Google Play Store
App Store

Devletin anayasal ödevlerinden biri, vatandaşın sağlıklı ve güvenli koşullarda barınma hakkının sağlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda sosyal konut üretimini yeniden ele almalıyız. Özellikle kırılgan gruplar başta olmak üzere yurttaşın dayanıklı, nitelikli, sürdürülebilir ve erişilebilir konuta ulaşmasını sağlamak zorundayız.

Erişilebilir sosyal konut
Fotoğraf: Depo Photos

Ramazan GÜLTEN*

Önceki yazımda inşaat sektörünün içine girdiği krizden çıkmak için gösterdiği çaba içinde yurttaşın hem konut edinme hem de kiralık konutlarda yaşadığı krizi ele almıştım. Barınma sorununun, bütünlüklü bir konut politikasının içinde sosyal konut politikası ile ele alınması gerektiğini belirterek sosyal konut politikası tartışmasını bir sonraki yazıda ele alacağımı da belirtmiştim.

Bu yazı ile yurttaşın yaşadığı barınma sorununun sosyal konut politikası ile nasıl çözülebileceğini ortaya koymayı ve bir tartışma başlatmayı arzu ediyorum.

İBB’de göreve geldiğimiz günden itibaren kentleşme, barınma, dönüşüm, güçlendirme ve inşaat süreçleri gibi birçok konuda hem uygulanabilir verimli yöntemler geliştirmeye hem de bu alanlarda var olan mevzuatı geliştirmeye çaba gösterdik. Kiralık Sosyal Konut çalışması da bu çabanın bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bu çalışmayı yürüten, katkı veren güzel insanlara şimdiden teşekkür ederek başlayalım.

Ancak bu çalışmaya geçmeden sosyal konut politikasına tarihsel bir perspektiften bakmak ve günümüzde sosyal konuta bakışın ne durumda olduğunu ortaya koymak tartışmayı zenginleştirecektir.

TARİHSEL ÇERÇEVE

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı işgale uğramış, İtilaf Devletleri tarafından bölüşülmüştü. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu işgali Kurtuluş Savaşı’yla tarihin çöplüğüne atmış ve Kurtuluş Mücadelesini Cumhuriyet’le taçlandırmıştı. Genç Cumhuriyet, hem 1. Dünya Savaşı hem Kurtuluş Savaşı’nın yorgunluğuyla öncelikle başkent Ankara‘yı modern bir kent olarak planlamaya ve ülkenin çeşitli yerlerinde ulusal kalkınmanın parçası olacak fabrikalar açmaya başladı. Ankara’da memurların barınması için Saraçoğlu Mahallesi gibi sosyal konut projeleri geliştirilirken, örneğin Bursa Merinos Fabrikası’nda çalışan işçiler için Şükraniye Mahallesi’nde işçi konutları yaptı. Zonguldak Taş Kömür İşletmesi ve Ereğli Demirçelik Lojmanları barınma temelli sosyal konut projeleri olarak sayılabilir. Çeşitli memur kooperatifleri ile Emlak ve Eytam Bankası’nın kurulmasıyla barınma sorunu kamu denetiminde planlı bir şekilde çözülmeye çalışıldı.

Demokrat Parti dönemine geldiğimizde ise Truman Doktrini, Soğuk Savaş’ın başlaması Sovyetler Birliği’ne karşı bir cephenin tahkim edilmesi için Marshall Yardımları ülkemiz kentlerinin yeni belirleyicisi oldu. Marshall Yardımları ile gelen yabancı sermaye, kentlerde hızlı bir sanayileşme ve kırdan kente göç hareketinin kontrolsüz ve plansız olmasına neden oldu. Bu göçmen işçinin barınma sorununun çözümü yine işçiye bırakıldı ve büyük kentlerde gecekondulaşma başladı. Kentsel dokuya daha çok bulvarlar açarak müdahale eden idare, sanayi işçisinin barınma sorununun kendi kendine çözmesini bekledi. Fakat 1950 yılında belediyelere, ‘konut yapma ve ihtiyaç sahiplerine satma’ yetkisi verilmesi üzerine de bir yasal düzenleme yapıldı. 1980’e kadar gecekondu ve yap-sat yöntemiyle, barınma ihtiyacının yine yurttaşın kendisi tarafından çözülmesi beklendi.

