Google Play Store
App Store

Yeni romanı Dolaşık Düğüm ile okur karşısına çıkan edebiyatçı Teslime Yılmaz, toplumun kadınlara dayattığı kalıpları ele aldı. Yılmaz, “İlham dediğimiz şey aslında insanın içinde biriken duyguların taşması” dedi.

El âlem ne der anlayışına karşı
Teslime Yılmaz (Fotoğraf: BirGün)

Mahir KANAAT

Şair ve yazar Teslime Yılmaz, yeni romanı Dolaşık Düğüm ile edebiyat dünyasına bir kez daha adım attı. Daha önce yayımladığı Zaman Alevi, 7 Şair 7 Duygu ve kolektif öykü kitabı Öykülerle Yolculuk ile tanınan Yılmaz, bu kez bir romanla okura seslendi. Romanında kadınların yaşamlarında karşılaştığı baskılara, toplumsal kalıplara ve “el âlem ne der” anlayışına karşı duran bir hikâye kurdu.

Yılmaz, Dolaşık Düğüm’ün merkezinde “sevmenin yasaklandığı bir dünyada kadın olmanın ağırlığı”nı işlediğini belirterek şunları söyledi: “Romanın konusu, aslında kadınların olduğu kadar erkeklerin de ayağına vurulan zincirlerle ilgili. Erkek egemen toplumda, erkek de bu düzenin içinde prangalanıyor. Bir sevda hikâyesinden yola çıktım ama mesele yalnızca aşk değil; toplumun bireye dayattığı sınırlar.”

Gerçek bir hikâyeden yola çıkarak yazdığı romanında, geçmişle günümüzü iç içe geçiren bir anlatı kurduğunu söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti: “Bir kadın ve bir erkek birbirini seviyor. Ancak kadının ailesi bu ilişkiye karşı çıkıyor. Çünkü erkek sevebilir ama kadın sevemez, sevgi onun için günah sayılır. Oysa erkeğin ailesi karşı çıkmıyor. Bu bile toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Hikâyede eskiye yönelik bir düşmanlık da var, o düşmanlık bugünü de şekillendiriyor. Ben geçmişle bugünü birleştirerek, bu zincirin nasıl kuşaktan kuşağa aktarıldığını anlatmak istedim.”

DAHA ÇOK YAŞANMIŞLIK

Yılmaz, romanın yanı sıra şiirin hayatındaki yerinden de söz etti. “İlham” değil “yaşanmışlık” yazdığını vurgulayan Yılmaz, “Benim şiirlerim gözlemden çok yaşanmışlıktan doğdu. İlham dediğimiz şey aslında insanın içinde biriken duyguların taşması. Yıllarca yaşadıklarımı yazıya dökemedim. Sonra fark ettim ki her dize bir hatıranın yankısıymış. Yazmak benim için bir tür arınma” dedi.

Uzun yıllar memur olarak çalıştığını, sanatla bağını hiçbir zaman koparmadığını anlatan Yılmaz, “Otuz yıl memuriyetin içinde şiir yazmak, beste yapmak kolay olmadı. Ama bu içimden gelen bir şeydi. Kimse ‘devam et’ demedi, ben yine de yazdım. Bazen iş yerinde mırıldanırken, arkadaşlarım ‘Bu türküyü kim söylüyor’ derdi. ‘Ben yaptım’ dediğimde şaşırırlardı. Sonra onların teşvikiyle bağlama kursuna başladım, Türk Halk Müziği Korosu’na katıldım. Üç yıldır da müzikle uğraşıyorum” diye konuştu.

Sanatın bir bütün olduğunu vurgulayan Yılmaz, müziğin şiirlerine yansıdığını şu ifadelerle belirtti: “Şiirlerimi yazarken melodiyi de hissederim. Önceleri var olan türkülerden etkileniyordum, sonrasında kendi melodilerimi oluşturmaya başladım. Artık bazı şiirlerim bestelenmiş durumda. Bir eserimi stüdyoda seslendirdim, imkânlar el verdikçe diğerlerini de paylaşacağım.”

YENİ KİTAP YOLDA

Yeni projeleri hakkında da konuşan Yılmaz, hâlihazırda “Hayriye’nin Hayalleri” adlı yeni bir kitap üzerinde çalıştığını söyledi. “12 Eylül döneminde geçen, hayalperest bir kız çocuğunun hikâyesini anlatıyorum” diyen Yılmaz, bu kitabında da toplumun kadınlara çizdiği sınırları ve bastırılan hayalleri merkezine aldığını belirtti.

İzmir Yazarlar Kooperatifi üyesi olan Yılmaz, dayanışma içinde üretmenin önemine de değindi. “Kooperatifimiz İzmir’in tek yazarlar kooperatifi” diyen Yılmaz, “Yedi yılı geride bıraktık. Otuz üyemiz var. Kitaplarımızı kendi emeğimizle basıyoruz, fuarlarda yer alıyoruz, etkinlikler düzenliyoruz. Tamamen dayanışma temelli bir yapı” şeklinde konuştu.