Erken Çocukluk Döneminde Dini Eğitime Gelişimsel ve Psikanalitik Açıdan Bir Bakış

Nesli Zağlı
Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud, “Bilgi bir güçtür; ancak bu gücün tek kaynağı akıl ve deneyimdir. İnsanlık çocukluk döneminin illüzyonlarını terk edip ‘gerçeklik ilkesine’ boyun eğdiğinde özgürleşecektir” der. Bu bakış açısını baz aldığımızda çok kritik bir gelişimsel evre olan 0-6 yaş arasında çocuklara sunulacak her türlü bilginin niteliği büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere pek çok devlet kurumunun erken dönem din eğitimine çok daha yoğun olarak odaklandığını yapılan uygulamalardan görebiliyoruz. Erken dönem Kuran eğitimleri, okulöncesi dönemde dini eğitim ve uygulamalar, pedagojik yönüyle hazırlanmış dini etkinlikler derken son olarak 2026 yılı Ramazan ayı için özel olarak okul çocuklarının evdeki Ramazan etkinliklerini takip edip paylaşması gibi bir uygulamaya da şahit olduk. Devletimiz çocukların sınıf arkadaşlarının dini yaşantısının farkında olmasını, bu şekilde din dışı hayatları tespit edebilmelerini ve ayrıştırabilmelerini (ayrımcılık) planlıyor olmalı. Kısaca bu uygulama hepinizin tahmin edebileceği gibi laiklik dışı bir müdahale olup minicik insanların zihinlerini en erken dönemde dini olarak eğitmenin ötesinde bir risk oluşturmaktadır.
Zihinsel Gelişim Kuramları içinde psikolojide en etkin olan kuram Jean Piaget’nin Zihinsel Gelişim Kuramıdır. Onun kuramına göre 0-6 yaşlar arası çocuklar Duyusal Motor Dönemi (0-2 yaş) ve İşlem Öncesi Dönem (2-7 yaş) olarak iki ayrı dönem yaşarlar. Dini eğitimin entegre edilmeye çalışıldığı İşlem Öncesi Dönemde çocuk zihinsel olarak benmerkezcidir. Cansız nesnelerin duyguları olduğuna inanır, maddenin sürekliliğini kavrayamaz ve odak noktası olarak belirlediği şeyden ayrılamaz. Ancak Somut İşlemler Dönemi (7-11 yaş) denilen evrede mantıklı düşünme başlar ve benmerkezcilikten kurtulur. Din gibi soyut düşünme gerektiren konulara hâkim olabileceği dönem ise 11 yaşından sonra Soyut İşlemler Dönemiyle başlar. Bu yaştan önce çocuk hipotetik (varsayım üretme) düşünemez, soyut kavramları anlayamaz, göreceli kavramları (ör: din) anlayamaz. Bu zihinsel gelişim varsayımına dayanarak çocukların 0-6 yaş dönemi gibi bir dönemde formal bir din eğitime hazır olmadığını söyleyebiliriz. Eğer amaç çok erken yaşlardan başlayarak dini bir altyapı oluşturmaksa bunun muhatabı direk çocuk değil de ailesi olabilir. Aile yeterli değil, her kanal kullanılmalı deniyorsa da bu yaş çocuğunun zihinsel ve ruhsal kırılganlıkları gözeterek çok dikkatli yapılmalı.
Gelişimsel açıdan 0-6 yaş dönemi zihnin ve ruhsal dünyanın en hızlı geliştiği, kırılgan ve gelecekteki kendiliğe etkisi en çok tanımlanmış dönemdir. Freudyen kurama göre oral, anal ve fallik dönemlerden oluşan erken çocuklukta çocuğun maruz kaldığı ebeveyn pratiklerinin yarattığı “duygu” en önemli bilgi kaynağıdır. Yani bu yaş çocuklarında “salt bilgi” olarak sunulan şeyler silinip giderken, onların yarattığı duygu gelişimsel olarak bireyin ruhsal oluşumunu etkiler. Yine bu dönemde çocuk dürtülerini kontrol etmeyi öğrenir ve bunun yolu “süblimasyon” dediğimiz yüceltme mekanizması vasıtasıyla mümkün olur. Bu devrede yüceltilen şey ebeveynlerin ruhsal dünyaya tanıttığı kurallardır. Eğer dinsel bir öğreti bu dönemde devreye sokulursa Tanrı kavramı ve dinsel öğretiler bu yüceltmenin zeminini oluşturacak ve dinin doğası gereği kural koyucu ve yargılayıcı yapısı çocukta hatalı bir içselleştirmeye, kaygı ve korkulara neden olabilecektir. Çocuk gelişimindeki bu kritik dönemde çocuğa verilen didaktik bilgi geleceğe yönelik bir dini zemin hazırlayamaz; çocuk kendini çevreleyen psikodinamiklerden etkilenir ve iç dünyasına bakım verenlerle bir özdeşim kurarak alır. Kısacası erken dönem çocuklarına dini eğitim projesi muhtemelen eğitim maksatlı değil de politik bir hamledir. Çünkü çocuk anne ve babasıyla özdeşim kurarak ve model alarak öğrenir. Dindar bir nesil yetiştirmek istiyorlarsa, yetişkinlerinin iman seviyesini arttırmak daha mantıklıdır.
