Başı dik, gövde gergin bir yay gibi. Adeta atılan her slogana eşlik edercesine yürürdü. Korkuyu yenmiş! İnsan dostlarına yol arkadaşlığı yapıyor. Onlarca kez, İstiklal Caddesini dolduran kalabalığın içinden alkışlandığına tanık oldum!

Eylemci...

Orhan Aydın - Oyuncu

Günün hangi saatinde olursa olsun, Galatasaray Lisesi’nin önünde öyle upuzun yatar bulurdunuz onu. Mevsimlerin önemi yok. Sanki orada doğmuş gibiydi, orada doğmuş ve orada büyümüş. Önünden gelip geçenlere diker gözlerini, tanıdıklarına bakakalırdı. Dostlarının verdikleriyle yetinmesini bilecek kadar alçakgönüllüydü. Lise bahçesindeki kedilerle yemeğini paylaştığına ben tanığım. Gözlerimin önünde yaşlandığını gözlemiştim, daha dingin, ağırbaşlı ve sakin.  

On yıl önce daha genç, daha canlıydı tazı gibi! Çocuklarla oynamayı sever, kuyruk sallayıp gülücükler doldururdu yüzüne. İstiklal’de bir eylem yapılmayagörsün, en önde onu görürdünüz. 

Başı dik, gövde gergin bir yay gibi. Adeta atılan her slogana eşlik edercesine yürürdü. Korkuyu yenmiş! İnsan dostlarına yol arkadaşlığı yapıyor. Onlarca kez, İstiklal Caddesini dolduran kalabalığın içinden alkışlandığına tanık oldum! Dönüp bakmadı bile. 

Gazetelerde, TV haberlerinde görüntüleri yayımlandı, hiç oralı olmadı. O hep kendi halinde kaldı. Hiç böbürlenmedi. Sokağına-caddesine-meydanına-kentine-barınağına-özgür yaşamına sahip çıkan biri olarak, görevini yapmayı sürdürdü. Eylemci Köpek’ten söz ediyorum. 

Adını kendi de bilmez. Her eylemci dostu ona bir ad vermiştir. Bir sokak köpeğinin onlarca adı olması ve hangi ad ile çağrılırsa çağrılsın yanıtlayıp hemen yanınıza gelmesi de şaşılacak şey olsa gerek. Zaten eğer eylem için ordaysanız ve yürüyüşe geçecekseniz çağırmanıza gerek yoktu. O görevini bilirdi. Lise’nin önünden yürüyüşe geçen tüm eylemci gruplara eşlik ederdi. Son durak neresiyse oraya kadar gelir. 

Yürünülen yer, Taksim Meydanı ya da Dolmabahçe olsun onun için fark etmez. Siz son sözü söyleyip dağılana kadar sizinledir. İnsanların dağıldığını anladığında, koştura koştura Galatasaray’daki yerine döner ve yeni bir eyleme kadar da oradan kıpırdamaz. 

O hafta Cumartesi Anneleri eylemine saldırdı polis, onlarca canı gaza boğdular, ters kelepçeyle gözaltı yaptılar, Eylem’inde canını yaktılar. Tüm bedenine-yüzüne-gözüne biber gazı sıktılar. Önce direndi. Dişlerini gösterdi. Sonra önünü görmez olunca, yığıldı caddenin ortasına. Yardım etmek isteyenlere izin vermedi. 

Bu saldırıdan hemen sonra onu görenler, bir sokak köpeğinin acılar içinde kıvranan bir insan gibi nasıl böğüre böğüre ağladığına tanıklık ettiler. Lise’nin kapısı önünde iniltiler içinde saatlerce kıvrandı, sonra kendiliğinden dinginleşti. Önüne konan yiyeceklere aldırış etmedi. Saatlerce su içtiğini gördüm. Kokusuna bile dayanamadığı biber gazını artık biliyor.  

Gerçek dostlarının kim olduğunu aklına yazmış durumda. Korkusuz, gururlu ve başı dik bir dost can çekişiyor. Veteriner sürecinde acısı çoğaldı. Gözlerinde yaşlar, nefes alışında dengesizlik, yürürken sendeleyip yere yığıldığı anlar kahrediciydi. Sonrası bir aracın arka koltuğundan “Hayvan Mezarlığı” denen bir izbelikte toprağa düştü. 

Şimdi yeni bir düşmanlıktan söz ediyor hükümran “uyutacaklar-mış” hepsini. Koca Anadolu’nun her sokağında caddesinde, mahallesinde, köyündeki binlerce cana ölüm fermanı yayınlayacak. Eylemci Köpek gibi yüz binlerce insan dostunu katledecek. İnsaflı-vicdanlı olun diyenler var, “Allah’ın verdiği canı Allah alır” diyenler var.  

İnsan sevgisi olmayanlardan hayvan sevgisi beklemek ne tuhaf. Memleketin taşını-toprağını-suyunu-ağacını-kuşunu talan etmiş bir kepazelikten aman dilemek ne acı. Adaletsizliği adalet kılmış bir dinci-yobaz kafatasçılıktan insaf beklemek kahredici. İnsan katliamlarıyla elleri akılları kanlı bir güruhun hayvan katliamı yapması kimseyi şaşırtmamalı. 

Eşitlik ve özgürlük içinde tüm canlılarla birlikte can cana yaşayacağımız bir ülke için daha çok olmalı, daha çok… daha çok.