde değerler bütünlüğü vardır.

Bu tüm branşlar için geçerlidir.

Türkiye’de değerler üzerinden bir değerlendirme yapmak çok zor. Çünkü kime göre ve neye gör bu değerlendirme yapıldığına bakılır ki normatif feodal tepkime gün geçtikçe kabul görmektedir.

Değerler, insanın anlam dünyasıyla, anlam üretme kapasitesiyle ilişkilidir. Bu yaptığı iş ile de alakalıdır. Çünkü, yeryüzünde anlam üretme yeteneğine sahip tek varlık insandır. Arzu edilen, gereksinim duyulan, anlam barındıran her türlü söz, fikir, eylem ve eser toplumsal bir değer içerir.

Prensipler ise bir değerin davranışa dönüşmüş halidir.

Buradaki farklılaşma; bizim ile Montella arasında değer kavramına karşı tutumdan kaynaklanmaktadır. Çünkü Rönesans ve reformları yaşamış bir toplumdaki değerler tutumu, sosyal bilimlerin moral ölçülerden, değer yargılarından, bilimsel araştırmanın güvenilirliğine gölge düşürecek politik angajmanlardan uzak ve bağımsız olması gerektiğine ilişkin belirgin bir tutuma sahip olmasıdır. Bizler yöresel normatif katılık içinde kalmayı ve bireysel tutumundan ziyade hiyerarşik bir beklenti içinde durmayı benimseriz.

Rönesans ve reform süreci içindeki tüm sanatçılar ve tüm bilim insanları, değerler alanıyla bilim arasında keskin bir sınır çizgisi çizmişlerdi. Bizde ise iç içe geçmiş durumda.

“Ne gördüğüm gerçeği gizlerim, ne de onu apaçık söylemekten korkarım. Bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım…” diyen ve Engizisyon mahkemesinin kararı, 1600 yılında, Roma’da Campo dei Fiori meydanında yakılan Giordano Bruno’nun iradesinin ortay koyduğu ve her alanda geçerli olan prensipler silsilesi, özgür düşünce bağlamında doğru tavır alma tutumunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu bir kültür kodudur.

Salı günü oynanan İspanya maçında olduğu gibi; özgür bir bireyin kendi donanımları üzerinden inisiyatif alarak kendi prensipler üzerinden oynanan oyunda, sistem sadakati ve disiplin ile nasıl sonuç alınabileceğini gösterdi.

İtalya gibi bedel ödemiş İspanya’nın da hakkını vermek gerek.

Çünkü, İnsanlar, bir tarafın kazanması ve diğer tarafın kaybetmesiyle sonuçlanan etkileşim biçimleri yaratmışlardır. Futbol müsabakalarındaki rekabet yalnızca mücadele edenler için değil, tartışmasız bir şekilde, rekabet, diğer insanlar için daha iyisini sunmaktadır. Bu tür faydalar elde etme dürtüsü, yalnızca bir ödüllendirmeden ibaret olmayıp, rakiplerin başarılı eylemlerini de bağlıdır. İşte bu yüzden, rekabet futbolda iş birliği yoluyla kazanma meselesidir. Bu kültürel bir duruştur. İspanya ve Montella ile bu noktada ayrışmaktayız.

Ayrışma noktamız,  Montella’nın doğrularıyla birlikte İspanya’ya karşı duyduğu saygı, onu nasıl zorlayarak doğru tutumu almasına neden olmasına karşın; bizim normatif
ve feodal tepkilerimizden kaynaklanmaktadır.

Toplumsal normlara aykırı düşen, farklı ve beklenmedik davranışlar sergileyen kişiler genellikle sapkın olmakla suçlanırlar ve onlar için toplumsal denetim mekanizmaları harekete geçer. Hatırlarsınız, Arda’ya karşı Montella antrenman sırasında bir tavır aldı ve bunun içeriği bilinmeden Montella linç edilmeye çalışılmıştı… İşte bu tutum ayrışmanın en temiz ve en belirgin örneğiydi.

Son örnek ise, Ömer Üründül’den sonra da maçı yorumlayan teknik direktör Hikmet Karaman ile Montella’nın meslektaş olmalarıyla birlikte sahada ve ekrandaki tutumlarındaki farklılıklarda net göründü. Aynı meslekten olmasına rağmen, Hikmet Karaman’ın tıpkı Sergen Yalçın, Ümit Karan ve Necati Ateş gibi başarısızlık ve hata beklentisi içinde yorum yapma sürecinde gördük. Kültür kodlarından kaynaklanan tutum ve davranış farklılığı ayrışmanın temelini oluşturmaktadır.

Tabii bunun temelinde bu saydığım insanların görünen veya görünmeye bir insana veya bir merkeze itaati söz konusu olmasıdır.  Tarihi tecrübemiz, itaatin erdem sayılıp ödüllendirildiği, itaatsizliğin ise erdemsizlik addedilip cezalandırıldığına işaret eder. Bu yaklaşım modernitenin bireysellik, özgürlük ve rasyonelliğe karşı gelmesine rağmen az gelişmişlik üzerinden önemli bir çözüm mekanizmasıdır.

Bunun sonucunda, kimi TFF üzerinden, kimi yardımcı antrenörlük beklentisi üzerinden babalarına itaati ve kimi de iş bulma hevesiyle bu tutum içine girmektedirler.

Başarısı rahatsız ettiği gibi, başarısızlığı da en büyük beklentidir.

Yeni bir kadro ile bir sistem sadakati üzerinden oyun denemek ve sonuç almayı başarmak da bir değerdir. Kulübede çözüm odaklı yetenekli oyuncular olmasına rağmen bu tutumunda ısrar etmesi bir iradedir.

Tüm bunları mesleki formasyon içinde değerlendirmek tabii ki doğru olandır.

Adana’da 60 milyon TL vergi ödeyerek vergi rekortmeni olması-dürüst oyunu dürüst insanların koruyacağı bakımından bir değerdir.

Diren Montella!