12 Eylül sonrasında ithal ikameci üretim biçiminden serbest piyasa ekonomisine geçişin, birçok alanda olduğu gibi imar alanında da çok ciddi etkileri oldu. Önceki dönem gelişen gecekondu alanları ıslah yasasıyla yasallaştı. Kentlerde daha çok hissedilen nüfus artışı ve barınma sorunu kooperatifleşme, kamunun ucuz ve ücretsiz arsa temini gibi önlemlerle çözülmeye çalışıldı. TOKİ önemli bir aktör olarak Emlak Konut ile birlikte yurttaşların sabit taksitle konut sahibi olabilecekleri uydu kentler kurdu. Uydu kentler ve neredeyse bütün Anadolu kentlerinde bir konut üretim şekli haline gelmiş kooperatifleşme bir anlamda sosyal konut projeleri niteliğini aldı.

2000’li yıllar, derin ekonomik krizin etkileri neoliberal politikalarla birleşince inşaat sektörünün başat olduğu bir ekonomik model uygulandı. Bu yıllarda parçacıl plan değişiklikleri ile kentsel dokunun tahrip edildiği gecekondu önleme bölgelerinin, kent merkezlerindeki stadyumlar, hastane alanları, eğitim alanları, büyük kamusal alanlar ile kıyı alanlarının plan değişiklikleri ile konut ve ticaret alanlarına çevrildiğini görüyoruz. Bu plan değişiklikleri ise hasılat paylaşımı projeleri, kamu mülkiyeti gibi etkenlerle Emlak Konut, TOKİ, belediyeler, Bakanlık ve büyük inşaat şirketlerinin içinde yer aldığı bir ortamda yapıldı.

Bu dönem TOKİ ülkenin çeşitli kentlerinde hem hasılat paylaşımı projeleri geliştirdi hem de kura yöntemi gibi yöntemler kullanarak alt ve orta gelir grupları ile dezavantajlılar için konut üretimini sınırlı da olsa yaptı. Bu sayede bir önceki dönem olan 1980’li ve 1990’lı yılların uydu kent ve kooperatifleşme yöntemi ile yapılan üretimi geçmeye çalışmıştı.

2010’lu yıllarda hem TOKİ’nin hem de inşaat şirketlerinin yaptığı konut üretimleri, görece yurttaşın ekonomik durumu ve banka kredilerinin uygunluğu ile ipotekli satışların artması ile zirve yaptığını söyleyebiliriz.

GÜNÜMÜZDE TOKİ / EMLAK KONUT GYO

Bu tarihsel özetten sonra bugüne geldiğimizde 2017’de yaşanan krizin derinleşmesi ve enflasyonun hayatımızdaki yerinin git gide kalıcı hale gelmesi, pandemi ve 6 Şubat Depremleri Bakanlığın politikasında olmasa da söyleminde değişikliğe neden oldu.

Bakanlık son dönem açıklamalarında TOKİ projelerinde kira dengesini sağlamak amacıyla kiralık konut kontenjanları ayıracağını ilan etti. Bu yeni uygulamayı kiralık konut sorununu çözmese de olumlu bir adım olarak değerlendirmek gerekir. Fakat Bakanlık Kanal İstanbul güzergahında İstanbul’un en önemli su kaynağı olan Sazlıdere Barajı’ndaki planları ‘sosyal konut’ olarak onayladığını ve ihaleye çıktığını söylüyor. Kişi başına 50 m² inşaat alanı oranı sosyal konutlarda değil villalarda, lüks konutlarda kabul edilen bir alan oranıdır. Planların içeriğinde lüks konut hesapları kullanıp, başlıkta ‘sosyal konut’ ifadesini kullanmak, sosyal konut kavramının içini boşaltmaktır.