Freud’un dinle ilgili görüşü dinin bir hastalık, çocuksu bir takıntı olduğu yönündedir. Psikanalitik kuramlar içinde dine karşı yaklaşımı daha yumuşak olan kuram Heinz Kohut’un kurucusu olduğu Psikanalitik Kendilik Psikolojisi kuramıdır. Kohut’un kendisi dini çok yüceltmemiş olsa da, din psikologları psikanalitik kendilik psikolojisi kuramını dini araştırmalara sıklıkla uygulamışlardır. Kohut’un yaklaşımı laik bir düzlemde çok önemlidir. Çünkü burada din dogmatik bir zorunluluktan çok bir kendiliknesnesi ihtiyacı olarak sunulmuştur. Dinin yatıştırıcı, kapsayıcı, bütünleştirici bir rol oynaması onu değerli kılmaktadır. Burada şunu vurgulamak istiyorum; çocukların gelişim sürecinde yetiştikleri aile içinde gözlemledikleri inanç ve pratikler çocuk ruh sağlığı için önemli bir rol oynayabilir. Bu noktada “doğal akış” içerisinde olmasının altını çiziyorum. Bu okulöncesi dönemde uygulanan dini eğitim ve müfredatlar temel gelişim sistemine zorunlu giriş yapmış niteliktedir. Üstüne üstlük bunların takibinin yapılması (ör: çocuklardan iftar fotoğrafı istenmesi) dinin cezalandırıcı bir nitelik taşımasına neden olabilir. Din ve dine dair söylemler ve ibret verici hikayeler (örn: kıssa) çocukların dünyasında temel bir suçluluk duygusunun oluşmasına neden olabilir. Kısacası dinin doğal akışında önemli bir bütünleyici yönü olacakken, korku ve kaygı içselleştirilebilir.
Bu yazıyı yazarken laikliği dinsizlikle eşleştiren bakışa da karşı duruyorum. Çocukların bir kültür içinde büyürken dini motiflere ve öğretilere maruz kalması kaçınılmaz. Ancak bunun fazlasını hedeflemek, erken çocukluk dönemini de siyasal İslam’ın rekabet arenasına çevirmek düpedüz sistemik bir kötücüllük. Çocuk ruhsallığı nadide bir yapıdır ve adına toplum dediğimiz şey çocuksuluğun ve çocukluğa dair her şeyin nasıl konumlandığına göre şekillenir. Din gelişimsel bir olgudur ve her çocukluk çağının dinin ne ifade edebileceğiyle ilgili kendine has özellikleri vardır. Hiçbirimiz dinin manevi bir olgu olarak çocuksu hayatın içine sızmasına karşı olamayız. Ama aynı şekilde anlattığımız bu kırılgan ve kolay zedelenebilir döneme siyasi bir dayatma olarak girmesine de müsaade edemeyiz. Din eğitimi formal olarak veya pedagojik unsurlarıyla çocuk gelişim sistemine dahil edilecekse bu mümkünse çocuğun soyut düşünme kapasitesinin geliştiği 11 yaştan sonra yapılmalıdır. İkinci olarak da din eğitiminin ve ona ait unsurların ayrıştırıcı ve yargılayıcı bir tahakküme dönüştürülmemesine dikkat edilmelidir. Biz Fransız yazar Victor Hugo’nun dediği gibi “Dini olanın din içinde, devletin olanın devlet içinde kalmasını istiyoruz”. Bilhassa da konu çocuklar olduğunda.


