Google Play Store
App Store

İhtiyar heyetinin son numarası, adını ‘maarif’ koyup, Türkiye Yüzyılı diye bir şey uydurup, müfredatı bilimsel, akılcı ve çağdaş eğitimden akılları sıra kurtarıp, tarikat ve cemaatlere uygun genç modelini oluşturmak!

Ey genç!
Fotoğraf: AA

Ey genç diye başlık attığıma ve söze başladığıma bakma, sakın bana kulak verme, öğütlerimi dinleme, kendi bildiğini yap, bildiğini oku, başına buyruk ol, hatta şu bu, şapka başlık vesair filan da takma, özgür fikir özgür kafada bulunur ya da açık fikir açık kafada bulunur, hem bunları takmazsan şah, sultan, başkan, padişah, halife, kral filan da takmazsın!

Öğüt falan diye okuma birazdan yazacaklarımı da, günün ‘mana ve ehemmiyetini haiz’, Türkçesiyle ‘anlam ve önemine uygun’ 19 madde yazacağım bugün, ola ki içlerinden birkaçı hoşuna gider, fena da değilmiş ya hu diye okur geçersin!

Yıllar önce, 50’li yaşlarımdayken, bir şair kadın arkadaşımız çıkardığı şiir dergisinde ‘Genç Şaire Mektuplar’ başlıklı bir bölüm yapıyordu. Yaşayan en büyük şairlerimizden, sanıyorum hayattaydı o sıralarda, İlhan Berk, Gülten Akın, Özdemir İnce, Hilmi Yavuz, Sina Akyol, Oruç Aruoba derken sıra bizim yaş kuşağına geldi, yaşıtım ya da kuşakdaşım diyeyim şairlerden de mektup istedi. Pek çok arkadaşım, hem yaşam hem şiir deneyimlerinden yola çıkarak nefis mektuplar yazdılar. Ben genç şair değildim artık, ortayaşlı şairdim ama ben de çok beğendim o mektupları, etkilendim ve çok şey öğrendim.

Sıra bana geldi, ben de mektup yazdım, ama gençlere verilecek öğüdüm olmadığından söz ettim, Şiir Saati’ydi derginin adı, çıkaran da sevdiğim şiirlerin sahibi Gülümser Çankaya. Yayımladı mı yoksa temaya uymadığı için yayımlamadı mı, aklımda kalmamış, sonra bu mektupları bir kitapta topladı, hala varsa okumanızı isterim.

Diyeceğim, gençlere öğüt vermek kadar yanlış bir şey yoktur, insan yaşlandıkça bu dünya her şeye karşın yaşanası gelir ve kolayına ayrılmak istemeyiz ondan. Canımız daha tatlı olur, bazılarımızda bir gençlik aşkı, tutkusu, duygusu başgösterir, eskiden canla başla savunduğumuz, uğruna döğüştüğümüz şeyleri, yüksek sesle dile getirmesek de usul usul yanlış bulmaya başlarız, hatta bazılarımız sözümona şahane bir sözmüş gibi, Bernard Shaw’a ait olduğu söylenen “Yirmi yaşında komünist olmayanın kalbi, kırk yaşından sonra komünist kalanın aklı yoktur” ucuzluğunu pek sevseler de, zannımca onların yirmi yaşındayken de kalpleri yoktur!

Ziya Paşa’nın ünlü beytinin modası hiç geçmedi, şimdi de yine o zamanlardayız: “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!” buyurmuş paşa! Gençliği yıldırmak, kendi yaşlılıklarına benzetmek için ellerinden gelen her şeyi, çoğunlukla da devlet gücüyle yapmaya çalışıyorlar, ‘kindar ve dindar’ kuşaklar yetiştirmek en büyük amaçları, ne var ki gençler inadına özgür, bağımsız ve laik ‘takılıyorlar!’

İhtiyar heyetinin son numarası, adını ‘maarif’ koyup, Türkiye Yüzyılı diye bir şey uydurup, müfredatı bilimsel, akılcı ve çağdaş eğitimden akılları sıra kurtarıp, tarikat ve cemaatlere uygun genç modelini oluşturmak! Böylece ‘Başyücelik Devleti’nin birey olmayan kullarını yetiştirip, onların yönetiminde, dünyayı kadınlar için zindana, herkes için cehenneme çevirmek en büyük istekleri. Kim bilir belki böyle yaparak cennetteki yerlerini hazır ediyorlardır!

Cennet de cehennem de bu dünyadadır, ülkesini cennete çevirenlerle cehennemi yaşatanlar arasındaki kavgadır kavgamız. Gençler de uzun ömürlerinin sonunda eski gençler olarak yaşlanacaklar, ama önce gençliklerini yaşayacaklar! Belki de insanın bu dünyaya geliş nedeni de genç olmaktır!

Öyleyse ey genç diyelim, sen de, düşüncen de, günün de hep genç olsun, kendi dayından başka kimseye dayı deme, ama sana dayılananların da ağzının payını her vesileyle vermeyi unutma! Bu bazen bir dayının ağzına cep telefonunu sokmak biçiminde de olabilir! (19 madde başka bir yazıya!)