SOSYAL KONUT NEDİR, NE ÖNERİYORUZ?

Genel tanımı ile sosyal konut: merkezi ve yerel yönetimlerle kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlar tarafından, dezavantajlı gruplar (işsiz, göçmen, engelli, mülteci, yaşlı vb.), dar ve orta gelirli vatandaşlar için kiralık ve satılık olarak üretilen; donatıları, çevresi, teknik altyapıları ile birlikte bir bütün olarak planlanmış konuttur. Toplumdaki dezavantajlı grupların barınma sorununu kalıcı şekilde, minimum maliyetle veya ücretsiz olarak çözülmesi olarak da tanımlanabilir.

Devletin anayasal ödevlerinden biri vatandaşının sağlıklı ve güvenli koşullarda barınma hakkının sağlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda sosyal konut üretimini kamu olarak içini boşaltmadan yeniden ele almalıyız. Özellikle kırılgan gruplar başta olmak üzere yurttaşın dayanıklı, nitelikli, sürdürülebilir ve erişilebilir konuta ulaşmasını sağlamak zorundayız.

Bu bakış açısıyla İBB bünyesinde ‘Kiralık Sosyal Konut Yönetmeliği’ çalıştık. Soruna bütüncül yaklaşmak ve çözebilmek için de tıpkı kentsel dönüşüm konusunda olduğu gibi, kamunun ve bütün aktörlerinin konuya siyaset üstü bir yaklaşım ve hassasiyetle eğilmesi gerekiyor.

Kiralık sosyal konutun nasıl olacağını, hayata nasıl geçirileceğini kısaca özetlersek:

1. Kamu öz kaynakları ile yapılan konut üretiminin bir kısmı ‘Kiralık Sosyal Konut’ olarak ayrılacak,

2. Kentsel dönüşüm projelerinde konutların bir kısmı ‘Kiralık Sosyal Konut’ olarak ayrılacak,

3. İdarenin gelir getirici konut üretimlerinden elde edilen gelirin bir kısmı, ‘Kiralık Sosyal Konut’ hesabına aktarılacak,

4. İdarenin hissesi olan parsellerde yapılacak projelerde gelirin bir kısmı ‘Kiralık Sosyal Konut’ hesabına aktarılacak,

5. İmar planları ile verilmiş olan emsal artışlarından, artış miktarına göre belirlenen metrekarelerde bağımsız bölüm, ‘Sosyal Konut’ olarak kullanılacak veya hesaplanacak bedel ‘Sosyal Konut’ hesabına aktarılacak.

Bu araçlarla idarenin elinde dezavantajlı yurttaşların ve öğrencilerin kullanabileceği, yaşam kalitesi yüksek, nitelikli ve depreme dayanıklı konut stoku oluşacak. Böylece hem piyasadaki kira artış oranlarına doğrudan müdahale edilmiş hem de haksız zenginleşmenin önüne geçilmiş olacak.

İstanbul Planlama Ajansı‘nın (İPA) önceki açıklamalarından da hatırlanacağı üzere İstanbul, konut açığı olan bir kent değil. Tam tersine, boş konutlarıyla arz fazlası olan bir kent. Sosyal konut çözümlerinde mutlaka bu boş konutlarla ilgili de etkili önlemler almalı ve uygulamalıyız.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi emekçileri tarafından hazırlanan bu çalışmalar sadece İstanbul’a özgü çalışmalar değiller. Bazı uyarlamalarla bütün ülkede uygulanabilecek çalışmalar olduklarının altını çizmek gerek. İhtiyacımız olan şey, sorunları şeffaf biçimde ortaya koymak ve kamucu bakış açısıyla çözümler üretmek.

*İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı, Marmara Kapalı CİK, 9 Nolu Cezaevi A-37 Silivri