Emirgan Sütiş
Geçen yıl Antalyalı bir dostum bana akıl danıştı: “İlyas, elime bir arazi geçti, burada kahvaltı, yemek vs veren bir yer açacağım. Nasıl
Geçen yıl Antalyalı bir dostum bana akıl danıştı: “İlyas, elime bir arazi geçti, burada kahvaltı, yemek vs veren bir yer açacağım. Nasıl olur bu işler?”
“Abi” dedim. “Ben anlamam bu konudan ama İstanbul’a yolun düşerse seni Emirgan’daki Sütiş’e götüreyim. Her soruna yanıt bulursun orada.”
Dostum güldü: “Kadir Topbaş’ın yerine mi? Yok kalsın. Ben ondan çok daha iyisini yaparım.”
Uzun zamandır BirGün’den başka gazete okumuyorum. Çoğu devletten ihale, şirketlerden reklam almak için çıkartılan paçavralar. Neredeyse her yazının arkasında bu korkunç samimiyetsizlik ve hastalıklı güç arayışı var. Günümüzde yazarlık, tribüne oynama sanatı. Ki aslında tam tersidir; tabancayı kafana dayamaktır yazmak.
Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası gerçekleştirdiği “mucize” benim de ilgimi çekmişti bir aralar. Bu konuda birçok kitap okuduğumu hatırlıyorum. Şu ünlü “Daha az avukat, daha çok mühendis” sloganı örneğin. Askerler Japon mucizesini pek sevmezler. Tek başına Japonya örneği bile güçlü askerlerin yaratacağı felaketin ve güçsüz ordunun getireceği refahın kanıtı olabilir.
“Japon mucizesi” kolay açıklanabilir bir şey değil. Ama bence en temelinde tek bir cümleye bağlı bu başarı: “Yenilgiyi kabullenme.”
“Solcuyum” demekle solcu olunabilinir mi? Türkiye’de kendine “solcu” diyen bildiğin kafatasçı faşistler bile var.
Yine de her nevi solcuyu; en faşistinden en komünistine kadar neredeyse hepsini; taban tabana zıt gibi görünen cümle solcu milletini birleştiren tek bir söz bulabiliriz: “Yenilgiyi kabul etmemek.” Yani sürekli patinaj.
20 yıl kadar önce bir miting. Topu topu 40 kişi var ya da yok. Polis, eylemci sayısının en az iki katı. Âdet olunduğu gibi hiçbir uzlaşmaya girilmiyor, amaç araç haline dönüşüyor ve irade birden- bire yine en bıçkın, en aptal, en kör kişilerin eline geçiveriyor. Sonuç; içeri alınma, dayak, esnaftan işitilen küfür vs vs... Taş attın da bir tek kuşu bile ürkütemedin, hatta güldürdün; ne oldu şimdi?
Hiç sorun değil. Ertesi hafta bu olay üniversite yayınlarında “500 eylemcinin gösterisi” olarak yazılıyor. Ertesi yıl, olayın yıldönümü geldiğinde “geçen yıl yapılan 3.000 kişilik bir kitle eylemi” diye yazılıyor. Bir yıl önce o eylemde olan bir arkadaşım nargileden kafası bulanmış olacak; “Abi nerde o eski eylemler, geçen yıl 5.000 kişi toplamıştık, şimdi 40 kişi anca oluruz” diyor. Bugün sorsam, bileşik faizle milyonu bulmuştur rakam.
Yenilgiyi kabul etmesek de önemli değil, yazarız bir “destan” olur biter. Nasılsa sadece kendi gazetemizi okuyoruz öyle değil mi?
Tepede tuhaf bir başlık olmadığı için bu yazıyı ne İçişleri Bakanlığı okur, ne de Medyatava. Yani tamemen biz bizeyiz. O halde bir itirafta bulunayım ve aslında hepimizin bildiği bir gerçeği dile getirmiş olayım:
“AKP bu işi biliyor. AKP başarılı. AKP ekonomiden, günlük hayata kadar pek çok konuda, muadillerinin rüyasında göremeyeceği zaferler elde etti. Elbette ki hataları, eksiklikleri, beceriksizlikleri var ve muhtemelen tüm bu başarıları elde etmesinde zamanlamanın, şansın ve uluslararası düzenin etkisi de çok büyük. Bunları yazıyoruz zaten. Ama bir de skor tabelasına bakalım. Nedir bu skor?
9 yıldır büyüyor Türkiye. Hiç aksatmadan. Global bir krizle ABD dahil tüm ülkeler nakavt olmuşken bile... 20. yüzyıl boyunca yapılan tüm altyapı yatırımlarından daha fazlası 10 yılda bitirildi. Sivil haklar 10 yıl önce düşünemeyeceğimiz düzeyde.
Benim görevim iktidarı güzellemek değil, eleştirmek. Bunu yaparken de konu sıkıntısı çekmem mümkün değil. Öte yandan bağnazlığın ve tek boyutlu düşüncenin de bir iktidarı var. Ve bu iktidarı da eleştirmek gerekiyor.
Hadi itiraf edelim. İstanbul’un bir ucundan girip öteki ucundan çıkan tüneller, en ara sokaklarda bile tertemiz yollar, sübvanseyle kayırılmayla yapılmış bile olsa, Londra’da bile görülmeyen birçok detay etkileyici değil mi?
Elazığlı bir Kürt taksici arkadaşla konuştum. O arkadaşın harika cümlelerle anlattığı makul düşünceler, 15 milyon Kürt’ün 12 milyonunun anayasaya ‘evet’ demesini sağlamayacak mı?
O zaman BDP yenilmiş olmayacak mı? ÖDP 10 yıl önce aldığı oyun yarısına razı, bu bir yenilgi değil mi?
Geçen hafta dostumun Antalya’da açtığı kahvaltıcı dükkânına uğradım. Garsonlar mutsuz, müşteriler mutsuz, dostum mutsuz, ayaklarımızın arasında dolaşan kediler bile mutsuz.
‘Gitmedin di mi Emirgan Sütiş’e’e dedim. Gitmemiş. Gitmediği için de öğrenmemiş. Bu arkadaşımın iyiliğinden ve zekâsından zerre şüphem yok. Ah bir de Japonlardan ders çıkarsa; inancını hep korusa da, inadından vazgeçse.
Emirgan Sütiş’e gidin. Boğaz kıyısında bulabileceğiniz en ucuz, en kaliteli, en hızlı, en çeşitli ve en lezzetli kahvaltıyı yiyin. Bitişikteki Sabancı Müzesi’nin arı mıknatısı bitkileri, sizi karpuz istemekten alıkoymasın. Karpuzla beraber arı kovan minik bir tütsü bile geliyor masanıza.
Emirgan Sütiş, AKP’nin vitrini. Kahvaltıcı dükkânı açmak istiyorsan, burada bir çay içmek zorundasın. Detroit’e giden Hiroşimalı mühendis gibi, gördüğün her ayrıntıyı ezberlemek ve her şeyi öğrenmek zorundasın.
Bir Japon atasözü okumuştum: ‘Ne kin tut, ne de unut’ diye.
Hiçbir şeyi unutmayı önermiyorum.
Eğer AKP’yi yenmek istiyorsak, destanlardan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Söylemek istediğim sadece bu.”


