Google Play Store
App Store

Türkiye’de çalışma hayatına ilişkin tartışmaların son yıllarda neredeyse tek bir başlığa sıkıştığını görüyoruz: emekliler. Emekli aylıkları, EYT düzenlemesi, sosyal güvenlik sisteminin yükü… Kamuoyunda yapılan tartışmalarda sık sık emeklilerin sayısının arttığı ve sistem üzerinde baskı oluşturduğu dile getiriliyor.

Oysa çalışma hayatının gerçeklerine biraz daha yakından bakıldığında sosyal güvenlik sistemini zorlayan asıl sorunun emeklilerden çok daha farklı bir yerde olduğu görülüyor.

Türkiye’nin sosyal güvenlik sistemindeki en büyük sorunlardan biri kayıtdışı istihdamdır.

Bugün Türkiye’de çalışan sayısı yaklaşık 32 milyon. Kimi kaynaklara göre, bu çalışanların 8 milyondan fazlası kayıtdışı durumda. Başka bir ifadeyle Türkiye’de yaklaşık her dört çalışandan biri sosyal güvenlik sisteminin dışında çalışıyor.

Bu tablo yalnızca bir istatistik değil. Aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin neden sürekli finansman tartışmalarının odağında olduğunu da açıklayan temel bir gerçek.

KAYITDIŞININ SGK’YE MALİYETİ

Kayıtdışı çalışan milyonlarca kişi sistemin dışında kaldığında yalnızca çalışanların hakları zarar görmez. Aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin gelirleri de ciddi biçimde azalır. Yapılan hesaplamalara göre kayıtdışı çalışanların tamamı asgari ücret üzerinden dahi sigortalı gösterilse, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yıllık prim gelirine 1 trilyon lirayı aşan bir katkı sağlanabileceği ifade ediliyor. Başka bir ifadeyle sosyal güvenlik sistemi her yıl trilyon liralık bir prim gelirinden mahrum kalıyor. Böyle bir tabloda sistemin açık vermesi şaşırtıcı değildir.

SORUN SADECE SİGORTASIZLIK DEĞİL

Kayıtdışı istihdam denildiğinde çoğu zaman yalnızca sigortasız çalıştırılan işçiler akla geliyor. Oysa çalışma hayatında kayıtdışılık çok daha farklı yöntemlerle karşımıza çıkabiliyor. Bunlardan biri ücretin asgari ücretten gösterilmesi. Türkiye’de resmi istatistiklere bakıldığında çalışanların çok büyük bir bölümünün ücretinin asgari ücret civarında gösterildiği görülüyor.

DİSK Araştırma Merkezi’nin 2026 raporuna göre, Türkiye’de özel sektörde çalışan her iki işçiden biri asgari ücretle veya altında ücret alıyor (yüzde 46,7) ve toplamda asgari ücret çevresinde çalışanların oranı yaklaşık 8,9 milyon kişiyi buluyor. Bu durum asgari ücretin artık birçok işçi için ortalama ücret hâline geldiğini gösteriyor. Bir başka yaygın yöntem ise eksik prim günü bildirimi.

Bazı işyerlerinde çalışanlar ay boyunca çalışmasına rağmen SGK’ya daha az gün çalışmış gibi bildirilebiliyor. Bu durumda işveren prim maliyetini düşürürken çalışan ise gelecekteki emeklilik haklarından kayba uğruyor. Dolayısıyla kayıtdışılık yalnızca sigortasız çalıştırma şeklinde değil, ücretin düşük gösterilmesi ve prim günlerinin eksik bildirilmesi gibi yöntemlerle de ortaya çıkabiliyor.

KAYITDIŞININ FATURASI ÇALIŞANLARA

Kayıtdışı çalışmanın bedelini en ağır şekilde çalışanlar ödüyor.

Sigortasız ya da eksik bildirilen bir çalışan;

• Emeklilik hakkını riske atar.

• İş kazası ve meslek hastalığında güvencesiz kalır.

• İşsizlik sigortasından yararlanamaz.

• Kıdem ve ihbar tazminatı haklarını kaybetme riski yaşar.

Bu nedenle kayıtdışı istihdam yalnızca ekonomik bir sorun değil aynı zamanda ciddi bir sosyal adalet sorunudur.

ASIL TARTIŞILMASI GEREKEN

Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi üzerine yapılan tartışmalarda çoğu zaman emekliler hedefe konuluyor. Ancak rakamlar bize başka bir gerçeği gösteriyor. Sorun emekliler değil. Sorun milyonlarca çalışanın sistemin dışında kalmasıdır.

Eğer Türkiye kayıtdışı istihdamı ciddi biçimde azaltabilirse;

• Sosyal güvenlik sisteminin gelirleri artar.

• Çalışanların sosyal hakları güçlenir.

• Piyasadaki haksız rekabet azalır.

Kısacası sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği için asıl mücadele edilmesi gereken alan kayıtdışı istihdamdır. Milyonlarca çalışanın sigortasız, güvencesiz ve düşük ücretle çalışması, sadece sistemin gelirlerini değil, geleceğimizi ve adil bir çalışma hayatını da tehdit ediyor.

Bunun önüne geçmek için devletin denetim mekanizmaları güçlendirilmeli, cezalar caydırıcı hâle getirilmeli ve işverenler kayıtlı çalıştırmaya teşvik edilmelidir. Ancak o zaman sosyal güvenlik sistemi sürdürülebilir hâle gelir, hem çalışanlar hem de emekliler hak ettikleri güvenceleri elde eder.