En iyileri kendisi için seçen sistem
Önceki yazılarımdan birinde “Çin Komünist Partisi'ne (ÇKP) üye olmak belki dünyanın en prestijli üniversitelerinden birine kabul edilmekten daha zordur” diye yazmıştım. Her yıl 20 milyon insanın başvuru yaptığı fakat çok az sayıda insanın kabul edildiği bir üyelik sürecinden bahsediyorum.
ADAY ÜYELİK
“Aday üyelik” başvurusuyla başlayan parti üyeliği hayali, başvuranların büyük bir kısmı için gerekli ölçütleri karşılamadıkları gerekçesiyle bu adımda son bulur. Başvuru yapanın mesleki olarak alanının en iyilerinden olması, yaşadığı çevre sakinleri ve yerel parti örgütü tarafından çeşitli nitelikler açısından tavsiye edilmesi, kendisi ve yakın çevre-aile bireylerinin adli sicil kaydının temiz olması, öğrenmeye ve görev almaya istekli olmak, çalışkan olmak, yerel parti kadrolarından bir mentörün gözetiminde 40 saatlik temel gelişim eğitimini (parti hakkında temel bilgiler) tamamlamak vs. diye uzayıp giden bu sürecin sonunda üyelik hayali ya son bulur ya da aşağıdan yukarıya doğru birkaç kademeden geçerek gelen raporu değerlendiren ÇKP üst yönetimi başvuru sahibini üyeliğe kabul eder.
ÜYELİK VE SONRASI
Bu adımdan sonrası yükselme sürecidir ki, böyle bir niyeti olan biri için oldukça çetin bir yolculuktur. Yükseldikçe partiye bağlılık, parti tabanıyla ve halkla ilişkiler, parti disiplini, ideolojik ve mesleki yetkinlik, çalışkanlık, başarılı olmak vs. gibi özellikler çok önemli sınama-değerlendirme ölçütleri haline gelir. Geçmiş yıllarda ÇKP üst düzey yöneticilerinin çocuklarının partiye kolayca üye yapılmaları ve hızlı yükselmeleri (bu kişilere “Parti'nin prensleri” yakıştırması yapılırdı) gibi güç istismarı konuları son 15 yıl içinde büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Parti üyesi bir tanıdığım, sıradan parti üyeliği (kendisi de öyle) için “Tek ödülü bir olay olduğunda herkesten önce olay mahallinde görevinin başında olmaktır” dedi. Bir de, onun bahsetmediği, kamu hizmetlerinde bazı önceliklere sahip olmak gibi bir avantajı var.
TARİHTEN ALINAN MİRAS
Yukarıda ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığım bu sınama-değerlendirme süreci aslında büyük ölçüde Çin'in imparatorluk geçmişinden alınan bir miras. Memurların aile veya siyasi bağlantılara göre değil liyakate göre (meritokrasi) seçilmesini sağlayan bu “İmparatorluk Memuriyet Sınav Sistemi” ms. 650-1905 yılları arasında (kurulup-yıkılan her hanedanlıkta), 1255 yıl boyunca bazı değişiklikler geçirerek varlığını sürdürdü. En iyileri imparatorluk memuru olarak seçmek için tasarlanmış bu sistem 1905'te kaldırılmasına rağmen ruhu günümüzde üniversite seçme sınavı (Gaokao), lise giriş sınavı (Zhongkao) ve mezuniyet sınavı (Huikao), memuriyet giriş sınavı ve özellikle ÇKP üyelik, yükselme ve terfi prosedürleri kılığında yaşamaya devam ediyor.
İMPARATORLUK MEMURU
Eleştirilerin hedefi olup gözden düşmeye başladığı imparatorluğun son yüzyılına kadar elit ailelerin erkek çocuklarının ve daha alt sınıflardan gelen ve iyi bir eğitim alabilmiş bazı şanslı gençlerin hayallerini süsleyen bir eşsiz fırsattı. O günlerde yazılanlara bakılırsa, en üst sınıfa atlamak, dokunulmazlık ve saygınlık kazanmak ve refah gibi ancak rüyada görülebilecek “yırtma fantezileri” neredeyse her adayın (başarısız olma endişesi yüzünden) ürkekçe inşa ettiği bir umut dünyasıydı. Kayıtlara göre iki yılda bir yapılan sınava 2-3 milyon civarında aday katılıyordu. Bazıları için mutlu sonla biterken katılan adayların büyük çoğunluğu için sonuç sınav başarısızları ordusuna eklenmek oluyordu. 1850-64 yılları arasında 14 yıl süren, 17 eyaleti yerle bir eden ve tahmini 20 milyon cana mal olan Taiping ayaklanmasının lideri Hong Xiuquan da bu sınav başarısızları ordusu içinden çıktı (sınava üç kez girmişti).
