Google Play Store
App Store

Çok uzun zaman önce, paralel bir evrende, bizimkinin çok benzeri bir gezegende, cahiller yönetici, masumlar tutukluyken çok güzel bir ülke varmış. Bu ülkenin peri kızlarını kıskançlıktan çatlatan, cinlere bile doğru yolu gösteren güzelliği dillere destanmış. Yıllar boyunca tüm prensler, sultanlar, tüm kral ve kraliçeler, firavunlar, daha da yetkililer, tüm gizli ve açık nanbaynıri liderler bu ülkeye hizmetkar olmaya değil, hükümdar olmaya can atarmış…

Ülke o kadar güzelmiş ki, sadece aç gözlü, hırs ve güç sarhoşluğundan müptezel ve bağımlı hale gelmiş insanlar değil, o gezegendeki en güzel ağaçlar, en güzel balıklar, en tatlı sesli kuşlar, en sevimli kediler, en can dostu köpekler, en güzel gözlü geyikler, alacalar, öpünce prense dönüşen kurbağalar, en lezzetli mantarlar, en verimli deniz çayırları, en kadirşinas yengeçler, en babacan kaplumbağalar, en iyi huylu yılanlar ve daha adını saymaya üşendiğim yüzbinlerce farklı türde canlı bu ülkeye kapağı atmak için çabalayıp, evrim ağacının dallarını yüzbinlerce yılda tırmanarak gezegenin en güzel yerinde yerlerini kapmışlarmış…

Amma velakin, cümbür cemaatin diline düşen bu ülkeye bir gün nazar değmiş. Hem de öyle kötü, öyle fena, öyle başa bela bir nazarmış ki, hangi üfürükçü gelse, hangi büyücü okuyup üflese, ülke bir türlü kendine gelemiyormuş. Ülkenin bu kötü hali son yıllarda artık herkesi üzmeye başlamış. Ülke o kadar verimli ve zenginmiş ki, ülkenin varını yoğunu kaybetmesi bile yıllar sürüyormuş çünkü. Halk da rahat, hep 50 liralık alıyormuş uzay benzinini.

∗∗∗

Vatandaşlarından biri bir gün sokakta arkadaşıyla yürürken, arkadaşına “Bu ülkeyi kim idare ediyor yahu?” diye bir soru sormuş. Nasıl olduysa bu soruyu sokakta duyan başka vatandaşların da soru sorulan arkadaş gibi içlerine bir huzursuzluk çökmüş… Çünkü o zamana kadar kimsenin bu soruyu sormasına ihtiyacı yokmuş ama masal bu işte normalde olsa sürekli sorulması gereken bir soru. Anlattığım ülke o kadar büyülü bir ülke, lütfen konudan sapmayalım. Kim yönetiyor bu ülkeyi?

Vatandaşlar arasından hemen bir gönüllü ekibi kurulmuş. İçinde öğrenciler, doktorlar, gazeteciler, alanı ekonomi olanlar, avukatlar ve serpme bilim insanlarının bulunduğu bu arama ekibi, çalışmalarına başlamış. Amaç ülkenin neden birden bire cin çarpmış gibi elinin ayağının birbirine dolanmasının sebebini bulmakmış.

Bilim adamları en bilimsel bilimlerini çalıştırmış, öğrenciler hızlı bir şekilde eğitimlerini tamamlayıp sloganlar atarak mezuniyetlere katılmış, alanı ekonomi olanlar parasız kalıp sağa sola borç takmış, gazeteciler ise isimlerinin yanına mesleklerini belirten heştegler almış. Sonunda konsey raporunu hazırlamış ve neyin yolunda gitmediğini tespit etmişler.

∗∗∗

Heyetin sunumu ertesi gün büyük bir meydanda yapılmış. İncelemelere göre aslında işleri sadece işlerini yapmak olan bir takım açgözlü yönetici nedense bir noktada işi gücü bırakıp kendi cebinin, yetkisinin peşinde koşmaya başlamış. E haliyle daha yukarılarda da yazmıştık, bir şey size keyif veriyorsa, ona bağımlı olmanız ya da olmamanız arasında irade denilen ince çizgi vardır. Bu açgöz tayfa, günden güne semirdikçe, keyfini daha çok almış, daha çok semirmek istemiş… Kul hakkı, yetim hakkı (tüyü bitsin bitmesin fark etmez ama tüyü bitmemişinki bambaşka diyorlar) ve komşumuz Hakkı’yı yemeden, kendilerine gelemez hale düşmüşler.

O da yetmemiş, kendisinden farklı düşünenler semirmesin, hayattan keyif almasın diye kendinden ötekilere de öfkelenmiş. Öfke bağımlısı bir toksikoman gibi öfkelendikçe öfkelenmiş. Açgözlüler, öfkenin o kadar bağımlısı olmuş ki, mesela bugün öfkelense, ertesi gün önceki gün kadar öfkelenmek onu kesmezmiş. Önce bir kesime öfkelenirken, günün sonunda geldiğimiz noktada kendisi dışında her şeye öfkelenebilen, kendisi dışında kimseyi sevemeyen tuhaf bir varlık haline gelmiş. Zamanla bu ekip tek bir oluşum haline gelmiş. Karanlık tarafa geçmiş mercan resifi gibi düşünün ama mercan resifinde hayat varken, bu tam tersine kendisi dışında hiçbir şeyin yaşamasına tahammül edemiyormuş.

Öğrenciler, bilim bireyleri, kadınlar mı kızlar mı yoksa ülkenin yasakladığı ve sevmediği tüm ötekiler bu hayatın düşmanı yaşayan varlıktan nasıl kurtulacaklarını düşünürken, bir gün olanlar olmuş, bu tuhaf organizma kendini de sevmemeye başlamış. Kötülüğünün, hırsının ve açgözlülüğünün çekim alanında ufalmış, ufalmış, ufalmış, bir uğur böceği boyutuna gelmiş. Zaten o boyuta gelince en fazla uçunca anneniz size terlik pabuç alıyor. Uç artık güzel böcek.