ALT SINIFLARI ELEYEN ELEK
Sınava girmek için öncelikle yeterlilik almak gerekiyordu. Bunun için başlıca iki koşul vardı: (I) Klasik Çince (eski Çince) bilmek ve (II) yerel halk ve ileri gelenleri tarafından tavsiye edilen biri olmaktı. Kamu okullarının olmadığı imparatorluk toplumunda eğitim, “üstün klasik eğitim” olarak soylular ve tüccarların tekelindeydi. Kültürel kaynakların yerel seçkinlerin tekelinde olması bu ailelerin çocuklarını sınavda test edilen klasik metinleri okuma, anlama ve yorumlama becerileri açısından avantajlı kılıyordu. Bu nedenle, daha alt sınıflardan gelenler için klasik Çince öğrenebilecek bir eğitim almak “tavsiye edilen biri” olmaya kıyasla daha büyük bir zorluktu. Dolayısıyla, eğitim müfredatı, zorlu dil gereksinimleri ve tavsiye edecek yerel ileri gelenlere ulaşma ve rızalarını alma güçlükleri, alt sınıflardan gelenleri seçim sürecinin dışında bırakan bir elek işlevi görüyordu ve ancak çok az bir kısmı aday havuzuna dahil olabiliyordu.
VE SINAV
Sınavda adayın eline tutuşturulan klasik edebiyat ve (Konfüçyüs, Tao, Mengzı öğretileri gibi) felsefe metinlerini okuması, yorumlaması, sorulan sorulara sınav komisyonunu etkileyici cevaplar vermesi ve güzel bir resmi çağrıştıran el yazısıyla eski dilde (klasik Çince) etkileyici metinler yazabilmesi gerekiyordu.
1400'lü yılların başlarından itibaren sınavların yapılış biçiminde olmasa da, içeriğinde anlamlı bir değişiklik ortaya çıktı: Konfüçyüsçü öğreti, adayların yeterliliğini değerlendirmede başat ölçüt basamağına yükseldi. Çünkü (yeni) Konfüçyüsçülük artık bir felsefi öğreti olmaktan daha fazlasına dönüşmüş ve Ming Hanedanlığı’nın (1368-1644) imparatorluk ideolojisi (ortodoksi) haline gelmişti. Bir sonraki imparatorluk, Qing Hanedanlığı da bu ortodoksi üzerine inşa edildi. Dolayısıyla, memuriyet sınavı artık adayın klasik edebiyat ve felsefe konusundaki yeterliliğini değil imparatorluk ideolojisine hâkimiyetini ve bu konudaki yetkinliğini ölçüyordu. Yani adayda aranan özellik bilgi yerine ideolojik donanım olmuştu.
SINAV BAŞARISIZLARI
İmparatorluk memuriyet sınavları bazıları için mutlu sonla biterken katılan adayların büyük çoğunluğu için hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. Sınava defalarca girip başarısız olan Pu Songling (1640–1715), sınav sistemini parodileştiren öykülerinde sınavların amansız makinesinde sıkışıp kalanların yaşadığı sıkıntıları yazar. Aşağıdaki “Bir Adayın Yedi Benzerliği” adlı en ünlü eserinde mizahi bir dille bir adayın portresini çizer:
Memuriyet sınavına giren bir aday yedi şeye benzetilebilir. Sınav salonuna çıplak ayakla ve elinde bir sepetle girdiğinde bir dilenci gibidir. Yoklama alma sırasında, memurlar tarafından azarlanıp onların astları tarafından aşağılandığında bir mahkûm gibidir. Kendisine sağlanan hücrede başı ve ayakları kabinden dışarı çıkmış halde yazarken, sonbaharın sonlarında üşüyen bir arı gibidir. Sınav salonundan çıktığında o sersemlemiş haliyle değişmiş bir evren gördüğünde, kafesten çıkmış hasta bir kuş gibidir. Sonuçları beklerken diken üstündedir. Bir an başarıyı hayal eder ve anında muhteşem konaklar inşa edilir. Bir başka an başarısızlıktan korkar ve bedeni bir cesede dönüşür. Bu noktada esaret altındaki bir şempanze gibidir. Sonunda atını dörtnala süren haberciler gelir ve başarılı adaylar listesinde isminin olmadığını söylerler. Teni kül rengine döner ve vücudu hareket edemeyen zehirlenmiş bir böcek gibi sertleşir. Hayal kırıklığına uğramış ve cesareti kırılmış bir halde sınav görevlilerini körlükle itham eder ve sistemin adaletsizliğini suçlar. Bunun üzerine, masasının üstündeki tüm kitaplarını ve kâğıtlarını toplayıp ateşe verir; fakat bununla tatmin olmaz ve geride kalan külleri de çiğner. Yine tatmin olmaz ve külleri pis bir çukura atar. Dağlara giderek içine yuvarlandığı dünyadan vazgeçmeyi düşünür ve sınav makaleleri hakkında kendisiyle konuşmaya cesaret eden herkesi uzaklaştırır. Zaman geçtikçe öfkesi yatışır ve memuriyet özlemi depreşir. Yumurtadan yeni çıkmış bir kumru gibi yuvasını yeniden yapar ve süreci bir kez daha başlatır.”


